AB anayasası değil Chirac oylanacak

29 Mayıs'ta yapılacak referandumda, Fransız halkı yeni AB anayasasının içeriği dışında her şeye oy vermeye hazırlanıyor. Fransızlar öncelikle, ülkenin siyaset sahnesini bütün Avrupalı politikacılardan daha uzun süre işgal eden Chirac'ı oylayacak.
Haber: Denis Macshane / Arşivi

29 Mayıs'ta yapılacak referandumda, Fransız halkı yeni AB anayasasının içeriği dışında her şeye oy vermeye hazırlanıyor. Fransızlar öncelikle, ülkenin siyaset sahnesini bütün Avrupalı politikacılardan daha uzun süre işgal eden Chirac'ı oylayacak. Harold Wilson başbakan olduğunda, Bill Clinton henüz hırslı bir Arkansas valisiyken ve Helmut Kohl Almanya'da alt düzey bir yerel politikacıyken, Chirac Fransa'nın başbakanlığını yürütüyordu.
Başarısız Dördüncü Cumhuriyet deneyiminin ardından De Gaulle'ün 1958'de ülkenin kontrolünü almasından sonra Fransa'nın beş cumhurbaşkanı oldu. İlk dördü arkalarında değişmiş bir Fransa bıraktı. Jacques Chirac ise 1995'te seçildi. 10 yıllık başkanlığı boyunca neyi başardı? Hiçbir şey. Savaş öncesindeki günlerden bu yana Fransa hiç bu kadar mutsuz bir 10 yıl geçirmemişti. Büyüme yetersizdi. Müdahalecilik devletle iyi
ilişki içinde olanlara veya devlet kademelerinde bulunanlara yardım etti, fakat kalıcı, sürekli bir yüksek işsizlik oranına yol açtı.
Paris veya Cannes'ı görmek muhteşemdir. Fakat bir de kronik işsizliğin ve devlete bağımlılığın pençesindeki orta halli bir Fransız kasabasına veya 5 milyon Fransız Müslüman'ın sefalet içinde yaşadığı sosyal bakımevlerine gidin, çok farklı bir Fransa görürsünüz: hareketsiz, modernleşmemiş ve net bir istikametten veya amaçtan yoksun bir Fransa bu.
Chirac'ın vahim hatası
Chirac, en yakın danışmanı Dominique de Villepin'in sözünü dinleyip parlamentoyu 1997'de lağvederek siyasi iktidarın ilk kuralını (yani iktidarı elinde tut kuralını) bozdu.
Sağcı bir çoğunluk elde etmeyi umuyordu.
Fakat eline geçen, çalışma saatleri konusunda esnekliğe yer bırakmayan yasalar dayatan ve böylece Fransa emek piyasasına yeni küresel ekonomide manevra imkânı bırakmayan bir Sosyalist hükümet oldu.
Bugün birçok Fransız kenti ve kasabası, EasyJet ve Ryanair'in günlük uçuşlarına ve zırai piyasalardaki faaliyetleriyle Fransa'yı ikinci adresleri haline getiren yarım milyon Britanyalıdan gelecek paraya bel bağlamış durumda. Bir zamanlar fikirleri ve yazılarıyla dünyaya egemen olan Fransız aydınları artık üretmiyor ve kimse onları okumak istemiyor. Fransa'nın en iyi beyinleri çalışmak için başka ülkelere gitti. Hemen herkes, canlı Anglosakson ekonomilerine sığınmak derdinde.
Chirac, Irak konusunda da sağlam bir tavır sergileyebilir, Saddam'ın kitle imha silahlarına sahip olduğuna inanmadığını açıkça söyleyebilir veya Saddam'ın BM kararlarına uymasını alternatif baskı yöntemleriyle sağlamak yönünde öneriler geliştirebilirdi. Bunun yerine Irak'ın kitle imha silahı olduğunu iddia eden Blair ve Bush'un safına katıldı ve BM'yi bir puan kazanma sahasına çevirdi. Bu tutumun nasıl sonuçlandığını biliyorsunuz: İki gazeteciye sanki sıradan bir şeymiş gibi açıklanan o ünlü veto.
Doğu Avrupalıları da küstürdü
Varşova ve Prag gibi Doğu Avrupa başkentleri geleneksel olarak Paris'i sever, fakat AB'ye katıldıklarında Fransız cumhurbaşkanının lütuf kabilinden sözleri üzerine hayli gücendiler. Chirac Britanya'nın izinden gitmeyi reddedip, Polonyalı veya Çeklere Fransa'da çalışma şansı vermeyince bu küskünlükleri daha da arttı.
Fransızları anayasaya evet oyu vermeye ikna etmek isteyen Chirac'a, Britanya'nın 'Vur Brüksel'e' hastalığı sirayet etmiş gibi görünüyor. İşe, yeni komisyon başkanı Barroso'yu eleştirerek başladı ve gayrimenkul veya inşaat gibi ekonomik alanlarda rekabete izin veren ılımlı önerilerini yerin dibine batırdı (halbuki Prodi döneminde Fransa bu önerileri benimsiyordu).
Seleflerinden farklı olarak, Chirac'ın hiçbir zaman net bir Avrupa fikri olmadı.
Birçok Britanyalı muhafazakâr gibi, Avrupa Chirac için bir çözümden ziyade bir sorun niteliğinde; bir ulusun yarattığı değerlere yenilerini katma aracı değil, ulusal egemenliğe ve ulusal geleneğe yönelik bir tehdit.
Genişleyen Avrupa'da ve serbest ticaret, seyahat ve fikirlere dayalı yeni bir dünyada, Fransa'nın komşularıyla yeni bir ilişki tarzı geliştirmek zorunda. Fransız referandumundan ne sonuç çıkarsa çıksın, Fransa'nın yeni bir liderlik altında bir modernleşme, reform ve canlanma dönemine ihtiyacı var. Fransa geri dönecek ve Avrupa ile dünyayı yeni bir enerjiyle şaşırtacaktır. Ve bunu ne kadar çabuk yaparsa o kadar iyi olur; zira bugün Avrupa'da ve Britanya'da Fransa'yı seven herkes, onun bugünkü durumundan dolayı hayal kırıklığı yaşıyor.
(Britanya'nın eski Avrupa'dan sorumlu bakanı, 20 Mayıs 2005)