Almanya felç durumda

Almanya'nın konsensüsleriyle ünlü siyasi sistemi, toparlanamayacak kadar bölünmüş bir seçim sonucuyla karşı karşıya.

Almanya'nın konsensüsleriyle ünlü siyasi sistemi, toparlanamayacak kadar bölünmüş bir seçim sonucuyla karşı karşıya. Dünkü federal seçimlerden sonra açıklanan sandık çıkış anketleri doğru çıkarsa, Avrupa'nın en büyük ülkesi ve ekonomisi büyük bir belirsizlik dönemine giriyor demektir. Doğu Almanya'da komünist sistemde yetişmiş olan seçimin favorisi
Angela Merkel'in ülkenin ilk kadın başbakanı olacağının garantisi bulunmadığı gibi, Schröder'in kariyerinin sona erdiği de söylenemez. Fakat bu pat durumunun en büyük iki parti arasındaki büyük bir koalisyona ve reformdan ziyade durgunluğa yol açma ihtimali de mevcut.
Merkel'in merkez sağ CDU'sunun 23 puanlık bir farkla başladığı ve tarihindeki en kötü performansla tamamlandığı bir kampanyaya tanık olduk; sonucun bu kadar yakın çıkması akıl almaz. Her ne kadar Margaret Thatcher'la kıyaslansa da, 'Angie' ne Britanya'nın 'demir leydi'sinin karizmasını ne de Almanya'yı son yedi yıldır pençesine alan sorunları aşmak için gereken radikalizmi sergileyebildi; Rolling Stones'un ünlü şarkısı da yardım edemedi kendisine.
Dikkat çekici siyaset ve medya yetenekleriyle aradaki farkı Merkel'i
CDU'nun geleneksel ortaklarıyla (Bavyeralı CSU ve liberal Hür Demokratlar) koalisyon kurmaktan alıkoyacak ölçüde kapatan Schröder'i kutlamamak elde değil. Bir sonraki hükümetin kesin biçimi ne olursa olsun, Almanya'yı bekleyen zorluklar belli. Schröder'in emek piyasası, emeklilik ve ücret reformları Alman ekonomisini özgürleştirmek gerektiğini kabul ediyordu, fakat sıfıra yakın büyüme oranı ve yüzde 11'lik işsizliğin (ki felaket 1930'lardan beri en yüksek oran bu) inatla sürmesi, Schröder'in yeterince ileri ve hızlı gitmediğinin acı verici kanıtları. Bu da şişmiş bir bütçe açığı anlamına geliyor; ki bu da avro kuşağı disiplinini sürdürme çabalarını nafile kılıyor ve daha geniş anlamda Avrupa ekonomisine köstek oluyor. Üstelik tam da Avrupa'nın küresel rekabet karşısında elini güçlendirmesi gerektiği bir dönemde.
SPD ve Yeşil koalisyonunun destekçileri, ABD Başkanı George Bush'a saldıran ve Irak savaşına karşı çıkan Schröder'i Tony Blair ile kıyaslayıp liderleriyle övünüyordu. Öte yandan Atlantikçi Merkel Washington'a
sadık bir görünüm veriyordu. Fakat bu övgüler, başbakanın iç politikasına yansımıyordu. Schröder eski komünistlerin ve Kızıl-Yeşil koalisyonundan kopanların birleştiği yeni Sol Parti'nin gücü karşısında şaşkınlığa uğradı; Sol Parti'nin, bunalım içindeki Doğu Almanya'da kaydettiği etkileyici performans, şu anki felç halinin de başlıca sebeplerinden biriydi. Kampanya sırasında Sol Parti'nin gücünü gören Schröder, keskin bir popülist dönüş yaparak, 'Heidelberg profesörünü' (gölge maliye bakanı Paul Kirchhof) ve onun yatay vergi sistemine dair Alman toplumsal uyumunu tehdit eden neoliberal fikirlerini hedef aldı.
Ve gönülden desteklediği AB genişlemesinin (Polonyalı ve Çek işçiler birkaç yıl için uzakta tutulacak olsa da) yarattığı devasa şansa rağmen, Schröder Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile eski moda ve çoğunlukla yıkıcı bir ortaklığa yapışıp kaldı; 25 üyeli AB'nin ekmek su gibi ihtiyaç duyduğu reformları Chirac ile el birliği yaparak bloke etti. Türkiye'nin AB üyeliğine muhalefetin, Berlin'deki koltuğa kim oturursa otursun, erken bir krizi tetikleme ihtimali hâlâ mevcut. Ama belki de herhangi bir Alman hükümetinin önündeki en büyük ülke içi zorluk, doğu eyaletlerindeki umutsuzluk hissiyatının üstesinden gelmek olacak. 15 yıllık yıkıcı
derecede pahalı bir birleşme sürecinin ardından, doğudaki işsizlik oranı hâlâ batının iki katı ve bu uçuruma yönelik öfke, CSU lideri Edmund Stoiber'in sorumsuz ve aşağılayıcı açıklamalarıyla iyice artmış durumda.
Bu seçime, derin karamsarlık, büyük partilere yönelik büyük hayal kırıklığı ve değişim ihtiyacının farkında olan, fakat getireceği etkilerden korkan tedirgin seçmenler damgasını vurdu. Bu olağanüstü sonuçlar hazmedilmeye çalışılırken, Almanya'nın önünde sıkı pazarlıklar var. Almanlar pekâlâ reform istiyor olabilir. Fakat sinirlerine hâkim olamadıklarından dolayı felç ihtimaliyle karşı karşıyalar.
(Başyazı, 19 Eylül 2005)