Ali Elverdi

Ali Elverdi
Ali Elverdi

Emekli Tuğgeneral Ali Elverdi?nin (solda) başkanlığındaki 1 Numaralı SıkıyönetimMahkemesi 12 Mart döneminde ağır cezalara hükmetmişti. Elverdi Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararını verdikten sonra geleneksel olarak kalemini kırmıştı.

Ali Elverdi tarih ve halk affetmez ve unutmaz... Elverdiler militarizmin bataklığında bir kez, bir tek kez sahte bir şaşaa ile öte yakaya gönderilecektir. 6 Mayıslarda ise Denizleri hep, özgürlük, âşığı, yürekleri sevgi ve dayanışma duygusuyla dolu binler anacaktır...
Haber: ATİLLA KESKİN / Arşivi

Kimdir?
1924 yılında Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde doğan Ali Elverdi, liseyi bitirdikten sonra Harp Akademisi’ne girdi. Harp Akademisi’ni bitirdikten sonra tuğgeneral rütbesine kadar Yükselen Elverdi, 12 Mart 1970 darbesinde Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 nolu Askeri Mahkemesi Başkanlığı’nı yaptı. Darbenin ardından 4’üncü ve 5’inci dönemde Adalet Partisi milletvekili oldu. Elverdi, 1980 yılında ‘Bu Vatana Kastedenler’ başlıklı bir kitap da yayımladı. Elverdi Gezmiş, Arslan ve İnan’ın 6 Mayıs 1972’de idam edilmeleri sonrası “Ben yalnız adli değil siyasi kararlar da verdim” demişti. Elverdi için 20 Nisan Salı günü Kocatepe Camii’nde tören düzenlenecek.


Deniz Gezmiş’le birlikte idama mahkûm olan Atilla Keskin, önceki gün ölen emekli mahkeme başkanı Elverdi’yi yazdı...
Sabahın köründe çalışmak için bilgisayarımın başına oturduğumda, Ali Elverdi’nin öldüğünü öğrendim.
Ne kin... ne nefret... ne iyi olmuş gebermiş gitmiş.. gibi duygular kabardı bende.
Duygusuzdum...Sadece anılar canlandı...
İdam cezası vererek kalemini kırdığı dördüncü gençtim. Üstündekiler sessiz kalsaydı sadece ben değil, yaş ortalaması 22 olan, 18 genç de idam edilecekti.
Sevgili yoldaşım Hüseyin İnan’la birlik idam kararı okunurken, Elverdi’nin yüzüne bakıyorum. Kıpkırmızı, ter içinde, telaşeli ve korkak bir yüz.
Yüzümüze bakamıyor... Korkuyor mu... Belki... Ama üzülmediği her halinden belli...
Hüseyin’in yüzüne, dede İnan’ın yüzüne bakıyorum sonra... Bu resim arşivlerde, gazete köşelerindedir hâlâ... Muzip bir gülümseme var yüzünde...
Bu kararı vereceğinizi biliyorduk, umurumuzda bile değil diyen bir gülümseyiş onunkisi...
Hâkim değildi Ali Elverdi, ipimizi kendisi çekmeye aday bir cellattı...
Bağırıp çağıran, sloganlar atan bizleri anlamıyordu, anlamaya da çalışmıyordu hiçbir zaman. Taşlaşmış, duygusuz bir yürekti taşıdığı, adım gibi biliyorum.
Ne ülke sevgisi, ne halk sevgisi, ne ütopyaya bağlılık gibi duyguları vardı.
Gencecik insanların canları pahasına ütopyalarından vazgeçmemesini, pişman olup aman dilememesini bir türlü anlamıyordu.
Sadece o mu? Başındaki generaller de...
Canlı bir sinama sahnesi gibi hâlâ gözümün önündedir. Mahkemenin başladığı gün, biz 18 genç: “Kahrolsun Amerika, Yaşasın sosyalizm,” diye slogan atarken, askerlerin dipçiklemesi ile yetinmeyen Faik Türün askerleri yarıp gelmiş, tekme tokat bizlere girişmiş, ağzından tükrükler saçarak, evet tükrükler saçarak ... gördüm o sahneyi çünkü böyle anlarda hep detaylara bakarım... “Hâlâ mı sosyalizm!!!” diye bar bar bağırıyordu.
Ne konuşmalarımız, ne çoşkumuz, ne sevgimiz, hiç ilgilendirmiyordu, tepede ter içinde oturan Ali Elverdi’yi... Onu tek mutlu kılan bağırıp çağırdığında, askerelerin ‘Hazır ola geçmesi’, ‘tir tir tirmesiydi’ sadece... O sadece otoritesini kullanabildiğinde, o sadece insanlar üzerinde korku yaratabildiği anlar mesuttu.
Biz gencecik yüreklerimizle anlıyorduk onu, faşizmle ilgili o yaşta pek çok kitap okumuştuk.
Kışla talimatnamelerinden başka bir şey okumamış olan Elverdi’nin bizi anlaması elbet olanaksızdı...
Cenazesi, devlet töreniyle kaldırılacakmış...Ona layık olan da budur. Militarizmin en kanlı, en cırtlak renkleri ve sesleriyle uğurlanacak öte yakaya...
Yaptığı ‘hırsızlıkları’ karıları anlatan; darbe yapmaya çalışıp da beceremeyen, birbirini ihbar eden cezaevindeki Ali Elverdiler çok üzüleceklerdir.
Keşke savcı bu omuzlarında bol yıldız, bol ay taşıyan bu tutukluları bir günlük serbest bıraksa da, onlar da, ‘silah arkadaşları!’bu zorba için son görevlerini yerine getirebilse...
Tarih ve halk affetmez ve unutmaz... Elverdiler militarizmin bataklığında bir kez, bir tek kez sahte bir şaşaa ile öte yakaya gönderilecektir.
6 Mayıslarda ise Denizleri hep, özgürlük, aşığı, yürekleri sevgi ve dayanışma duygusuyla dolu binler anacaktır... Buna adım gibi eminim. 

