Anayasa Irak'ı kurtaracak mı?

Yeni anayasa Irak'ı kaos ve terörden kurtarır mı? Bush yönetimi her zaman olduğu gibi iyimser. Referanduma Sünni katılım oranı, Beyaz Saray'a uzun süredir ilk kez moral veriyor.
Haber: ÖMER TAŞPINAR / Arşivi

WASHINGTON - Yeni anayasa Irak'ı kaos ve terörden kurtarır mı? Bush yönetimi her zaman olduğu gibi iyimser. Referanduma Sünni katılım oranı, Beyaz Saray'a uzun süredir ilk kez moral veriyor. Ancak ne Amerikan halkı, ne de dünya kamuoyu Bush yönetiminin bu iyimserliğini paylaşıyor. Amerikan halkının yüzde 65'i artık savaşı ve yönetimi desteklemiyor; çoğunluk askerler eve geri dönsün istiyor.
Irak'a dair ABD'lilerin kötümser ruh hali anlaşılır bir durum. Geçmişteki iyimserlikler hep hüsranla sonuçlandı. Akla hemen ocakta yapılan seçimler geliyor. Katılım yüksek olunca Bush yönetimi pembe senaryolar çizmeye başlamıştı. Oysa aradan 10 ay geçti ve Irak gittikçe derinleşen bir kan gölüne döndü. Artık günde 15-20 kişinin ölümü haber niteliği bile taşımaz oldu.
Çıkış yolu ne? Şu kesin: Irak'ta can güvenliği sağlanmadıkça herhangi bir hukuki düzen kurulmayacak. Anayasa bir kâğıt parçasından ibaret kalacak. Can güvenliği ancak güçlü bir devlet tarafından sağlanabilir. Güçlü bir devletse anayasayla yaratılmıyor. Aksine, anayasa, devlet ve toplum arasında bir sözleşme, güçlü bir devlet gerektiriyor. Hele etnik ve mezhep ayrımı üzerine kurulu bir federal sözleşme ancak ve ancak güçlü bir devletin harcı. Irak'ta ne sağlam bir devlet, ne de kendini 'Iraklı' sayan bir toplum var.
İşte bu nedenle Irak'ı bir arada tutmak çok zor olacak. Lübnanvari bir iç savaş sonrası Yugoslavya tipi bir dağılma süreci en gerçekçi senaryo. Irak'ta kaçınılmaz gözüken iç savaş ABD askerleri çekildikten sonra bütün şiddeti ile yaşanacak. Yine de ABD çekilmekte kararlı; çıkış senaryosu, Washington'da üzerinde en hararetle tartışılan konulardan. ABD çekildikten sonra yaşanacak iç savaş, Irak'ın 'kuruluş' ya da 'bölünüş' savaşı olacak.
Demokrasi ve imparatorluk
Irak'tan bir an önce çıkmak isteyen kurum Pentagon; çünkü kamuoyunun savaşı desteklemiyor olmasından çekiniyor. Bu aslında demokratik bir ülkenin 'imparatorluk vizyonu'nun ve sabrının çok kısıtlı olduğunun göstergesi. Pentagon, halk yeni bir Vietnam sendromu yaşamadan Irak'tan çıkmak istiyor. Peki ya siviller? Bush'un iyimserlik çabalarına rağmen artık yaygınlaşmakta olan ortak bir kanı var: Irak'ta Amerikan askerleri oldukça Kaide sempatizanları terörizme devam edecek.
ABD, terörü Irak'a çeken bir mıknatıs gibi. Bu nedenle Pentagon ve Beyaz Saray, 'ilk ciddi fırsatta' yüksek sayıda asker çekmekte hemfikir. Sorun, fırsatın ne zaman doğacağı ve ne kadar asker çekmek gerektiğinde. Bir de Irak'ta nerede askeri üs, veya üsler kurulacak konusu var. Bu konuda en rasyonel seçim Kuzey Irak olacak gibi görünmekte.
Türkiye'nin durumu
Peki bunlar Türkiye açısından ne ifade eder? Irak'ta gidişatın iç savaş yönunde oluşu tek anlama geliyor: Kuzey Irak'ta Bağdat'tan bağımsız bir Kürt devleti oluşması ihtimali güçleniyor. Bu durumda yapılması gereken bu devletin Türkiye'nin ulusal çıkarlarına uygun bir şekilde yapılandırmak. Bu nedenle resmi söylem olarak Irak'ın toprak bütünlüğünü savunurken istenilmeyen senaryoyu da tartışmak gerekiyor.
Amerika ile ilişkileri PKK konusundaki bir operasyona indirgemek yerine, kozmetik olmayan ve kapsamlı bir stratejik diyalog çerçevesinde yürütmeliyiz. Irak'ta şartlar bağımsız Kürt devletine doğruysa, ABD ile bu kapsamlı stratejik diyalog aynı zamanda Kuzey Irak Kürtlerini de içine almak zorunda.
Kürtlerle üç pazarlık
ABD, Türkiye ve Kuzey Irak Kürtleri masaya oturmalı ve üç ana konuda anlaşma sağlama çabası içine girmeli:.
İlki, Kerkük'ün statüsü. 'Kerkük başkentimiz, petrol de bizim' inadından kurtulması Kürtlerin çıkarına. İkincisi, bir Kürt devletinde Şii ve Sünni Türkmenlerin hangi haklara sahip olacaklarıdır. Bireysel haklar mı, kolektif azınlık hakları mı? Türkiye'nin kendi sınırları içindeki tercihi hep bireysel vatandaşlık hakları ve anayasal eşitlik oldu. Bu nedenle Türkmenler için azınlık hakkı istemek kendi sistemimiz ile çelişkili görülecektir.
Başka bir bakış açısına göre uluslarası ilişkilerde tutarlılık yerine çıkar aramak hep daha önemli olmuştur. Üçüncü konu ise oluşacak Kürt devletinin sınırlarının garantiye alınması olacaktır. Şöyle bir senaryo düşünün: Irak'ın Sünni merkez bölgesinde El Kaide sempatizanı bir terörist rejim kurulmuş. Güneyde ise Şiiler İran'a yakın bir teokrasi kurmuşlar. Kuzey'de ise laik, nisbeten demokratik ve Batı taraftarı bir Kürt devleti oluşmuş. Ankara bu rejimlerden hangisine yakın olacaktır.
PKK'ya gelince. Tabii ki PKK, Kuzey Irak'tan silinmelidir. Ancak sorun PKK'nın sınır ötesi gücü değildir. Asıl sorun Türkiye'deki Kürt milliyetçiliği sorunudur. PKK zaten askeri gücünü kaybettiği için Türkiye'nın batısında ümitsizce provokasyon yapma çabasındadır. Amaçları toplumsal katılımı geniş bir etnik kutuplaşma yaratıp ortalığı kan gölüne çevirmektir. Bu stratejilerini iyi okumalı ve tuzağa düşmemeliyiz. İşimiz çok zor.
Gene de beterin beteri var. Eğer 3 Ekim olumsuz sonuçlansaydı çok daha tehlikeli bir dönemece girecektik.
Dr. Ömer Taşpınar: Brookings Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü