AB bir değerler birliğidir

Avrupa Birliği 2004 yılı biterken bir sonraki genişleme yolunda önemli adımlar attı. Bulgaristan ve Romanya ile müzakereleri tamamladı; hazır olduklarının görülmesi halinde bu iki ülke 2007'de AB üyesi olacak.
Haber: Olli Rehn / Arşivi

Avrupa Birliği 2004 yılı biterken bir sonraki genişleme yolunda önemli adımlar attı. Bulgaristan ve Romanya ile müzakereleri tamamladı; hazır olduklarının görülmesi halinde bu iki ülke 2007'de AB üyesi olacak. Ve Birlik bu yıl Hırvatistan ve Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlayacak.
Genişleme AB'nin en başarılı politikalarından biri ve güçlü bir dış siyaset aracı. AB, kıta çapında barış ve demokrasi kuşağını ilerici biçimde genişletti. Geçen mayısta 10 yeni üyenin katılımını takiben AB'nin sınırları, Atlantik'ten Karpatlara, kuzeydeki Laponya'dan Doğu Akdeniz'in kıyılarına dayandı. Bu 'big bang'in ardından, AB'nin bir hız ayarlaması yapması gerekiyor. Sonraki genişlemeler aşamalı olmalı ve Avrupa vatandaşlarının desteğini sağlamak ve Birliğin hareket yeteneğini korumak bakımından dikkatle yürütülmeli. Fakat AB kapılarını kapatamaz.
Peki genişleme politikamıza hangi ilkeler rehberlik ediyor?
Bana sık sık Avrupa'nın nihai sınırlarının ne olduğu soruluyor. Ben de bu soruya, "Avrupa'nın haritası, Avrupalıların zihninde çizilmiştir" yanıtını veriyorum. Coğrafya belli bir çerçeve sunar, fakat Avrupa'nın sınırlarını çizen şey değerlerdir. Genişleme Avrupa için bir değerlerini yayma meselesidir; en temel değerler ise, özgürlük ve dayanışma, hoşgörü ve insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğüdür.
AB Şartı'nda, "Bütün Avrupa ülkeleri üyelik için başvurabilir" denmekte. Geçen yıl imzalanan ve onaylanmayı bekleyen yeni anayasal anlaşmaya göreyse "Birlik, değerlerine saygılı olan ve o değerleri hep birlikte ileriye götürmeye inanan tüm Avrupa ülkelerine açıktır." Fakat katılım için gerekli koşullar, anlaşma maddelerinin ötesine geçiyor. Bir ülkenin, Avrupa kamuoyunun olurunu alması için karşılaması gereken başlıca dört kriter var.
Birincisi, ülkenin Avrupa'ya yönelik bir istidadı olmalı. Bunun ölçüsü söz konusu ülke halkının Birliğe katılmak isteyip istemediğidir. Görünen
o ki Türk halkı bu isteğe sahipken, Norveç halkı, ülkeleri bugün kriterlerin büyük çoğunluğunu karşılayabilecek olmasına rağmen aynı istekten yoksun.
Katılım yıllara yayılan ortak bir çabayı gerektiriyor, siyasi liderlerin görevi ise halklarının bu süreci yaygın şekilde desteklemesini sağlamak. AB üyeliği bir ülkeyi değiştirir. Ülke daha geniş bir topluluğun parçası haline gelir ve ülke içi yasaları ve kurumları bundan etkilenir. Tek başına seçkinler bu kararın meşruiyetini garanti edemez; vatandaşların da söz konusu karara destek vermesi gerekir.
İkincisi, müstakbel bir üye Avrupa değerlerine saygılı olmalı ve en önemlisi, o değerleri hayata geçirebilmeli. Bu özellikle hukukun üstünlüğünün hayatın bütün alanlarında hâkim kılınması anlamına gelir. Türkiye'nin AB üyeliği bakımından turnusol kâğıdı da budur.
