Ankara'nın değişen hedefleri

Türkiye Euromed içerisinde değişik bir yere sahip. Bir yandan Avrupa-Akdeniz işbirliğiyle ilgileniyor...
Haber: HASSANE ZERROUKY / Arşivi

Türkiye Euromed içerisinde değişik bir yere sahip. Bir yandan Avrupa-Akdeniz işbirliğiyle ilgileniyor, diğer yandan da geçtiğimiz 3 Ekim tarihinde, artık kendisi için bir öncelik teşkil eden AB'ye üyelik müzakerelerine başladı. Böylece Ankara'nın siyasi ve diplomatik faaliyetlerinin büyük bölümü Avrupa-Akdeniz işbirliğinden çok AB üyeliğine yöneliktir. Bu, ticaretinin yüzde 80'ini AB'yle yapan Türkiye'nin Akdeniz'e ilgisiz oluşundan dolayı değil, bir gelecek üye ülke olarak statüsü bu duruma göre gelişmek, hatta yeniden tanımlanmak durumunda olduğundandır. Yani Türkiye'ye karşı gösterilen tutum örneğin Fas ya da Cezayir'e gösterilenden farklı olacaktır. Zaten Mayıs 2005'te Lüksemburg'da düzenlenen ve temel olarak 2010'da serbest ticaret alanının oluşumunu hızlandırmak için ortaya konulacak imkânlar konusuna yönelik olan AB dışişleri bakanları konferansının sonuç belgesinde Türkiye'nin adı neredeyse hiç geçmiyor. Türkiye'ye sadece bir satır yer verilmiş, o da Lefkoşa'nın AB üyesi olarak Barcelona'da bulunacağı düşünüldüğünde, Kıbrıs konusuna değinmeden Türkiye'nin AB adaylığı konusuna ayrılmıştır.
Avrupa-Akdeniz pazarı
Söz konusu belge özellikle ekonomik ve kaçak göç konularıyla ilgili olarak Mağrip ülkelerini, bölgesel barış ve güvenlik konularıyla da Ortadoğu'yu hedefliyor. '5+5' ülkeleri, yani Fransa, İtalya, İspanya, Portekiz ve Malta olarak Güney Avrupa ülkeleri ve Cezayir, Fas, Tunus, Libya ve Moritanya olarak Mağrip ülkeleri arasında kurumlaşan ve teröre karşı mücadeleye bağlı konular söz konusuyken Mısır'ın da gözlemci statüsüyle katıldığı tartışmaya Türkiye'nin katılmaması büyük olasılıkla bu nedenledir.
Serbest bölge oluşumu
Bir Avrupa-Akdeniz pazarının oluşturulması konusunda gösterilen gelişmenin az olması Ankara'nın, serbest bölge anlaşmalarının imzalanması şeklinde Güney Akdeniz ülkeleri-nin her biriyle ikili ilişkiler geliştirmeye karar vermesiyle de alakalıdır. Bu durum şu anda İsrail'le, Tunus'la, Fas'la söz konu-sudur. Cezayir ve Libya konusunda ise Ankara bu ülkeleri de ikna etmek için çaba sarf etmektedir. Böylece, yerel ekonomilerin gelişmesi üzerindeki etkiyi ölçmek için daha çok erken olduğu bir güney-güney serbest bölgesinin oluşumunu izliyoruz. Ancak şu anda AB üyeliğine verdiği öncelik dışında Ankara hareketlerini, gittikçe ABD'nin oluşturmaya niyetli olduğu büyük Ortadoğu çerçevesinde yönlendiriyor. Gerçekten de Washington, Londra ve geçtiğimiz Eylül ayında askeri alanda hava manevralarını birlikte yaptığı Tel Aviv'le var olan stratejik yakınlığıyla Ankara, Ortadoğu ve Türkçe konuşan Orta Asya ülkelerine yönelik caydırıcı bir rol oynamaya itilmektedir. (Fransız gazetesi, 25 Kasım 2005)