2010'lu yıllar 'kadın girişimciler çağı' olsun

2010'lu yıllar 'kadın girişimciler çağı' olsun
2010'lu yıllar 'kadın girişimciler çağı' olsun
Dünya ekonomisi, yeniliğe ve istihdama muhtaç. Bu noktada da hızlı büyüyen sektörlerde kadın girişimcilerin ağırlığını arttırmak faydalı olacak.
Haber: CARL SCHRAMM / Arşivi

Küreselleşme çağının galipleri arasında kadınların da sayılacağını ilk dile getiren kişi, muhtemelen eski Kanada Dışişleri Bakanı Pierre Pettigrew’di. Gerçekten de işgücüne katılımları ve eğitim düzeyleri söz konusu olduğunda, kadınlar dünyanın her köşesinde büyük mesafeler kat etmiş durumda.
Dünya Bankası’na göre, 2009’da küresel işgücünün yüzde 40.1’ini kadınlar oluşturuyordu. Kadınlar bugün Malezya, Libya, Venezüella ve İran da dahil, pek çok ülkede üniversite öğrencilerinin çoğunluğunu teşkil ediyor. Dünya Bankası, 2012 yılı Dünya Kalkınma Raporu’nu toplumsal cinsiyet farkının daha da azalmasına ayırıyor ve bu gidişatın ekonomi açısından hayırlı olduğunu vurguluyor. Öte yandan Avrupa’da kadınları şirketlerin yönetim kurullarına almak konusunda ciddi bir yönelim söz konusu. Ancak bütün bu başarılara rağmen kadınların ilerlemesinin hâlâ yetersiz olduğu önemli bir alan söz konusu: Girişimcilik. Bilhassa kadınların pek çok alanda sergilediği etkileyici başarılara bakıldığında, sanılabileceğinin aksine, küresel çapta önde gelen girişimciler arasında kadınların oranı hâlâ son derece az.
Bu da (ABD’den Mısır ve Bangladeş’e kadar) dünya ekonomisinin telaşla yeni büyüme ve istihdam kaynakları aradığı bir dönemde, insanlığın yaklaşık yüzde 50’sinin girişimci potansiyelinin hayata geçirilememesi anlamına geliyor. 

Mezuniyette kadınlar önde
Kültürler çapında ekonomik büyümeyi teşvik edecek bir açılım başlatmak isteseydik, kadın girişimcilerin sayısını arttırmak muhtemelen en ciddi potansiyel taşıyan adımlardan biri olurdu. Fakat meseleyi doğru anlamak ve kendini avutmanın ötesinde bir noktaya ulaşmak için, kadınları bu alanda potansiyellerini tam olarak hayata geçirmekten alıkoyan sınırlarının gerçek sebeplerini teşhis etmek önem taşıyor. Ayrıca doğru hedefin peşine düşmek de önemli. Kadın girişimciliğini teşvik etmek için verilen mikro kredilere duyulan onca ilgiye karşın, küresel bağlamda en az onun kadar kritik önem taşıyan mesele, hızlı büyüyen seçkin şirketlerdeki kadın girişimci oranını arttırmak.
ABD merkezli kuruluşumuz Kauffman Vakfı, kadınları girişimcilik alanında neyin geride bıraktığını incelediğinde, bilhassa bilimsel alanlardaki eğitim dikkatimizi çekti; zira bu alan, ciddi yenilik ve istihdam yaratma potansiyeli taşıyan bir yığın genç şirket için sıçrama tahtası niteliğinde. Son kırk yıldır ABD örneğinde kadınlar, mühendislik hariç doğal bilimlerin tüm alanlarında erkeklerden daha fazla mezun verdi. Bu noktada bile gidişat tersine dönüyor olabilir; iki yıl önce ilk kez Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nün (MIT) mühendislik bölümlerine kaydolan öğrencilerin yarısından fazlası kadındı.
Araştırmamız ayrıca kadın bilimcilere, müteakip kariyerlerinde en az erkek meslektaşları kadar kaynak sağlandığını ve kadınların erkekler kadar bilimsel yayın yaptığını gösterdi, yani bu iki faktör de kadınların geride kalmasının sebebi sayılamaz. 

