Zehirli düşünceleri 'hoş-görmemek'

"Allah Hitler'den Razı Olsun" diye tweet atan Yıldız Tilbe, bu kez de yeni çıkan albümü vasıtası ile renk renk fotoğraflar ve çarpıcı sözlerle okuyucunun beğenisine çıkmış. Ne hiçbir şey olmamış gibi yapılan röportajı ne de Yıldız Tilbe'nin "zamanla unutulur gider" edası ile söylediklerini hiç masum bulmuyorum
Haber: MOİS GABAY / Arşivi

Bilmem farkında mısınız? Şu sıralar yine “ifade özgürlüğü” adı altında bazen kimi şahısların bazen de kelli felli markaların içinde ne zehir taşıdıklarının farkına varmadan sırf dikkat çekmek, farklı olmak için ucu Holokost’a varabilecek söylemleri ticari anlamda kullanmalarına rastlıyoruz. İşin içine para kazanma hırsı veya kazancının tehlikeye uğraması girdiğinde insani duygular pekâlâ unutulabiliyor. Toplumumuzda çoğu kez kelimeler içine gizletilen, gerektiğinde de hortlatılabilen antisemitizme karşı geçmişe nazaran tek umut, gerek cemaat içinden gerekse de birkaç duyarlı gazeteci sayesinde yanlışlara daha fazla ses çıkarabilmemiz olsa gerek.

Ülkede bu kadar sorun varken şimdi bir siz eksiktiniz demeyin bu yazıyı okurken. Keza, yıllarca görmek istemediğimiz sorunlar yüzünden gelmedik mi bu acı dolu bilançoya?  Lafı çok uzatmadan, son zamanlarda yaşadığımız birkaç olayı aktarayım sizlere. Ünlü bir havayolu şirketinin içinde ayrımcı ifade bulunan bulmacasını gelen tepkiler üzerine toplatmasının üzerinden birkaç ay geçmeden, bu kez de “evden kaçış” oyununda “Nazi” temasının kullanılmasını hayretle izlemiştik. Tabii bunlar nispeten hatasını anlayıp hemen düzeltmeleri yapan iyi örnekler. Bir de isminde “Yahudilik” ile ilgili bir çağrışım olduğunu duyup da “Aman ha, sakın yanlış anlaşılmasın bizim Yahudilerle hiçbir ilişkimiz yoktur” diye açıklama yapabilen firmaları da gördük bu son dönemde. Herkes hata yapabilir. Nitekim ciddi bir ticari duruş ve kurumsallık barındırdığını iddia eden firmaların göz göre göre bazı hataları yapıp, sonra da biz fark etmedik, ya da öyle düşünmemiştik demesi pek de hoş görülesi bir durum değildir. Geçtiğimiz hafta yine tartışmalı iki olaya şahit olduk. Bunlardan birincisi, nispeten halloldu desek de değerli köşe yazarımızın yaptığı röportaj yenilir yutulur lokma değil maalesef. İlk olay, sektörde yarım asra yaklaşan, itibarlı bir turizm şirketinin yurtdışı turlarından birinde ilgi çekmesi için “Hitler’in adını romantik bir çağrışımla kullanmasıydı. Firmanın bu turu seçerken bulduğu isim kadar, bu tarz bir programda “Auschwitz” in ekstra bir tur olarak pazarlanmasını da bir o kadar yadırgadım diyebilirim. Hem siz dünyanın yaşadığı en büyük vahşeti yerinde görüp, öğrenmeye gideceksiniz hem de toplama kamplarını hani, isterseniz lütfedip göreceksiniz. Nitekim ilgili şirket gelen tepkilere kayıtsız kalmayarak turun ismini değiştirdi. Gelelim asıl ikinci konuya. Geçtiğimiz yıl bu dönemde Ortadoğu ’da yaşanan sıkıntıları fırsat bilip “Allah Hitler’den Razı Olsun” diye tweet atan ve duyarlı her kesimden tepki çeken Yıldız Tilbe, bırakın özür dilemeyi bir de üstüne üstlük nefret söylemleri ile kendini savunmaya devam etmişti. Aradan geçen zamanda sanki her şey unutulmuş, Türk Yahudileri yaşananlardan yara almamış gibi şarkıcı Yıldız Tilbe bu kez de yeni çıkan albümü vasıtası ile renk renk fotoğraflar ve çarpıcı sözlerle köşe yazarımızın Pazar sohbetinde okuyucunun beğenisine çıkmış. Hiç kusura bakmayın, ne hiçbir şey olmamış gibi yapılan röportajı ne de Yıldız Tilbe’nin “zamanla unutulur gider” edası ile söylediklerini hiç masum bulmuyorum. Toplumun her kesimine dokunduğu şarkıları halen keyifle dinlense de, biz Türk Yahudileri olarak ona hakkımızı helal etmiyoruz. Değerli köşe yazarımızın madem arası kendisi ile bu kadar iyi, dilerim yine bir kahve sohbetlerinde  “Holokost”un ne demek olduğunu öğretir ve onu özür dilemeye davet eder.        

Toplum olarak zaten belli bir kesimin medyası ile birlikte antisemit hareketlerine maruz kalmaktan mustaripken, beraberce barış yolunda yürüdüğümüze inandığımız insanların aynı tarz hatalara düştüğünü görmek düşündürüyor bizleri…  “Ama” ların arkasına sığınıp kendini temize çıkarmak istercesine nefret suçu işleyenlere kim olursa olsun dur demeliyiz. Kardeşlik duygularımıza zarar verecek sözler sarf etmenin bedeli bu kadar ucuz olmamalı, daha çok yazmalı haykırmalıyız yanlışları, yazanlara da destek olmalıyız. Velhasıl, toplumun inanmak istediği doğruları yazanlara değil, Emile Zola gibi gerçeği haykıranlara hiç olmadığımız kadar ihtiyacımız var bugünlerde…  “Benim bir tek tutkum var, öylesine çok acı çekmiş ve mutluluğu hak etmiş olan insanlık adına, ışık tutkusu. Ateşli karşı çıkışım ruhumun çığlığından başka birşey değil. ’