Ankara artık AB'nin izinden gidiyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün İsrail ve Filistin Yönetimi'ni ziyareti beklenenin çok ötesinde sonuçlara yol açabilir. Zira Gül çoktandır 2007'de başbakanlığa göz dikmiş durumda.

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün İsrail ve Filistin Yönetimi'ni ziyareti beklenenin çok ötesinde sonuçlara yol açabilir. Zira Gül çoktandır 2007'de başbakanlığa göz dikmiş durumda. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 2007'de cumhurbaşkanı olmak istiyor, dolayısıyla başbakanlık koltuğu boş kalacak.
O tarihe kadar Erdoğan ve Gül, Türkiye'nin bölgesel ve uluslararası duruşunu geliştirerek Adalet ve Kalkınma Partisi'ni güçlendirmek için ellerinden gelen her şeyi yapacak.
Bunu başarmak için Türkiye'nin İsrail ile diplomatik işbirliğine gitmesi, en azından barış sürecinde katılımcı olarak boy göstermesi, yanı sıra Washington ile iyi ilişkiler yürütmesi gerekiyor. Daha da önemlisi Avrupa'yı, Türkiye'nin AB için 'İslami bir tehdit' teşkil etmediğine ikna etmek zorunda. Bütün bu unsurlar, Erdoğan'ın İslami partisinin Türkiye'ye dinsel bir karakter kazandırmak niyetinde olduğu kuşkusunu sürdüren Türk ordusunun korkularını yatıştırmak için de gerekli.
Bu arka plan, Türkiye'nin bölgesel öncelikler listesini de belirler nitelikte. En azından yakın gelecekte dış politikasına 'Avrupa yaklaşımı' kılavuzluk edecek. Bu yüzden, aynı AB gibi Türkiye de, Suriye ile ekonomik işbirliği anlaşmaları imzalıyor, İran'la diyalogdan yana tutum takınıyor ve radikal İslam'ın etkisini azaltmaya çalışıyor. Ve Ankara'nın İsrail'e yaklaşımı da Avrupa'nınkine bağlı olacak.
Pratikte İsrail, Türkiye ile güvenlik işbirliğinin sürmesini bekleyebilir, çünkü Ankara ile ilişkilerinin bu veçhesi Türk ordusu üzerinden yürüyor. Ne var ki ekonomik işbirliği muhtemelen zayıflayacak. Türkiye halihazırda İsrail'le belli sivil projeleri askıya almış durumda, zira AB ile üyelik müzakerelerini kolaylaştırmak için Avrupalı firmalarla çalışmayı tercih ediyor.
Gül ve Erdoğan, ABD bölgedeki belirleyici güç olarak kaldığı sürece Türkiye'nin barış sürecindeki rolünün Suriye ve İran'a diplomatik mesajlar iletmekle sınırlı olacağının, bu durum değişmedikçe arabuluculuğa soyunamayacağının farkında. Türkiye'nin bu konudaki zayıflığı İsrail veya Arap devletleri üzerinde etki yapamamasından kaynaklanıyor. Bu bakımdan Türkiye, aldıkları kararlar diğer Arap ülkelerinin attığı adımlara meşruiyet kazandırabilen Mısır veya Suudi Arabistan'dan farklı bir konumda.
Diğer yandan Türkiye, İsrail ile gerçekten dostane ilişkilere sahip olan yegâne Müslüman ülke. Bununla birlikte İsrail'in Suriye ve İran gibi düşmanlarıyla da iyi ilişkileri var. İsrail yararlanmaktan epey uzak kalırken, Türkiye'nin kullanıma sokmak isteyeceği kaldıraç işte bu. (İsrail gazetesi, 4 Ocak 2005)