Atilla Keskin, yazar, yurtdışında yaşıyor. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan’la birlikte THKO(Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) davasından yargılandı. İdama mahkûm edildi. Son dakikada kararı yargıtaydan döndü. Uzun yıllar cezaevinde kaldı. Dönemi anlatan kitaplar yazdı. 

Güldal Kızıldemir’in 1987 yılında Ali Elverdi’yle Nokta dergisi için yaptığı söyleşi
Menderes’ler şehit, Deniz’ler hain
Nokta: Batı ülkelerinin hemen hemen tümünde idam cezası kalkmış durumda. Türkiye’de idam cezasının tartışıldığı şu günlerde, siz olaya nasıl bakıyorsunuz?
Elverdi: Bizim Avrupa’dan farklı durumlarımız var. Soydan gelen bir kin davası var, üstelik bizim dinimizin icabı da var. Kısasa kısas, yani yapana yapılır. Öldürdüyse canı alınır. Bu doğrudur demiyorum ama, doğruymuş gibi davranan çok Türkiye’de.

Nokta: Söylediğiniz bu kısasa kısas anlayışı siyasi nedenle idamları pek açıklamıyor.
Elverdi: İlle de kısas diye bir şey yok. Öldürmeyene de idam cezası verilir. Mesela vatan haini, vatanının sırlarını bir ülkeye satmış. Veya ideolojisi öyle istiyor, kendisi aslen Türk değil, karışık. Buna da idam cezası verilir.

Nokta: Türkiye’de farklı dönemlerde siyasi nedenlerle idam edilen kişilerin tümünü vatan haini olarak mı görüyorsunuz?
Elverdi: Hayır. Menderes’lerin-ki demokratik ve tarafsız bir mahkeme değildi. Onlar uydurma mahkemelerdi. Köpek davası, bebek davası derken üç kişiyi şehit ettiler, asmadılar. İdam hükmü değil bu.

Nokta: Siz Menderes’ler için ‘şehit edildiler’ diyorsunuz, Talat Aydemir’ler ve Deniz Gezmiş’ler için de aynı görüşü savunan kesimler var. İdam cezaları şu veya bu şekilde tartışılıyor...
Elverdi: Menderes’ler vatan haini olarak ne yaptılar? Onları asan ihtilaldi.

Nokta: O zaman Deniz’leri asan da 12 Mart idi denebilir mi?
Elverdi: Denemez. 12 Mart’tan sonra sıkıyönetim geldi, anarşistler yakalandı ve ortalık düzeldi. Ama, seçimlerden sonra afla yine hapishaneleri boşalttılar.

Nokta: Deniz ve arkadaşları bir başka mahkemede yargılamaydılar, gene idam edilirler miydi?
Elverdi: Evet. Çünkü yaptıkları eylem 146/1’in üzerine oturuyor. İstanbul’da mahkemeler neticelenmeden sıkıyönetim kalktı, af çıktı dosyalar toplandı. Ertuğrul Kürkçü bizim mahkememizde yargılandı, İstanbul’a havale edildi. Afla birlikte Ertuğrul Kürkçü müebbete çevrildi. Aslında idam cezası almıştı.

Nokta: Sonuçta ortaya çıkan farklılıkları nasıl değerlendiriyorsunuz? Örneğin Ertuğrul Kürkçü’nün idam edilmemesi adli bir hata mıydı?
Elverdi: Tabii, milli irade, o kurtulmuş, öbürü kurtulamamış.

Nokta: Deniz’lerin ölmesi de şanssızlık o zaman.
Elverdi: O zaman şanssızlıktır diyebiliriz. Şanssızlık ama, adalette böyle hadiseler çoktur.

Nokta: Bu ‘şanssızlık’ sizce ne yarar sağladı?
Elverdi: O bir ibret-i müessese olmuştur. Onlar asıldıktan sonra hadiseler durmuştur.

Nokta: Hadiseler gerçekten durdu mu?
Elverdi: Yüzlerce dosya mahkemede durdukça olaylar durmaz. 0 dosyalar Meclis’te bekletilmeyip infaz edilse, bakın nasıl durur. Bunların sürüncemede bırakılmaması gerekir.

Nokta: Yani sizce 146/1 çok zorunlu ve gerekli bir madde mi?
Elverdi: Elzemdir. 146/1 olmasa, erken kalkan eline silahını alır
ihtilal yapar.

Nokta: 146. Madde’nin uygulanmadığı ülkelerde insanlar sabahları erken kalkıp ihtilal mi yapıyorlar?
Elverdi: Onlar bizim gibi ülkeler değil. Bizim komşularımız arasından bir tek dostumuz var mı?