AB Anayasası öldü

AB Anayasası'nın Fransa ve Hollanda'da reddedilmesi AB'yi krize soktu. Avrupa'nın önündeki en büyük zorluk iki tarafın daha da genişlemesini ve söylemini sertleştirmesini, Doğu ile Batı, yaşlıyla genç, zenginle yoksul arasında bir kamplaşmaya dönüşmesini önlemek.

AB Anayasası'nın Fransa ve Hollanda'da reddedilmesi AB'yi krize soktu. Avrupa'nın önündeki en büyük zorluk iki tarafın daha da genişlemesini ve söylemini sertleştirmesini, Doğu ile Batı, yaşlıyla genç, zenginle yoksul arasında bir kamplaşmaya dönüşmesini önlemek. Zira böyle bir şeyin
olma ihtimali gerçekten var. Referandum sonuçlarında gerek Fransa gerek Hollanda'da genç ve yoksulların ağırlıklı olarak 'Hayır', yaşlı ve zengin kesiminse 'Evet' demesi, bir uyarı işareti olarak ciddiye alınmalı.
Avrupa liderlerinin 16 Haziran zirvesinden başlayarak hızla, AB'de yolunda gitmeyenleri değiştirmek, yolunda gidenleri korumak için yapmaları gerekenleri belirlemesi gerekiyor.
Her şeyden önce anayasa metninin öldüğünü herkes kabul etmeli. Brüksel, kamuoyunun görüşünü umursamıyormuş gibi bir izlenimi daha da güçlendirmeyi kaldıramaz. Büyük ülkeler, diğer üyelerle aynı kural ve disiplinlere uymayı kabul ettiklerini açıkça ifade etmeli. Hollanda'da herkesin ortak şikâyeti, küçük ülkelerden sıkı sıkıya disiplin bekleyen Fransa ile Almanya'nın bizzat kendilerinin AB harcama kurallarını ti'ye almasıydı.
Fransa'daki 'hayır' kampanyasında işlenen en güçlü temalardan biri, Fransızların haftada 35 saatlik çalışma düzenlerinin elden gitmesinden duyulan korkuydu. Liderler sessiz kaldı, zira bu korkularının yersiz olmadığını halka söyleyecek cesareti bulamadılar. Gelgelelim bunu inkâr etmek gibi bir lüksleri yok. Avrupa ekonomilerinin rekabet gücünü artırmak için çaba göstermeye mecburlar.
AB'nin hiçbir şey olmamış gibi davranarak bir nevi felce girmesine ne Avrupa'nın dünyadaki önemi, ne de dünyanın değişim hızı müsaade edebilir. Hele Türkiye gibi üyeliğe hazırlanan ülkelere kapıları kapatmak çok ciddi bir hata olur. AB, yönetim sistemini ve medeni haklarını dünyadaki en yüksek standartlara çıkarmaları için ülkelere güçlü bir motivasyon sağlıyor. Türkofobiye boyun eğmek, Müslüman ülkelerin en moderni olan Türkiye'ye muazzam bir darbe olmakla da kalmayıp, tehlike arz edebilir. (Başyazı, 4 Haziran 2005)