AB'nin korkusu yıkım

40 yıl önce, yani Türkiye AB'ye davet edildiği zaman, Batı için komünist Sovyetler Birliği gibi bir düşman vardı. Eski ülkemizin hem askeri hem ideolojik gücü o zamanki Avrupa politikacılarını korkutmaktaydı.
Haber: BOTAGÖZ SEYDAHMETOVA / Arşivi

40 yıl önce, yani Türkiye AB'ye davet edildiği zaman, Batı için komünist Sovyetler Birliği gibi bir düşman vardı. Eski ülkemizin hem askeri hem ideolojik gücü o zamanki Avrupa politikacılarını korkutmaktaydı. Bu sebeple daha çok, Türkiye'nin önem arz eden jeostratejik konumuna bakılırdı. Avrupalı siyasetçiler, Türkiye'nin, Avrupa ülkeleri için Yakındoğu'nun istikrarsızlıklarına ve genellikle doğudan gelebilecek teröre karşı koymada sağlam bir kalkan olacağını söylüyorlardı. Bu nedenle Türkiye, Kuzey Atlantik Paktı'na üye olarak alınmıştı. Yani Türkiye, doğuda, Sovyet Birliği'ne karşı NATO ülkelerinin bir karakolu olmuştu.
Devam etmekte olan, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olabilirlik tartışmalarına başlıca sebep teşkil eden İslamiyet faktörüne o zamanlar hiç kimse aldırmıyordu. Ayrıca, tartışmanın odağındakiler bu İslam ülkesinin coğrafi bakımdan Avrupalı olmadığının farkına bile varmamışlardı. Daha açıkçası, Türkiye topraklarının sadece yüzde 3'ü Avrupa'da bulunmaktadır. Sonuç olarak her şey yolunda giderse, Türkiye AB'nin en büyük ülkesi olacaktır. Buna, Türkiye nüfusunun 70 milyon (artmaya devam ediyor) olduğunu da ekleyebiliriz. Ve bu nüfusun büyük kısmı Avrupa'nın müreffeh ülkelerine mutluluklarını aramak için gitmeye hazırlar.
Avrupa Parlamentosu uzmanları, Türkiye'nin AB'ye getireceği mali yükü bile hesaplamışlardı. Türkiye'nin tarım sübvansiyonunun, geçen sene AB'ye giren 10 ülkenin tarım sübvansiyonundan çok daha fazla olacağını, Türkiye'nin AB'ye girmesi durumunda Avrupa kasasına yıllık 28 milyar dolara mal olacağını belirtmişlerdir. Oysa, AB'nin en çok Türk barındıran ülkesi olan Almanya, daha 60'lı yıllarda ülke sanayisini yeniden kalkındırmak için bütün ülkelerden işçi davet etmiş ve ilk olarak bu davete Türkler cevap vermişlerdir.
Çok sıkı olan Türkiye-Almanya ilişkilerini, Antalya'ya tatile giden herkes gözlemleyebilir. Alman vatandaşlarının bu turistik yöreleri gözlerine kestirmelerinde, yerel Türk halkının çok rahat Almanca konuşabilmesi, Alman vatandaşları için her türlü indirimin yapılması, Almanya'dan Türkiye'ye uçak biletinin daha ucuz olması, oradan çok daha fazla turist gelmesini sağlamaktadır. Bu sıkı ilişki Alman-Türk evliliklerinde artışlara da neden olmuştur.
'ABD, birliği zayıflatmak istiyor'
Konumuza dönersek; Avrupalı bazı siyasetçiler, Türkiye'nin AB'ye girmesinin AB bünyesini zayıflatacağını açıkça söylemek-tedirler. Diğerleri ise, Amerika'nın, farklı kültürlere sahip olan ülkeleri AB'ye zorla kabul ettirmek istediğini söylüyorlar. Eski Federal Almanya Başbakanı Helmut Schmidt ise geçen sene, "Eğer Türkiye'yi kabul edersek, o zaman Fas'a kendilerini reddetmek için diyecek bir şeyimiz olmayacak. Amerikalı bazı çevreler şimdiden Ukrayna, Gürcistan ve Ermenistan'ı kabul etmemizi istiyorlar" demişti.
