Yunan seçimlerinin ertesi günü: Uzo içtikten sonra, sade frape'nin zamanı geldi

Yunan seçimlerinin ertesi günü: Uzo içtikten sonra, sade frape'nin zamanı geldi
Yunan seçimlerinin ertesi günü: Uzo içtikten sonra, sade frape'nin zamanı geldi
SYRIZA'nın seçim başarısından sonra Yunanistan'da ama aynı zamanda Avrupa'nın birçok yerinde şölen vardı. Türkiye'de de solcuların her versiyonu çok mutlu oldu. Bu iki şey gösteriyor: Bir tarafta insanların SYRIZA hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığını, diğer tarafta bu ülkede ne kadar müthiş bir sol özleminin olduğunu. Peki gerçek tablo nasıl? Gelelim Yunanistan'da seçimlerin ertesi gününe.
Haber: VANGELİS KECHRİOTİS (*) - vangelis.kechriotis@gmail.com / Arşivi

O gecenin üstünden 22 sene geçti. 10 Ekim 1993 seçimlerinde, derin bir siyasi krizden çıkan Andreas Papandreou seçimi kazandı ve son hükümetini kurdu. Dönemin genç ve hırslı siyasetçilerden Antonis Samaras kendi partisi Yeni Demokrasi’den ayrılıp Siyasi Bahar diye yeni bir parti kurup Mitsotakis hükümetinin düşmesine yola açmıştı. Sonra da kendisi de partisi de silinip kayboldu, ta partinin bir önceki lideri Kostas Karamanlis onu 17 sene sonra ortaya çıkarana kadar. Samaras martta olacak cumhurbaşkanlığı seçimini aralıkta yaparak bir anlamda dünkü seçimin daha erken bir tarihe alınmasına kendisi sebep oldu. Andreas Papandreou 1993 seçiminde, metresiyle beraber yoksuzluk suçlamalarından olaylı bir mahkeme süreci sonrası aklanarak muzaffer çıktı. O seçimden hafızama en derin izi bırakan Synaspismos partisinin başarısızlığıdır. Bu parti Avrupa Radikal Sol Partisi’nin bir önceki ismidir, yani SYRIZA’nın selefidir. Synaspismos %2,99 oy aldı ve baraj %3 olduğu için, parlamentoya giremedi. Biz de televizyonlara yapışarak sabahladık ve çok üzüldük. Parti için hüzünlü bir gün başlıyordu. Nedir yanlış olan diye soruyordu herkes. Tabii, 1989 krizi sırasında Komünist Partisiyle beraber PASOK’a karşı sağcı Yeni Demokrasi’yle beraber bir koalisyon hükümeti kurdu. Bu karar kendi tabanında bile bir şok yaratmıştı. Tam o yıllar benim o derin geleneğe sahip olan ortama girmeye başladığım dönemdir. Filipos Iliou, Spyros Asdrahas, Antonis Liakos gibi çok önemli tarihçilerle tanışma fırsatım oldu. Fakat onlar farklı nesillerden çok öğrencileri olmasına rağmen, genel politikada önemli bir rol oynamadılar. Dün akşam SYRIZA yine bize gergin bir gece yaşattı. Ama bu defa, parlamentoya girme endişesiyle değil, tek başına hükümet kurabilecek mi endişesiyle. Yine başaramadı. Ama olsun, nereden nereye. Bir de bu sabah haberim oldu. O demin bahsettiğim önemli tarihçilerin öğrencilerinden, benim de hoca ve arkadaşım Sia Anagnostopoulou milletvekili oldu. Parlamentoda bizim gibi insanlar var diye düşünmeden edemedim.

Tabii önceki gece Yunanistan’da ama aynı zamanda Avrupa’nın birçok yerinde de şölen vardı. Türkiye ’de de solcuların her versiyonu, CHP 'lisi, HDP'lisi, ÖDP'lisi (belki TKP'lisi dışında) çok mutlu oldu. Bu iki şey gösteriyor: Bir tarafta insanların SYRIZA hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığını, diğer tarafta bu ülkede ne kadar müthiş bir sol özleminin olduğunu.

Gelelim Yunanistan’da seçimlerin ertesi gününe.