Lum’un hikâyesi
Bununla birlikte kadınların geride kaldığı yer, en kritik bağlantı noktasıydı –araştırma alanından ticaret alanına geçiş. Gerçekten de kadınlar, pek az yeni şirket kuruyor ve üniversite araştırmalarından çıkan yeni fikirlerin son derece küçük bir oranı onlara ait.
Harvard ve MIT’de yapılan çalışmalara göre, bu eksikliğin temel sebebi şu: Enteresan biçimde kadınlar, ticari pazarda son derece cılız ilişki ağlarına sahip. Ve elbette bu, onlar için daimi bir köstek oluşturuyor.
Çevre sorunlarına küresel çözümler üreten Singapur merkezli Hyflux şirketinin CEO’su Olivia Lum’un ortaya koyduğu örnek, işte bu yüzden ziyadesiyle ilham verici ve bir çıkış noktası niteliğinde. 2011 Haziran’ı başında Singapur’da yaşayan Lum’a, Ernst&Young tarafından ‘Dünyada Yılın Girişimcisi’ ödülü verildi. Lum, bu ödülü kazanan ilk kadın.
Hayat hikâyesi, girişimciliğin potansiyel olarak dönüştürücü gücünün göstergesi. Doğar doğmaz evlatlık verilen ve komşu Malezya’da büyüyen Lum, bilim alanında eğitim gördü ve ilaç şirketi GlaxoSmithKline’da kimyager olarak çalışmaya başladı.
Ardından 1989’da sanayilerin kirlettiği sulara odaklanmak için işinden ayrıldı; Glaxo’da çalışırken bilincine vardığı bir sorundu bu. Muazzam büyüyecek bir pazar olan arıtma endüstrisine el atmaya karar verdi.
Lum, yaşadığı açlığa, yoksulluğa ve küçükken okul harçlığını çıkarmak için sokaklarda satıcılık yapma tecrübesine çok değer veriyor; bir girişimci olarak başarı kazanmak için ihtiyaç duyduğu azmi buradan aldığını söylüyor.
Yirmi yıl sonra bugün Lum’un şirketi Asya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da 2300 insan çalıştırıyor ve geçenlerde Singapur ulusal su dairesi, ülkenin ikinci ve en büyük arıtma projesinin ihalesini ona verdi.
Kişisel macerasında Lum, tam da vakfımızın araştırmasının işaret ettiği şeyi yaptı: kadın olsun olmasın, girişimcilerin fikirleri büyüyebilen gerçek işlere dönüştürmesine yardımcı olan şey, sadece vizyon ve yetenek değil, sürekli işbirliği ve sistematik ilişki ağları. 

Bir başka girişimci
Lum’un başarı hikâyesini, bugünün efsanevi enformasyon teknolojisi şirketlerinden Cisco’nun kurucularından Sandra Lerner’ın az bilinen hikâyesiyle karşılaştıralım. Stanford’da istatistik ve bilgisayar bilimleri yüksek lisansı yapan Lerner, şirketini 1988’de kurdu; bir yandan da Stanford Ticaret Okulu’nda bilgisayar bölümü direktörü olarak çalışıyordu. Eğer şirkette kalsaydı, ABD’deki kadın girişimciler adına dinamikleri değiştirir miydi bilinmez... Lerner, o süreçte zengin de oldu. Fakat bir husus apaçık ortada: Enformasyon teknolojisi sektörü son on yıllarda son derece etkileyici bir büyüme kaydederken, sektörün kadın girişimcilerin hikâyeleriyle dolu olduğu söylenemez. Bu da Lerner’ın Ağustos 1990’da sektörden istemeyerek ayrılmasını daha da üzücü kılıyor. Zira tek bir insanın ne kadar büyük bir fark yaratabileceğini Mia Hamm örneğinden biliyoruz. Hamm, uzun zamandır erkeklere mahsus sayılan futbolda kadınların inkişaf etmesine önayak oldu.
Amerikalılar olarak ABD’de eğitim görmüş yabancı biliminsanlarının, bilhassa Silikon Vadisi’nde ve enformasyon teknolojisinde, Amerika’da yaşayıp büyük başarılar kazanan girişimciler olarak yükselişinden dolayı övünebiliriz.
Görünen o ki, dünyaya kapıları açık ve enformasyon teknolojisinin sınırlarının çok ötesine geçen bir ülke olarak, aynı başarıyı hızlı büyüyen iş alanlarında kadın girişimcilerin ağırlığını arttırmak konusunda gösteremiyoruz. Dünya ekonomisinin yüz yüze olduğu devasa sorunlar ve bilhassa büyümeye, yeniliğe ve istihdama duyulan ihtiyaç göz önüne alındığında, bu meseleye niye odaklanmayalım ve 2010’ları ‘Kadın Girişimciler Çağı’ haline getirmeyelim? (Girişimcilik alanında dünyanın en önemli kurumlarından biri olan ABD merkezli Kauffman Vakfı’nın Başkanı ve CEO’su, Radikal’e özel yazı)