Avrupalıların tek korktuğu şeyin 'İslam' kelimesi olduğunu belirtmemiz gerek. Bir Fransız politikacı, 'sosyete kamarasına İslam'ın girmesine' henüz hazır olmadıklarını söylemişti. Onların neden korktuklarını aşağı yukarı şu şekilde ifade edebiliriz: Eğer Türkiye AB'ye girerse, Avrupa'yı "İslamlaşmak" zorunda bırakacak ve böylece Bosna Hersek'in Avusturya Macaristan İmparatorluğu'na girmesi, onu nasıl içinden yıkmışsa, Türkiye'nin de Avrupa'yı içinden yıkacağı düşünülmektedir. Türkiye'nin AB'ye girmesi meselesinin bu kadar uzamasının nedeni, Avrupalı politikacıların Türkiye'ye karşı savlarını resmi görüşmelerde açık açık söyleyememeleridir.
Türkiye'nin AB'ye girmesine karşı olan Fransa'nın eski Cumhurbaşkanı Valery Giscard D'Estaing, konuya ilişkin görüşlerini, "Türkiye'nin AB'ye girmesini destekleyenler tüm Avrupa'nın düşmanlarıdır" gibi açıklamalarla her zaman ortaya koymuştur. AB'ye mensup diplomatik çevreler ise resmi görüşmelerde, konuya ilişkin olarak daha çok diplomatik tarzın korunması eğilimini tercih etmektedir. AB'nin her yeni dönem başkanı Ankara'ya desteklerini gösterme çabası içinde olmuştur. Bunun için de bu mesele yıllarca uzamıştır. Fakat, Avrupa parlamenterleri müktesebat çerçevesinde daha sert çıkışlar yaparak, Türkiye'den AB mevzuatına uymasını istemektedirler. Türkiye'den istenenler diğer ülkelere göre farklıdır. AB'nin Türkiye'ye karşı böyle davranmasının nedeni, sadece Türkiye'nin AB'ye girme kararını mümkün olduğu kadar geciktirmektir.
AB, Türkiye'den neler istedi ve Türkiye AB'nin hangi taleplerini yerine getirdi? Talepler, ilk bakışta olağan görünüyor. Ekonomik ve siyasi istikrarın devamı, demokrasi, insan hak ve özgürlüklerinin garanti altına alınmasıyla ilgili kanunların çıkarılması, özellikle; kadın hakları, idamın kaldırılması, hapishanelerde işkencenin yasaklanması, ulusal azınlıkların haklarının korunması ve askerlerin rolünün sınırlanması.
Talepler Türkiye için zor
Ancak, bir imparatorluk geçmişi olan ve uluslararası arenada kendine biçilen özel rolün idraki içindeki bir İslam ülkesinin bu talepleri yerine getirmesi kolay değildir. AB'nin diğer talepleri doğu mentalitesinin özellikleriyle karşı karşıya kaldı. Türk köylerinde hâlâ eski çağ gelenekleri devam ediyor. Mesela, evli kadının ihaneti durumunda, kadının akrabalarının da katıldığı aile meclisinin aldığı karar sonucu ölümle cezalandırılabiliyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Türk Ceza Kanunu'na geçen yıl ilave ettiği, evliliğe ihanet ile ilgili maddeyi, Avrupa Parlamentosu, Avrupa ahlakına uygun olmadığı gerekçesiyle kabul etmemişti.
2003 yılının Temmuz ayında Türkiye Meclisi, asker ve silahlı güce sahip kuruluşların yetkilerini sınırlayan kanunu ve diğer kanunları da çıkarmıştır. Ayrıca, Avrupa Parlamentosu Ankara'dan, Osmanlı İmparatorluğu döneminde, 1915 yılındaki Ermeni soykırımını tanımasını da talep etmektedir. Bu talebin yerine getirilmesi, AB'nin Kıbrıs'ın tanınmasını istemesi gibi 3 Ekim 2005 tarihine, yani müzakerelerin başlayacağı tarihe kadar askıda kaldı. Daha önce Avrupa Parlamentosu, bu iki talep yerine getirilmediği sürece müzakerelere başlanmayacağını dile getirdi. Belki de burada, Türk diplomatların ve Başbakan Erdoğan'ın kararlı tutumu etkili oldu. Başbakan, Türkiye'nin AB'ye diğer ülkelerle eşit şartlarda kabul edilmesini istemektedir.
Üç sene önce yapılan seçimlerden, Recep Tayyip Erdoğan'ın lideri olduğu Adalet ve Kalkınma Partisi galip çıktığı zaman Türkiye'nin AB'ye girmesine kuşkulu yaklaşanlar rahatlamışlardı. Ancak, Başbakan'ın ilk açıklamasında, AB'ye üyelik çalışmalarının süreceğini söylemesi, hayal kırıklığına uğramalarına neden olmuştu. Türkiye'nin AB üyeliğine muhalefet edenler, hâlâ Türklerin 10 sene sonra bu fikirden vazgeçeceklerinin beklentisi içindeler. (Rus gazetesi, 14 Ekim 2005)