ABD, Türkiye ile krizi göze alır mı?

Birkaç ay önce eski Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın yakalanmasının üzerinden altı yıl geçmesine rağmen ABD'nin onu Kenya'da Türk yetkililere neden teslim ettiğini hâlâ anlayamamış olduğunu söyleyerek, gözlemcileri şaşkına çevirdi.
Haber: HENRI J. BARKEY / Arşivi

Birkaç ay önce eski Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın yakalanmasının üzerinden altı yıl geçmesine rağmen ABD'nin onu Kenya'da Türk yetkililere neden teslim ettiğini hâlâ anlayamamış olduğunu söyleyerek, gözlemcileri şaşkına çevirdi. Türkiye'nin PKK ile mücadelesine Washington'un verdiği sarsılmaz destek göz önüne alınarak, Ecevit'in sözleri daha ziyade hasta ve yenik bir milliyetçi siyasetçinin düşünceleri olarak yorumlandı.
İki hafta önce, ABD ile ilişkiler ve Kürt meseleleri üzerine sert görüşleriyle tanınan ve geçenlerde emekliye ayrılan Kara Kuvvetleri komutanı Aytaç Yalman, çıkıp Ecevit'e cevap verdi: ABD'nin Öcalan'ı teslim etme oyununu düzenlemesi, aslında Öcalan'ın Iraklı Kürt liderler Mesut Barzani ve Celal Talabani'ye rakip olmasını önlemeyi amaçlayan daha geniş bir planın parçasıydı. Yalman'a göre Öcalan bertaraf edildikten sonra iki Kürt liderin manevra kabiliyeti çok daha genişleyecek, bununla birlikte Washington'a bağımlılıkları da artacaktı.
Birçok köşe yazarı hem Ecevit hem Yalman'ı ti'ye alsa da, bu ikili aslında başta milliyetçiler olmak üzere birçok Türk'ün çevrelerinde ve kendi ülkelerinde yaşadıkları büyük değişikliklerin ortasında, içlerinde duydukları güvensizlik hissini dile getiriyordu. Kendi ülkelerindeki değişiklikler AB'nin istediği reformlar ve AB ile müzakereler çerçevesinde yapılıyor. Türkiye'de birçoklarının ve yarı resmi olarak dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Yalman'ın da karşı çıktığı Irak savaşı, ülkenin bölgeyle ilgili pek çok hesabını bozdu. Irak'ta anayasal süreç meyve vermeye başlasa da ülkenin geleceği hâlâ belirsizliğini koruyor. Gerçekleşeceğinden emin olunan tek bir gelişme var, o da Kürtlerin sağlam bir özerk veya federal varlığının, hatta belki de bağımsız bir Kürt devletinin ortaya çıkması.
PKK'nın kış uykusu sona erdi
Türkiye, Irak Kürtlerinden kendisine geçecek bir bulaşma etkisinden her zaman korkmuştur. Bu nedenle her iki sonuç da Ankara tarafından potansiyel olarak istikrar bozucu olarak algılanıyor. PKK liderliğinde on yıldan uzun süren isyan Öcalan'ın 1999'da yakalanmasıyla son bulmuştu. O günden sonra kış uykusuna giren PKK, tek taraflı ateşkesini sona erdirdi. Şiddetin yeniden başlaması, dahası bu sefer Amerikan karşıtı Iraklı asilerden kapılmış daha ölümcül taktiklerin de devreye sokulması korkusu yaşanıyor.
Bunlar da yetmezmiş gibi PKK'nın savaş gücünün önemli bir kısmı Kuzey Irak'a rahatça yerleşmiş durumda. Irak'ın işgal gücü sıfatıyla ABD ordusunun, bizzat ABD'nin terörist ilan etmiş olduğu bir örgütü bitirmemiş olması Türkleri özellikle incitiyor. Irak'taki ABD ordusu, isyanla boğuşan askerlerinin bir kısmını PKK ile savaşa yönlendirmek istemedi. Kuzey Irak sakin ve ABD'nin varlığına ihtiyaç olmayan bir bölge, buranın asayişi yerel Kürt kuvvetlerine emanet edilmiş durumda. PKK'nın varlığı ABD ordusu için belli ki bir öncelik taşımıyor.
'ABD, Kürtlerle aynı safta' iddiası
Ne var ki Amerika'nın bu isteksizliği Türk medyasında ve diğer çevrelerdeki suçlamaların temel noktasını oluşturdu. Washington'un Ankara'daki eski müttefikini ciddiye almadığından tutun da, Ortadoğu'da etnik bir ülke kurmak isteyen Kürt gruplarla aynı tarafta olduğuna kadar birçok iddia ortaya atılıyor. ABD'nin ciddi itibar sorunu olduğu ortada. ABD er ya da geç ya PKK'ya karşı harekete geçecek (bilhassa PKK silahlı kampanyaya devam ederse), ya da Türkiye ile büyük bir krizi göze alacak.
Türk hükümeti Kuzey Irak'a müdahale için gerek sivil gerek askeri çevrelerden gitgide artan bir baskıyla karşı karşıya. PKK tutup terörist bir olayda çok sayıda kişiyi öldürürse, Türk yönetimi vatandaşlarını koruduğunu ispatlayabilmek için sınır ötesi bir operasyon yapmaya kendini mecbur hissedecek. Böyle bir operasyon da muhtemelen Irak Kürtleriyle çatışmayla sonuçlanacak, Irak'ın Washington'un şimdiye kadar garanti gördüğü tek bölgesindeki istikrarı da yok edecektir.
İstikrar bozulur
Türkiye'nin 'Kürt sorunu değil, terör sorunu' olduğuna dair yakın döneme kadar sürdürdüğü resmi pozisyonu, Avrupa veya Amerika'da pek itibar görmemişti. Ancak geçenlerde Recep Tayyip Erdoğan ülkesinin Kürtler için en önemli bölgesine giderek, Türkiye'nin bir 'Kürt sorunu' olduğunu telaffuz eden ilk Türk başbakanı oldu, ve meseleye böylesine bodoslama dalma kararıyla Türkiye'deki sertlik yanlılarını ve muhafazakârları dehşet içinde bıraktı. Erdoğan o lafları AB müzakerelerinin başlama tarihi yaklaştığı için etti gerçi ama, PKK şiddetinin tırmanması ve Kuzey Irak'la ilgili siyasi endişeler göz önüne alınacak olursa, yaptığı oldukça riskli bir hareketti.
Erdoğan Kürtlerde beklentiler oluşturmakla bahsi kendi kendine daha da artırmış (oysa bu beklentiler geçmişte Türk siyasetçiler tarafından defalarca geri çevrilmişti), bir yandan da PKK'nın konumunu tamamen değiştirmiş oldu. Bu da ABD'nin eline Türkler, Amerikalılar ve Iraklılar (bilhassa Iraklı Kürtler) olmak üzere üç yollu bir diplomatik girişim başlatma ve böylece Kuzey Irak'ta PKK varlığını bitirecek bir oyun planı hazırlama fırsatı veriyor. (Lehigh Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı, eski ABD Dışişleri Bakanlığı Politik Planlama Dairesi üyesi, 1 Eylül 2005)