Arap demokrasisine İsrail kayıtsız kalamaz

Demokrasiyi Arap dünyasında ilerletmeyi amaçlayan 'Bush Doktrini', komşularımızda ve ABD'de açık bir tartışma başlattı, ancak ne yazık ki İsrail'de bunu umursayan yok.
Haber: ALUF BENN / Arşivi

Demokrasiyi Arap dünyasında ilerletmeyi amaçlayan 'Bush Doktrini', komşularımızda ve ABD'de açık bir tartışma başlattı, ancak ne yazık ki İsrail'de bunu umursayan yok.
Arap rejimlerinde gerçekleşecek her türlü değişiklik İsrail'i muazzam ölçüde etkiler. Ancak Kudüs'te bu durum göz ardı ediliyor, Amerikalıların saf bir fantezisiymiş gibi görülüp ciddiye alınmıyor. Arapların Batı tarzı bir yönetime geçecek kadar gelişmiş olduğuna inanmayan İsrail liderleri, onların tercihlerini yine istikrar ve güvenlik abideleri gibi gördükleri mevcut diktatörlüklerden yana kullanacaklarını düşünüyor.
İsrail'in menfaatleri birbiriyle çakışıyor: demokratik komşular bir yandan daha az tehlikeli olacak ve savaş olasılığını azaltacak; diğer yandan onlar yüzünden İsrail bölgedeki tek demokratik ülke olma özelliğini yitirmiş olacak. İsrail'i ABD'ye bağlayan 'ortak değerler', artık başka ülkeleri de bağlamaya başlayacak.
Birçok İsrailli, Araplara seçme özgürlüğü tanınsa, aşırı İslamcıları iktidara getireceklerinden korkuyor. Ancak bir Arap demokrasisinin getireceği asıl zorluk, Yahudi devletinin meşruiyetine karşı mücadelesine devam etmesi olacaktır.
Karanlık işaretler
BM Kalkınma Programı desteğiyle Arap ülkelerinden bir grup aydının yazdığı üçüncü raporda, Arap İnsani Gelişim Raporu'nda da görülebilecek çok karanlık işaretler var. Arapların kendi kendilerini eleştirdikleri, Arap rejimlerin dejenerasyon ve zayıflığına karşı çıktığı, şeffaflık ve siyasi özgürlük çağrısında bulunduğu ilk iki rapora, Batı'da pek iltifat edilmişti. Son raporda yine eski taleplerin tekrarlanmasının yanı sıra, İsrail ve ABD bölgesel gelişmenin önündeki önemli engeller olmakla suçlanıyor. Rapor, ABD'nin içeriği değiştirme baskısı yüzünden iki ay geç yayımlandı.
İsrail'in adı raporda tam 162 kere, hemen hepsinde de olumsuz geçiyor. 'İsrail'in hataları' bir bir yazılmış: Filistinlilerin insan haklarını ihlal etme, direniş lider ve kadrolarını katletme, sivilleri öldürme, evleri yıkma, çitlerin inşası, yerleşimlerin inşası, Güvenlik Konseyi'ndeki ABD vetosuna sırtını dayayıp BM kararlarını hiçe sayma... Knesset'in bir önceki başkanı Avraham Burg'un adı raporda ancak İsrail toplumunun yakında çökeceğine dair yorumları nedeniyle geçiyor. Filistin terörüneyse hiç gönderme yapılmamış, sadece bir yerde 'her iki tarafta da kurbanların olduğu, ancak durumun orantısız olduğu' gibi ikiyüzlü bir ifade geçiyor.
Peki ya İsrail'in geleceği?
Raporu yazanlar 1967 işgalini kınamakla kalmayıp, İsrail devletinin 'Filistin toprakları üzerinde' kurulmasını bile eleştiriyor ve Filistinli mültecilerin 'dönüş hakkı'nın hayata geçirilmesini talep ediyor. Dünya kamuoyunun, İsrail-ABD ilişkisinin 'zararlı etkisinin' asgariye indirilmesi çağrısında birleştiği söyleniyor. Bölgeyi kalkındırma yolları üzerine yapılan bir kamuoyu yoklamasında 'demokratik Filistin devleti'nin kurulması, diğer bir deyişle İsrail'in yıkılması fikri, büyük ölçüde desteklenmiş. Ama İsrail'in bölgeye nasıl entegre edileceğine, onunla nasıl işbirliğine girileceğine gelince tek bir öneri yok.
BM Kalkınma Programı'nın yöneticisi Mark Malloch Brown, raporu 'Arap bölgesindeki birçok düşünür, reformcu aydının görüşlerinin gerçek bir yansıması' olarak niteliyor. Bu, siyasi değişim ve demokratikleşmeyi omuzlarında taşıyabilecek bir grupmuş.
İsrail açısından bunlar son derece kaygı verici haberler. İsral'in varolma hakkının inkârı, Arap siyasi kültüründe çok derinlere kadar kök salmış bir tutum ve bunu kökünden söküp Araplarla yeni ilişkiler geliştirebilmek için, muazzam çapta bir değişim lazım. Gazze'nin boşaltılması ve hatta gelecekte Batı Şeria çit hattına kadar geri çekilme bile onlara yetmeyecek.
İsrail Dışişleri Bakanı rapor hakkında şunu dedi: "Arap akrebi bir kez daha kendini soktu." Bu eleştiri doğru, ancak sorun diplomatik tartışmaların da ötesine uzanıyor. İsrail'in Arap bölgesindeki mevcut rejimlerle anlaşmaya yönelik hantal ve isteksiz çabaları yeterli değil. İsrail'in bölgedeki siyasi reformlardan nasıl etkileneceğine ve değişim düşmanı olarak algılanacağı yerde bu sürecin bir parçası olması için ne yapması gerektiğine yönelik, kapsamlı ve derin bir araştırma yapılması gerekiyor. (İsrail gazetesi, 19 Nisan 2005)