ABD suyu da takip ediyor

25 Ekim 2005 tarihinde toplanan Milli Güvenlik Kurulu daha önce iki kez ertelenen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi taslağında uzlaştı ve belgeyi Bakanlar Kurulu'na gönderme kararı aldı.
Haber: NEJAT ESLEN / Arşivi

25 Ekim 2005 tarihinde toplanan Milli Güvenlik Kurulu daha önce iki kez ertelenen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi taslağında uzlaştı ve belgeyi Bakanlar Kurulu'na gönderme kararı aldı. Küreselleşmenin, küreselleşen finansın ve ekonomilerin, teknolojideki ve özellikle de iletişimdeki gelişmelerin, uzayın ve siber ortamın savaşın yeni boyutlarına dönüşmesinin, enerji güvenliği ihtiyacının, devlet dışı organların, kitle imha silahlarının, küreselleşen terörün, etnik bölücülüğün, kültürel farklılıkların, ekonomik sorunların, gittikçe şiddetlenen doğa olaylarının, hızla yayılan salgın hastalıkların ve şimdilik tek küresel güç konumunda olan ABD'nin jeostratejik hamlelelerinin, klasik tehditlerin yanı sıra güvenlik kavramına yeni boyutlar kazandırdığı zorlu ve karmaşık ortamda, tehditleri karşılamak, fırsatları geliştirmek, alt stratejileri yönlendirmek amacı güden ve devlet yönetiminde gelecekle ilgili vizyonları oluşturduğu için önem kazanan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi üzerinde uzlaşma sağlanmasını, belge kapsamı hakkında doğası nedeni ile yeterli bilgi olmasa bile, olumlu bir gayret olarak karşılamak gerekiyor.
Asıl sevindirici haberi ise Enerji Bakanı'nın Milli Güvenlik Kurulu'nun söz konusu toplantısında Fırat ve Dicle nehirlerinin havzalarındaki su kaynaklarının korunması amacı ile geliştirilen su güvenliği stratejisi ve bu kapsamda planlanan yatırımlar hakkında verdiği önemli bilgiler oluşturuyor.
Türkiye, küresel jeopolitik içinde, Avrasya'nın Ortadoğu, Orta Asya ve Kafkasya'dan oluşan 'yaşam sahası'na (lebensraum) komşu olan konumu, yaşam sahası istikametindeki jeostratejik hamleleri destekleme veya engelleme yetenekleri, doğu-batı, kuzey-güney, güney-kuzey istikametlerinde planlanan enerji nakil hatları ile küresel enerji güvenliği içinde önemli bir enerji köprüsü oluşturma potansiyeli ve 'su kaynakları' ile öne çıkıyor.
Küresel ısınma, kaynakların kuruması, kirlenmesi, mevcut kaynakların kötü yönetimi, nüfus artışı ve şehirleşme neticesinde talep ile mevcut kaynaklar arasındaki dengeler bozulurken, su yeni yüzyılın en kritik ve ikamesi olmayan maddesini oluşturuyor. Küresel ısınmadan en fazla etkilenecek bölgelerden biri olan Ortadoğu'yu besleyen Fırat ve Dicle nehirlerinin kaynakları ise bölgesel jeopolitik içinde giderek önem kazanırken, söz konusu kaynaklar hem Türkiye'nin su güvenliği içinde değer kazanıyor, hem de bu kaynakları bünyesinde bulunduran coğrafi bölge jeostratejik bir cazibe merkezine dönüşüyor.
Yeni yüzyıl jeopolitiği
Yeni yüzyıl jeopolitiği içinde enerji kaynakları ile birlikte su kaynakları ve verimli topraklar önem kazanırken, AB'nin Türkiye ile ilgili İlerleme Raporu'nda yer alan, Fırat ve Dicle'nin idaresinin, barajlar ile birlikte uluslararası yönetime devredilmesine yönelik talepler, Avrupalıların da Ortadoğu ile ilgili vizyonları içinde, Türkiye'nin su kaynakları ile ilgili olduğunu gösteriyor. Küresel güç ABD'de de küresel jeostratejisi içinde doğal olarak, küresel ve bölgesel çıkarları ve küresel istikrar için su sorunu ile ilgileniyor; suyun küresel üstünlüğün sürdürülmesi gayretlerinde bir manivela olarak kullanılması yollarını araştırıyor ve bu konuda ciddi incelemeler de yapılıyor.
Bu kapsamda yapılan incelemeler içinde, ABD'nin ünlü stratejik araştırmalar merkezi CSIS'nin (Center of Strategic and Internatıonal Studies) 30 Eylül 2005 tarihli 'Global Water Futures' adlı çalışması ciddi bir örnek oluşturuyor. İncelemede yer verilen şu ifadeler ise hem konunun küresel boyuttaki öneminin, hem de ABD'nin niyetinin anlaşılmasını kolaylaştırıyor; 'Şimdiden bölgesel krizlere neden olan küresel su sorunu, gelecekte çatışmaların ve istikrarsızlıkların nedenini oluşturacaktır... Su sıkıntısı, arz ve talep arasındaki dengesizlik nedeni ile insanlığı dünya tarihinin bir dönüm noktasına doğru sürüklemektedir... Su sorunları, jeopolitik istikrarsızlıkların nedenini oluşturacaktır... Çözümler, bölgelerin sosyoekonomik, politik ve coğrafi şartlarına göre düzenlenmelidir... ABD, ulusal güvenlik stratejisini güçlendirmenin yolu olarak su sorununun öncelikler listesindeki yerini yükseltmelidir... Bir ABD su politikası şarttır.'
Görüleceği gibi, kendisini küresel enerji güvenliği için sorumlu gören ve bu nedenle de gerekli gördüğünde askeri inisiyatifler de kullanan ABD, şimdi de küresel su sorununu, gerektiğinde bölgesel girişimler de dahil olmak üzere çözmeye hazırlanmaktadır; bir başka ifade ile ABD'nin kendisini küresel su güvenliği için de sorumlu gördüğü söylenebilir.
Milli Güvenlik Kurulu toplantısında gündeme gelen ve Türkiye'nin su güvenliğini amaçlayan stratejinin anlamı ve önemi, ABD'nin bu kapsamdaki küresel emelleri ışığında daha da iyi anlaşılmaktadır.

Nejat Eslen: Emekli tuğgeneral