Aynı derecede önemli olan, ülkelerin AB içinde yer alırken güç ve etki alanları politikalarından feragat edebilmesidir. Savaş sonrası Avrupa'nın en büyük başarılarından biri, yönetsel ilkesini artık "Güçlü olan halkıdır" biçiminden çıkarmış olması, AB diplomatı Robert Cooper'ın da isabetli biçimde ortaya koyduğu üzere, AB iç ilişkileri dahilinde, güç dengesine dayalı modern dünyadan, hukukun üstünlüğüne dayalı postmodern dünyaya doğru ilerlemiş olmasıdır.
Bu bakımdan AB postmodern bir varlık: Egemenliklerini tek bir havuza akıtmayı ve dünya üzerindeki etkisini artıracak ortak yasalara uymayı kabul etmiş ülkelerin bir topluluğu. İşte bu değerler, Rusya'da galebe çalan etki alanları düşüncesinden ayrılmaktadır.
Üçüncü kriter ise şu: Avrupa hukuka dayalı bir topluluk olduğu için, bütün ülkeler sadece üyeliğin faydalarını değil, yükünü de göze alma yeteneğine sahip olmalı. Potansiyel üyeler, AB kurallarının doğru düzgün uygulanmasını sağlayacak idari kapasiteye ve siyasi iradeye sahip olduklarını göstermek durumunda.
Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi sıfatıyla benim önceliklerimden biri, üyelik kuyruğunda bekleyen bütün ülkelerin (başta Bulgaristan ve Romanya olmak üzere) müzakere sürecinde verdikleri taahhütleri tam olarak yerine getirmelerini sağlamak. AB'nin üyeliğin gerekleriyle uyum gösteremeyen bir ülkeyi buyur etmesi söz konusu olamaz; zaten böyle bir durumun yeni üyeye de yararı olmaz.
Genişlemenin dördüncü ve sık sık unutulan şartı ise, "Birliğin Avrupa entegrasyonuna ivme kazandırma kapasitesi." Felç durumu, genişleme adına ödenemeyecek kadar ağır bir bedel olur.
Genişleyip bütünleşebiliriz
Çok şükür ki, tarih Avrupa'nın aynı anda derinleşip genişlemesinin mümkün olduğunu kanıtladı. Son 15 yılda üye sayısı iki kattan fazla arttı ve bu arada Birlik siyasi ve ekonomik entegrasyonu derinleştirme yönünde büyük adımlar atabildi: İnsanların serbest dolaşımına imkân veren Schengen bölgesi, ekonomik ve parasal birlik ve Avrupa'nın dış politika, güvenlik ve savunma politikalarında kaydedilen önemli ilerleme, bu sürecin kazanımları.
AB'nin komşularıyla verimli ilişkiler yürütmek bakımından tek politikası genişleme de değil. Avrupa'nın komşuluk siyaseti çerçevesinde Ukraynalıların demokrasi çabalarını destekliyoruz; bu destek serbest ticaretin, siyasi diyaloğun ve insani ilişkilerin önünü açıyor.
Bütün bunlar AB ile daha yakın entegrasyon açısından vazgeçilmez önem taşıyor. Çoğunlukla zayıf devletlerin kurulduğu ve kurumsal inşanın hayati önem taşıdığı Balkanların Batısı için asırlardır ilk kez bir istikrar ve ortaklık süreci yaratmış durumdayız; AB üyeliği ihtimalini de içeren bir süreç bu.
Her ne kadar Avrupa'nın sınırları fiziki şartlardan ziyade fikirlere bağlıysa da, Avrupa'nın değerlerini yaymak söz konusu olduğunda coğrafya yine de önem taşıyor. Benim hedefim, 2009'da 27 üyesi olan, Balkanların batısından yarım düzine ülkenin AB üyeliği yoluna girdiği ve Türkiye'nin titiz reformlar aracılığıyla yoluna devam ettiği bir AB görmek. Eğer bu ülkeler AB değerlerini tam olarak benimseyebilirse, Avrupa'daki barış ve refah daha da sağlamlaşacak. (Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi, 4 Ocak 2005)