Adaletin gerçek simgeleri

ABD'nin Irak'a müdahalesi, özneyi yani Iraklıların öznel olarak barış istemesini ihlal sayarken, aslında özneyi ihlal eden, ABD'nin Irak'tan çekilmesidir.
Haber: OĞULCAN BAKİLER / Arşivi

Türkiye ’de eylemin tarzı, (Hrant Dink cinayetindekine benzer bir) kapalı toplum genetiğine rağmen romantizm olmalı. Yani bana hükümete karşı herhangi gösteride,”Niye buradasın?” denilse, “Eylem yapıyorum” derim. (Bunu geçiştirmek için dediğim de belli). Oysa sloganların değişmesi için yumuşak; popüler boyutuyla sadece simgeselleşmeye karşı bir tarz olurdu benimki.
Her ülkede olabileceği gibi Türkiye’nin de hâlâ ‘derin’ bir imaja sahip olması, fakat bunun giderek simgeselleşmesi; yani hayalde kapalı olduğu kadar apaçık temsil edilmesi... Derin imajıyla halkın önünde konuşulmayacak şeylerin de olmasını kastediyorum. Bunlar hepimize zevkle hayal kurdurur ama bu hayal gücü, Pessoa’nın dediği gibi, iyi bir hayalcinin asla uyanmamasına karşı siyasi -etik konumda simgelerle başa geçer. Ayrıca buradaki çarpıklık da adalet tanımımız olur.
Alain Badiou’dan aldığım ilhamla, doğrudan adaletin tanımı için adaletsizlik mi kalkış noktamız olacak? Fakat adaletin bu evrensel, yani elle tutulur siyasi konumundan önce, adaletin estetik kesinliğini/imkânını ‘ütopik’ önyargılarımızdan geçerek sormalıyız. Zira eskiden beri muhalifler, bu simgelerle oynayıp durur.
(Gerçekten Hrant Dink cinayetinde adaletsizlik kalkış noktamız olabilir mi? Ve bunun için) Ortada adalet isteyeceğimiz ve bunun karşılığında adaletsizlik eden kimdir, nedir?
Adalet, adaletsizliği muktedir kılarak, doğal olarak eylemsizlikle mi istenir? “İdeolojiler ölmüştür” derken vurgulanan şey budur. Oysa adalet istemek eylem sayılacak mıdır? İşte hayali, anlamsız bir tabirle romantizmi önerirken, radikal bir eylemsizliğe rağmen belki yumuşak bir eylem–Kieslowski’nin ‘Mavi’ filminde radikal bir eylemsizliğe karşı tercih edilecek yumuşak bir eylemliliktir bu. Yalnız eylemsizliğe karşı değil, onun gerçeğine rağmen bir eylem olacaktır.
Bugün giderek anlamını yitiren bir eylem vardır.” Bunu daha anlaşılır yapmak için, mevcut bir karşı eylem olduğunu düşünmeli miyiz? Yani Osmanlı Devleti giderken, daha fazla çabalaması gereken Cumhuriyetin karşı eyleminden/estetik olarak tek boyutluluğundan bahsedilmeli mi? Çünkü (siyasi etiğe geçişte) devletin yasakçı, dolayısıyla göreli rutini kastediliyorsa –ki adaletsizliğe değinmiştik, bunda sadece bir hayal gücü için bile, estetik bir bakışı asla atlayamayız; Salo’da Pasolini’nin bize sunduğu o seyirlik gösteri türünü kastediyorum. Bize faşizmi nesnel bir çiğlikte sunmamak için gerilimli bir estetiği vermiştir (yani izleyici için filme nasıl tahammül ettiği sorusu, doğrudan hayal gücüne hitap eder). Örneğin, bu mimari bakımdan somut ve aynı renk bir binada öznelleştiriliyor; balkonlar, her yöne kapılarla açılan büyük, kendince düzenli bir salon, yerli yerinde müstehcen pencereler...
Yapıyı özne (iç) ve nesne (dış) olarak böldüğümüzde, öznenin hareketliliğinin, toplumsallığının durağan nesneyle kuşatıldığını, yani simgeselleştiğini söyleyeceğiz. Ya nesne boşaltılmış, özne bu fetişizmden çıkmış olsaydı? (Salo sadece yapının belli bölümlerinin, pencerelerin, kapıların vb. hareketsiz gösterilmesinden ibaret bir film olsaydı?) Herhalde ‘yeni bir yönetim olmayacağı için, yeni rutinden bahsedemezdik’. Ama geriye -tabii ki özgürlüğü engellenecek, kuşatılmış bir hayal gücünün- fetişin kalacağı açık. Başka bir deyişle, Cumhuriyet, eski yapıları boşaltmış -buna ‘Türkiye’nin derin imajı’ diyoruz- ve yerine özneyi romantizmden alıkoyacak o hayaleti bırakmıştır.
Bu hayalet Irak’ta da mevcut: ABD ’nin Irak’a müdahalesi, özneyi yani Iraklıların öznel olarak barış istemesini ihlal sayarken, aslında özneyi ihlal edenin ABD’nin Irak’tan çekilmesi, yani geriye kalanın nesneyi belirginleştiren fetiş olduğunu nasıl görmeyiz? (Irak’ın öznel olarak barış isteme hakkı vardı ama nesnel olan, küreselci ABD’nin barış istemesi). Kürşat Bumin’in ‘Pasifizme Övgü’ yazısından yaptığım çıkarımla, pasifizm veya genel akıl tamamen şunu önerecektir: 1-Irak’ta savaş vardır, 2-ABD barış ister, 3-ABD barış istediği için savaşır”. (Obama, daima Irak halkının yanında olacaklarını söylüyordu mesela). Bizse bunlarla çelişecek, sadece ABD’nin kabul edeceği, ancak bu üçüyle beraber düşünüldüğünde anlaşılacak geleneksel 4. boyutu ekledik: “ABD savaş istediği için barışmıştır”.