Ankara'nın Irak'ta hesapları tutmadı

Türkiye, Irak'ta yapılan parlamento seçimlerini, bu seçimlerin bölge ve özellikle Ankara'nın dış siyaseti açısından Irak-Kürt boyutu üzerindeki etkileri nedeniyle, büyük bir dikkatle izliyor.
Haber: MUHAMMED NUREDDİN / Arşivi

Türkiye, Irak'ta yapılan parlamento seçimlerini, bu seçimlerin bölge ve özellikle Ankara'nın dış siyaseti açısından Irak-Kürt boyutu üzerindeki etkileri nedeniyle, büyük bir dikkatle izliyor. Türkiye hâlâ, Türk parlamentosunun 1 Mart 2003'te ülkenin Irak savaşına katılımını reddetmesinden bu yana sıkıntı içinde bulunuyor. İşte bu dönemde Türkiye'nin, Amerika'nın onsuz savaşmayacağı yönündeki hesabı tutmamıştı. Kendisini Irak denkleminin dışında gördüğü 2003 yılının sonbaharında, Türk kuvvetlerinin Irak'a gönderilmesi onayıyla yeniden dönüş girişiminde bulundu. Ancak temelde yabancı varlığına karşı olan Sünni, Şii ve Kürt muhalefetiyle, söz konusu adım atılmadan ortadan kalktı. Bununla birlikte Washington'un onayını kazandı.Türkiye, Irak'ın işgalinden sonra daha önce mevcut olmayan gerçeklerle karşılaştı. Irak'taki olayların seyri, anayasa refrandumu ve geçici meclis konusunda yapılan bazı 'demokratik' faaliyetler, ırksal ve mezhepsel olarak Türkiye'ye karşıt temelde iki gücü ortaya çıkardı: Şiiler ve Kürtler.
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Türkiye'de 2002 yılında iktidara gelmesi, yıllardan beri var olan ırk etkeninin yanı sıra mezhep etkeninde daha da ön plana çıkması dışında bir işe yaramadı. Ankara'nın öncelikle Türkmen dosyasıyla ilgili hesapları tutmadı. Amerikan işgalinden ve mezhep bağnazlıklarının yaygınlık kazanmasından sonra bunun ilk kurbanı Irak Türkmenleri oldu. İşgalden önceki bölünmüşlükleri, işgalden sonra pekişti. Nitekim şimdi seçimlere Şii, Sünni ve Kürt listelerine dağılmış bir halde giriyorlar. Bazılarının nitelemek istediği gibi 'Türkmen kartı' düştü. Ankara'nın sağlam Türkmen kulpu kalmadı.
Şii blokunun güçlü çıkışı ve Irak'taki en büyük blok oluşu ile değirmen taşı niteliğini taşıması Ankara için bir anlam taşımıyordu. Bu yüzden İran gibi bölgedeki Şii güçlerle teması olmayan bir blokla temas kurma noktasında güçlük yaşadı. Türkiye'nin Şiilerle teması hem cılız hem de çekingen kalmıştı. İbrahim Caferi'nin Ankara ziyareti de gediği kapatamadı. Türkiye'nin Şii blokunu ihmali birçok soru işareti doğuruyor. Hiç kuşkusuz bu aynı zamanda Türkiye'nin Irak'ta olduğu gibi bölgede de çeşitli olumlu roller oynama girişimlerini etkiliyor. Türkiye'nin Iraklı Kürtlerle ilişkilerinde de durum pek farklı değil. Kürtlerin ulusal umutlarını boğma girişimlerinden Irak Anayasası'na, özellikle de Kürt federasyonuna yönelik olumsuz tutuma kadar Ankara'nın Kürt 'düğüm'üne yönelik 'tarihi' tutumu olup biteni bütün açıklığıyla görmesine engel oluyordu. Yeni oluşan gerçekleri görmezden gelmesine neden oluyordu. Ancak bu görmezden gelme, Türkiye'nin güneşinde müthiş jeostratejik dönüşümde bir şey değiştirebilecek bir duruş değildi.
Türkiye bütün kartlarını kaybetti. Elinde Şiiler ve Kürtlerin Bağdat'ı ele geçirmesine engel olur umuduyla bir 'Sünni kartı'nın kalıntılarından başka bir şey kalmadı. Bu yüzden Ankara bazı Sünniler nezdinde girişimler başlatarak onları Şii ittifakının çoğunluğu ele geçirmesine engel olup Kürtlerin zaferine ket vurmak üzere seçimlere katılmaya teşvik etti.
Ankara'nın Irak'ta azınlıklar kartını oynama siyaseti, Arap ve İslam âleminin sorunlarından uzaklaşıp hukuk, yurttaşlık ve özgürlükler açısından örnek bir devlet meydana getirme arzusuyla AB üyeliği yolunda ilerleyen büyük bir ülkeye yakışmıyor. Irak siyasetinin yanı sıra kendi Kürtlerine ve içindeki diğer ırksal ve mezhepsel azınlıklara yönelik siyasetleriyle Türkiye, doğunun her türlü olumsuzluğunun bir parçası olmaya kararlı olduğunu ve bunu üzerinden atmaya niyeti olmadığını gösteriyor. (Birleşik Arap Emirlikleri'nde yayımlanan el Halic gazetesi, 18 Aralık 2005)