Aliağa gemi çöplüğü değil

Radikal gazetesinin 13 Temmuz 2003 tarihindeki manşeti, spesifik bir olay üzerinden Türkiye'nin küresel toksik atık trafiğinde bulunduğu yeri, tek bir olay üzerinden sorguluyordu...
Haber: ERTAN KESKİNSOY / Arşivi

Radikal gazetesinin 13 Temmuz 2003 tarihindeki manşeti, spesifik bir olay üzerinden Türkiye'nin küresel toksik atık trafiğinde bulunduğu yeri, tek bir olay üzerinden sorguluyordu:
'Türkiye dünyanın çöplüğü mü?'
O günlerde Novocerkask adlı bir gemi, İzmir Aliağa kıyılarında sökülmek üzere Türkiye'ye doğru yola koyulmuştu. Asbest vb. tehlikeli atıkları bünyesinde bulunduran gemiyi, henüz Akdeniz'deyken belirleyip, gerek basını, gerek yetkilileri uyarmıştık. Bu uyarı üzerine geminin rotası değişmiş ve gemi 'meçhule' doğru yola koyulmuştu.
İnsan yaşamına tatlı para
O günlerde 'meçhule' doğru seyreden başka bir konu da Aliağa'daki gemi sökümü alanının akıbetiydi. Bizim gemi sökümü koşullarının düzeltilmesi istemimiz, Türkiye'ye 'döviz' girmesi uğruna olayı görmezden gelen hükümet yetkilileri ve insan yaşamına yatırım yaparak kâr marjını düşürmek istemeyen gemi sökümü şirketleri tarafından kulak arkası ediliyordu.
Gemi sökümü konusunu bir tür 'saadet zinciri' olarak nitelendirebiliriz.
Ömrünü dolduran yaşlı gemiler, sökülmek üzere çoğunlukla Hindistan, Bangladeş, Çin ve Türkiye gibi ülkelere gönderiliyor. Bunun nedeni, bu ülkelerdeki işçilerin gemi sökümü üzerine uzmanlaşmış olması değil. Söküme gönderilen gemiler, asbest başta olmak üzere, PCB, TBT, petrol artıkları gibi onlarca tehlikeli maddeyle birlikte geliyor.
Koşullar düzelebilir
Gemilerin sökümü ise gemiler karaya çekilerek, ilkel koşullarda yapılıyor. Örneğin, geçtiğimiz yıla kadar Aliağa'da asbest korunma donanımı yoktu. Halbuki gemilerin işçi sağlığını ve çevreyi gözeten koşullarda sökülmesi pekâlâ mümkün...
Batı ülkelerinde gemiler kuru doklara çekilip çevreden yalıtılıyor; işçiler ise gemiyi sökmeye başlamadan önce tehlikeli maddeleri özel korunma donanımı ile temizliyor.
Ne var ki söz konusu koşullar daha fazla maliyet anlamına geldiği için gemi sahipleri gemilerini bizim gibi ülkelere göndermeyi tercih ediyor. Gemi sahibi memnun, gemisökümü firmaları memnun, Türkiye'ye döviz girmesi nedeniyle başta Denizcilik Müsteşarlığı olmak üzere hükümet kurumları memnun, hatta evine ekmek götürmekten başka bir şey -buna kendi sağlıkları dahil- düşünemeyecek durumda olan işçiler bile memnun!
Greenpeace'in amacı, ikiyüzlülük ve çifte standart üzerine kurulu bu zinciri kırmak. Nitekim gemi sökümünün var olan koşullarla sürdürülemez olduğu, Birleşmiş Milletler Raportörü Fatma Zohra Vesely'nin bölgeyi bizzat gezerek derlediği bilgiler sonucunda Türkiye hakkında hazırladığı Şubat 2005 tarihli 'Yasadışı Toksik ve Tehlikeli Atık Taşıması ve Boşaltımının İnsan Haklarına Etkileri' başlıklı raporda da belirtiliyor.
İlk adımlar
8 Aralık'ta Avrupa Birliği Türkiye Tem-silciliği'nin önünde yaptığımız eylemde, Aliağa'dan götürdüğümüz hurda parçalarını AB binasının kapısının önünde 'sergiledik'. Amaç, Avrupa Birliği ülkelerine bu konudaki sorumluluklarını anımsatmaktı. Bu, Avrupa'daki tek cidarlı tankerlerin trafikten kaldırılması için geri sayımın başladığı bugünlerde özellikle önem kazanıyor. 2010 yılına kadar 2000'den fazla 'Avrupalı' petrol tankeri, bu karar çerçevesinde söküme gönderilecek.
Bu, takvimin var olan sistem içinde işlemesi demek, Aliağa için tam bir çevre felaketi demek. Bu nedenle, Greenpeace olarak AB ülkelerini ve konuyla ilgili tüm yetkilileri defalarca sorumluluk almaya çağırdık ve bunun meyvelerini toplamaya başladık.
1-2 Haziran'da, Aliağa'da Greenpeace dahil tüm tarafların katılımıyla düzenlenen toplantı, önemli bir ilk adımdı.
Greenpeace'in söylediklerini körü körüne reddetmek yerine, gittikçe zorlaşan uluslararası rekabet koşullarında 'çevreye saygı'nın önemli bir fark olduğunun ayırdına varan Gemi Sökümü Sanayicileri Derneği, Aliağa Kaymakamlığı, Belediye Başkanlığı, AB Temsilcisi, Greenpeace ihbarda bulunmadığı sürece bugüne kadar bir yasal yaptırım uygulamaktan imtina eden, aralarında Çevre Bakanlığı ve Denizcilik Müsteşarlığı'nın da bulunduğu kurumlar, toplantıda var olan koşulların daha iyiye götürülmesi yolunda bir ortak irade beyanında bulundular; hatta hemen her temsilci Greenpeace'e konuyu gündeme getirdiği ve çaba harcadığı için teşekkür etti. Bu, geçtiğimiz üç yıl boyunca tekil örnekler basına yansımadığı sürece gözünü kapatmayı, kulağını tıkamayı tercih eden kuruluşlar için önemli bir adım.
Uluslararası sorumluluk
Unutulmaması gereken, bu yasadışı trafikte asıl sorumlunun gönderen, yani Avrupa Birliği ülkeleri olduğu. Bu nedenle Aliağa'daki çalışma koşullarının düzeltilmesi için de temel ahlaki sorumluluğun yine Avrupa Birliği ülkeleri ve kurumlarına ait olduğunu savunuyoruz.
Avrupa Birliği yönetimi, bugüne kadar hurda gemileri için bir çöplük olarak kullandığı Aliağa'daki koşulları iyileştirmek için üzerine düşeni yapacak mı? Devlet kurumları ve işverenler, toplantıda beyan ettikleri iradeyi, gerçek çözüme ulaşıncaya kadar sürdürecekler mi?
Geçtiğimiz üç yıl içinde aldığımız yola bakılınca, iyimser olmamak için bir neden yok.

Ertan Keskinsoy: Greenpeace Akdeniz Basın ve İletişim Sorumlusu