ABD bildiğini okuyor

ABD'nin hesaplarını gözden geçirme, Afganistan ve Irak'taki savaşlarından dersler çıkarma gibi bir niyeti yok. Özgürlük, insan hakları, demokratik reform, küreselleşme, özelleşme ve pazar ekonomisi gibi taleplerinin arkasına gizlediği emperyalist...
Haber: İBRAHİM ELABBASİ / Arşivi

ABD'nin hesaplarını gözden geçirme, Afganistan ve Irak'taki savaşlarından dersler çıkarma gibi bir niyeti yok. Özgürlük, insan hakları, demokratik reform, küreselleşme, özelleşme ve pazar ekonomisi gibi taleplerinin arkasına gizlediği emperyalist politikalarına boyun eğmeyi reddeden ülkeleri ve halkları vurmaktan ve güç politikasından vazgeçmeye de niyeti yok. Afganistan ve Irak'ta direnişin artarak sürmesinin etkisiyle bu iki ülkede uğradığı askeri kayıplara rağmen Washington aynı politikaları sürdürüyor. Terörle mücadele yaftası altında dünyanın her yerinde kendisine askeri müdahalede bulunma izni verecek gerekçeler üretiyor.
Geçen hafta sonu The New York Times gazetesi Pentagon'un şu an ABD'yi hedef alan terörist saldırıları için 15 senaryo üzerinde çalıştığını yazdı. Pentagon'a göre bu saldırılar binlerce Amerikalının ölümüne yol açabilirmiş. Görünen o ki ABD yönetimi bu söylentilerle Amerikalılara korku yaymayı ve onları Beyaz Saray'ın terörle mücadele diye isimlendirilen politikalarını kabule zorlamayı hedefliyor. Böylelikle Washington Kuzey Kore, İran hatta Suriye'ye kadar kitle imha silahlarına sahip ve Amerikalıların güvenliğini tehdit eden şer devletler ve terörist örgütlerin varlığı iddiasıyla yeni savaşlara hazırlanmakta.
Gazetenin haberine göre ABD'nin ilk aşamada önce Suriye ve İran'ı, ardından Kuzey Kore'yi vurması uzak ihtimal değil. Ancak bu, ABD'nin bu ülkelerin kitle imha silahlarına sahip olması ve güvenliğini tehdit etmesi nedeniyle değil, bu ülkelerin güç politikalarına ve Amerikan dolduruşlarına boyun eğmeyi reddetmesi nedeniyle. Dolayısıyla yeni muhafazakârların askeri hedeflerinin başında gelen bu ülkelerin vurulması
artık an meselesi.
Washington'ın hedefteki ülkelere karşı barışçıl çözüm yolları bulması, diyaloğa ve görüşmelere başvurması mümkünken güç kullanımında neden ısrar ettiğini anlamıyoruz. Özellikle de bu ülkeler ABD ile anlaşmaya hazır olduklarını ortaya koymuşken...
Kuzey Kore nükleer programından vazgeçmek için kendisine yardım edilmesi ve ülkesine saldırılmayacağı noktasında yeterli güvence verilmesi şartını koşuyor sadece. İran nükleer askeri programını bırakmaya hazır olduğu ve barışçıl enerji üretmekle yetineceği sözü verdi. Suriye'nin ise Arap-İsrail çekişmesinin çözümü ve Filistin, Suriye ve Lübnan'a ait Arap topraklarındaki Siyonist işgale son verilmesi dışında başka talebi yok. Şam daha da ileri giderek 1559 sayılı uluslararası karara 'Evet' dedi ve Lübnan'dan çekileceğini açıkladı. Ayrıca Suriye-Irak sınırının kontrol altına alınması noktasında Washington'la işbirliğine hazır olduğunu ortaya koydu. Filistin ve Lübnan örgütlerinin varlıklarını siyasi bürolarla sınırladı sadece.
Peki niçin Washington bu türden barışçıl isteklere özellikle de bu ülkeler ABD'nin güvenliğine tehdit oluşturmazken olumlu karşılık vermiyor. Washington'la mücadelelerinde teröre başvuran örgütlerin türemesinin sorumluluğu Tel Aviv'e verdiği destek nedeniyle ABD'nindir. ABD'nin İsrail'in Araplara ve Müslümanlara yönelik saldırgan politikalarına arka çıkmasıdır.
ABD Afganistan ve Irak'a yönelik saldırgan savaşlarından istifade etmiyor. Kendisine ağır insani ve maddi kayıplarla yansıyan bu kanlı savaşlardan dersler çıkarmıyor. Bunun yerine Arap bölgesinde ve dünyada yeni savaşlar açmak için askeri senaryolar üretiyor. Görünen o ki ABD sadece güç politikasını, otoritesini ve nüfuzunu dünyaya dayatmaya inanıyor. Uluslararası topluma, meşruluğa hatta özgürlükler, demokrasi ve çağrısını yaptığı insan haklarına hiçbir değer vermiyor.
(Ürdün gazetesi Düstur, 29 Mart 2005)