AB, fırsatı iyi kullanmalı

Britanya, AB dönem başkanlığına, Fransız ve Hollandalılar anayasa metnini reddettikten hemen sonra gelmişti. Referandumların başta entegrasyon yanlılarında olmak üzere yarattığı kasvetli havada Britan-ya, iki uzun vadeli projeyi ileri götürmekle mükellefti.

Britanya, AB dönem başkanlığına, Fransız ve Hollandalılar anayasa metnini reddettikten hemen sonra gelmişti. Referandumların başta entegrasyon yanlılarında olmak üzere yarattığı kasvetli havada Britan-ya, iki uzun vadeli projeyi ileri götürmekle mükellefti.
Bunlardan birincisi, 2002-13 yılları için bir bütçe çerçevesi üzerinde anlaşma sağlamaktı. Bu iş bilhassa hükümetin Britanya indiriminin dondurulmasını kabul etmesine bağlı olduğundan, öteden beri cesaret isteyen bir görevdi.
İkinci projeyse Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlatılmasıydı. Ne
kadar çelişkili de görünse aslında bu müzakerelerin başlatılması aralık ve haziran ayındaki zirvelerde sonuca bağlanmış bir tartışmaydı. Gelgelelim Avusturya birdenbire ortaya çıkarak, şansölye Wolfgang Schüssel eskiden Avrupalı ortaklarıyla aynı fikirde olmasına rağmen, Ankara'ya üyelikten daha azının verilmesini talep etti. Kıbrıs da kendi kuşkularını işin içine ekleyince, Türkiye ile 40 yılda bin bir zahmetle kurulmuş ilişkiler, topyekûn çökme noktasına geldi. Türkiye bekletilirken, Britanya telaş içinde Avusturyalıları tecrit etmeye, müzakereleri başlatma kararını oybirliğiyle çıkartmaya çalışıyordu.
Avusturya'nın başarısı
Dün Lüksemburg'da Britanya diplomasisi hiçbir konuda baskın çıkamadı. Avusturyalılar ana taleplerinden geri adım atsa da, hem müzakere çerçevesine AB'nin hazım kapasitesine atfı ekletmeyi, hem de Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Carla del Ponte'den de Hırvatistan'ın eski general Ante Gotovina'nın adalete teslim edilmesi için tam işbirliğinde bulunduğu raporunu koparmayı başardı. Bu raporla Avusturya'nın dış politikasının en büyük hedefine ulaşılmış, Zagreb'in üyelik müzakerelerine giden Brüksel yolu açılmış oldu. Yaratılan bu son dakika engeli, Türkiye konusunda stratejik düşünce becerisinden insanı dehşete düşürecek kadar yoksun olduğunu defalarca ispatlamış bir birlik için, nahoş da olsa şaşırtıcı değildi.
Şimdi AB'nin eline itibarını, İslam âlemiyle Batı arasındaki ilişkiler bozulmasına rağmen cesaretle Avrupa'ya yaklaşan bir Müslüman ülkeyle, iyi niyetle müzakere ederek yeniden kazanabilmesi için bir fırsat geçti.
70 küsur milyonluk yoksul bir ülkeyi hazmetmek kolay olmayacak. Ama müzakereler ve ardından gelecek geçiş döneminin uzun sürmesi, böylece Türkiye'ye diğer reformlarını gerçekleştirme, Avrupalı liderlere de seçmenlerini çağımızın büyük kültürel kamplaşmasında köprü olabilecek, hayat dolu bir demokrasiye hazırlamak için bol bol vakit kalması bekleniyor.
Türkiye kararlı
Schüssel'in son dakika itirazları, içişlerindeki beceriksizliklerine dışarıdan bir günah keçisi bulmaya yönelik siyasi bir çabalamaydı ama, partisinin Styria'da pazar günü yapılan yerel seçimlerde 60 yıldır ilk kez mağlup olmasını önleyemedi.
Kendisine olağanüstü bir kararlılıkla yaklaşan Türkiye'ye sözlerini tutacaksa, AB üyelerinin bundan daha geniş düşünmeye başlaması gerekiyor. (Başyazı, 4 Ekim 20005)