AB şantaja boyun eğdi

Fransızlar Avrupa anayasa metni üzerine yapılan referandumda AB'nin sınırsız genişlemesine karşı bir mesaj göndermek istemişse eğer, seslerini hiç duyuramamışlar demektir.

Fransızlar Avrupa anayasa metni üzerine yapılan referandumda AB'nin sınırsız genişlemesine karşı bir mesaj göndermek istemişse eğer, seslerini hiç duyuramamışlar demektir. 3 Ekim Pazartesi günü 25 üye üyelik müzakerelerini sadece Türkiye'yle değil, Hırvatistan'la da başlattı. Güneydeki Katolik komşusunun geleneksel koruyucusu Avusturya hükümeti, açıkça söylemese de Ankara ile müzakerelerin başlatılmasına onay vermek için Zagreb'le de müzakerelerin başlatılmasını koşul olarak öne sürdü.
Oysa asıl AB bir koşul öne sürmüştü: Hırvat yetkililer savaş suçlularını adalete teslim etme konusunda Uluslararası Ceza Mahkemesi'yle tam işbirliği yapacak, bilhassa 1995'te Hırvatistan'daki Sırplara karşı işlenen suçlar nedeniyle 2001'de itham edilmiş general Ante Gotovina'yı teslim edecekti. Mahkemenin başsavcısı Carla Del Ponte geçen hafta sonu Avrupa dışişleri bakanlarının kriz toplantısına kadar, Ante Gotovina'nın nerede olduğunu bilmediğini iddia eden Hırvatların tutumundan 'hayal kırıklığı' duyduğunu söylüyordu. Pazartesiyse birden çark edip Zagreb'deki milliyetçi hükümetin mahkemeyle 'tam işbirliğinde bulunduğunu' açıkladı ve böylece Avrupa Birliği'nde ciddi bir kriz yaşanmasını önlemiş oldu.
Avusturyalıların yaptığı Hırvatlara da Türkiye kadar Avrupalı denebileceğini kabul ettirmekten başka bir şey olmasa da, bunun siyasi bedeli biraz fazla ağır olmadı mı? Düpedüz bir şantaj denebilecek bu harekete boyun eğmekle Avrupa Birliği yöneticileri, aday üyeleri bir dizi ilkeye uymaya mecbur bırakmada şimdiye dek kullandıkları en güçlü silahlardan birinden mahrum kalmış oldu. Bugün Hırvatistan'ın önüne sürülen koşullar hafife alınıyorsa, yarın Sırplara Karadzic ve Mladiç gibi eski savaş suçlusu vermek istemedikleri için karşı çıkmak ve onları Avrupa kapısında bekletmek hiç mümkün olmayacak.
Son birkaç günde Lüksemburg'da yaşanan komediden bazı çelişkili dersler çıkarılabilir. Bir yandan belli ki AB'nin genişleme süreci yoluna koyulduktan sonra onu frenlemek çok zor. Öte yandan yeni üyelerin kabulü ve müzakerelerin her bir aşamasında karar alabilmek için oybirliği sağlama şartı, diplomatlar arasında ateşli tartışmalar yaşanacağına işaret.
AB mevzuatının teknik açıdan yerine getirilmesi her zaman birinci derecede önem taşımayacak. Bütün üyeleri, hatta ele alınan konuyla ilgisi olmayanları bile tatmin edebilmek için pazarlıklar gırla gidecek. Bu sürüncemelerin kurbanı da başta Türkler olmak üzere aday ülkeler, daha genel anlamda ise silueti ve hedefi vasat pazarlıklar arasında kaybolup giden Avrupa fikri olacak. (Başyazı, 5 Ekim 2005)