Aslında birçok endişe verici olgu var. SYRIZA koltukların yarısını bile sağlayamamış, dolayısıyla bir koalisyon hükümetine girmek zorunda. Yeni haberim oldu, Yeni Demokrasi’den kopan Bağımsız Yunanlar Partisi hükümete girmeyi kabul etti. Bu parti sağcı, milliyetçi ve göçmen düşmanı. Kemer sıkma politikası karşıtı olmaktan başka SYRIZA ila ortak noktası olmayan bir parti. Dolayısıyla zor bir süreç olacak. Fakat SYRIZA’nın bu en büyük derdi değil. Birçok vatandaşın beklentilerini pompaladıktan sonra, hem mağdur olanların, emeklilerin, işsizlerin ya da işten atılmış olanların taleplerini karşılamak, hem troyka ile yeni anlaşma sağlamak, hem insanların siyasete kaybettiği güveni tekrardan kazandırmak kolay bir olmayacak. Ayrıca, Tsipras’ın etrafında çok güçlü bir ekonomist ekibi (Dragasakis, Lapavitsas, Varoufakis, Stathakis, Milios) dışında, bürokrasi ve iktidar tecrübesi olan az kişi var. Eski yolsuzluktan payını alan siyasi personelinden büyük kısmının tasfiye olmuş olması sevindirici. Fakat yeni dönemin siyasi sisteminde geçmişten kalan önemli bir miras var.

Ülkenin siyasi haritasına bakacak olursak, şöyle bir tablo ortaya çıkıyor. Sağ tarafta üç buçuk parti var. Yeni Demokrasi ne kadar yara almışsa da, hâlâ sağ tabanın en doğal temsilcisidir. Bu seçimde, merkezden uzaklaşarak, belki ondan daha da sağ duran Nazi Altın Şafak partisinden oy koparmak umuduyla, belki daha orijinal bir şey sunamadığı için, seçim kampanyasını terör ve korku üzerine kurmayı tercih etti. Anlaşılan yanlış bir tercihti. Çünkü hem Altın Şafak %6,5 alıp seçimden üçüncü parti olarak çıktı, hem kendi oy tabanının bir kısmı SYRIZA’ya kaydı. Onlarla beraber demin bahsettiğim Bağımsız Yunanlar partisi de var. Son olarak, son zamanlarda ortaya çıkan Nehir isimli postmodern merkez sağ bir parti %6 oy ile dördüncü geldi. İlginçtir, bu parti bir önceki seçimde Demokratik Sol’a oy verenlerin büyük bir kısmından oy almış gözüküyor.

Demokratik Sol büyük bir umutla hayata gelmişti, seçimde %7 almıştı, ama bir sene boyunca hükümet koalisyonuna katıldıktan sonra bu seçimde yerle bir olmayı hak etti. Gelelim meşhur merkezin parçalanma fenomenine. Yorgo Papandreou’nun kurduğu yeni Sosyalistlerin Hareketi partisi, parlamentoya girmeyi başaramadığı halde, PASOK’tan nerdeyse % 3’e varan oy kopartmaya başardı. PASOK %5 aldı ve Nehir’le beraber parçalanmış merkezin temsilcileri oldu. Fakat eski PASOK seçmenlerinin büyük bir kısmının SYRIZA’ya geçtiğini biliyoruz. Bunun iki önemli sonucu var. Birincisi, eğer SYRIZA’nın solunda %5,5 ile Komünist Partisi ve %1 ile devrimci Antarsya Partisi’nin olduğunu hesaplayacak olursak, SYRIZA’nın aslında bir merkez sol partisi olduğunu anlıyoruz. İkincisi, merkezde duran orta sınıfın büyük bir kısmı sola kaydı ama kaybolmadı. Bu iki faktörün zamanı gelince çok önemli rol oynayabileceğini düşünüyorum. Sonuçta, eski ikili siyasi sistem kaybolmadı, tekrar başka aktörlerle ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, SYRIZA’nın genlerinde ne kadar Avrupa Solunun ilkeleri olsa da, son bir senedir birçok eleştirinin iddia ettiği gibi, kendisi de lideri Tsipras da giderek eski PASOK’a benzemeye başladı. Dün akşam balkon konuşmasında Tsipras, Andreas Papandreou’nun kullandığı ‘yarın güneş çıkacak’ gibi belirgin bazı sembolleri ve ifadeleri kullandı.

Sonuç olarak, FB sayfasında bu sabah sevgili Hakan Yılmaz’ın bir yorumuna katılmamak elde değil. Şu anda bütün Avrupa’da neoliberal politikalara karşı eleştiri ve tepki artıyor. Eğer SYRIZA sadece bazı popülist politikaları uygulayıp Yunan toplumunun sorunlarıyla kendini tüketirse bu momentumu kaçıracak. SYRIZA’nın iktidara gelmesi ancak Avrupa çaplı bir mücadelenin parçası olarak bir anlam kazanıyor. Yoksa…

* Boğaziçi Üniversitesi, Tarih Bölümü öğretim üyesidir