Almanlar hem bilir hem söylemez

Bundan tam 90 yıl önce, 24 Nisan 1915'te Osmanlı İmparatorluğu tarafından Ermenilerin sistematik biçimde sürgün ve yok edilmesine başlanmıştı.
Haber: CHRISTIAN ESCH / Arşivi

Bundan tam 90 yıl önce, 24 Nisan 1915'te Osmanlı İmparatorluğu tarafından Ermenilerin sistematik biçimde sürgün ve yok edilmesine başlanmıştı. Bu vesileyle Alman meclisi, CDU/CSU liderliğinde bir tavır almaya çalıştı ve maalesef bunu başardı: Siyaseten uygun olmadıkça iki kere ikinin dört etmeyeceğini gösterip sadece geçmişi değil bugünü bile diplomasiye alet etti.
Böylece siyaseten pazarlık konusu olacak işlerle olmayacak işleri birbirinden ayırt edemediklerini ispat etmiş oldular. İşin komiği bunu tam da tarihi özgür ve dürüst bir biçimde ele almaya başlayacakları sırada yaptılar.
CDU/CSU fraksiyonunun meclise getirdiği tasarı, hem 'Türkiye'yi AB'de istemiyoruz' fikrini hem de daha asil idealleri bir araya getiriyor. Tasarıda, "Alman hükümeti, Türkiye'nin geçmişte ve günümüzde Ermeni halkına karşı sorumluluklarıyla kayıtsız şartsız yüzleşmesini sağlamalı" deniyor. Alman İmparatorluğu'nun ölümlerden haberdar olmasından duyulan rahatsızlık belirtiliyor. 'Kayıtsız şartsız' yüzleşme talep edilen bir tasarıda 'soykırım' kelimesini kullanmaktan kaçınmak niye?
Soykırım tarihi bir gerçek. CDU milletvekili Christoph Bergner 'soykırım' ifadesini bilhassa kullanmadıklarıni söylüyor; "amaç Türk halkını suçlu koltuğuna oturtmak degil, 'Avrupa'nın hatırlama kültürünü vurgulamak". Yeşiller'den Fritz Kuhn olayı şahsen soykırım olarak gördüğünü, ancak Bundestag'ın yargıç rolü üstlenmemesi gerektiğini söylüyor. Yeşiller lideri Claudia Roth daha geçenlerde "Bana kalsa soykırım derdim" dedi. Ama bu yoruma açık bir ifade. Milletvekillerinin olayı şahsen soykırım olarak görüp görmemesi Bundestag'ı ilgilendirmiyor, onun derdi Türk hükümetini ve halkını incitmemek için meseleyi açıkça ele almaktan kaçınmak.
Bundestag'da konuşmacılar, 'soykırım' gibi hassas bir kelimenin kullanılmasını engellemeye çalıştı, Türkiye'yle ters düşeceklerini gayet iyi biliyorlar. Doğru, ama bu önemsiz. Türk toplumu şu anda uzun soluklu demokratikleşme yolunda hızla ilerliyor. Ülkedeki ilerici sesleri, Ermenilerin katlini "soykırım" diye niteleyip nitelememelerine göre yargılamamak gerekir, zaten bunu da pek azı yapıyor.
Soykırım lafını kendisi bile ağzına almaksızın, Ermeni soykırımına makyaj yapmaya çalışan Türk resmi söylemini sona erdirmeye çabalayan Alman siyasilerin tutumu hiç de inandırıcı değil, hatta çocukça. Kimseler incinmesin diye olaylara ad koymaktan kaçınanlar, böyle bir tasarıyla ortaya çıkmamalı.
Soykırım kelimesi, hukukta Ermenilerin katlinden sonra ve hatta bu olayın sonucu olarak, bizzat buna ad koymak için tanımlandı. Bugün bu kelimeyi kullanmakta serbestiz. Sorun bu kelimeyi kullanmamızdan ziyade, bilinçli olarak kullanmaktan kaçınıyor olmamız. Alman milletvekilleri bu gerçeği henüz kavrayabilmiş değil.
Almanya, soykırım kelimesini kullanmaktan kaçınmakla aslında güçlü bir sinyal göndererek, Türkiye'de demokratikleşme karşıtı çevrelere ümit veriyor ve böylece tarihi gerçekleri zorla bastırarak, diplomasiye alet ediyor. (Alman gazetesi, 24 Nisan 2005)