Asıl muhatap konuşuyor

'Kıbrıs satılmadı'
Ek protokolün imzalanması, Türkiye'nin Kıbrıs'taki haklarından vazgeçtiği ve Kıbrıslı Türkleri 'sattığı' biçiminde yorumlanıyor. Ancak, Türkiye AB sürecini devam ettirecekse, Güney Kıbrıs, Kıbrıs Cumhuriyeti unvanıyla Türkiye'nin ekonomik partneri olacak. Bu kaçınılmaz. Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ne, diğer 24 üye ülkeden farklı bir uygulama yapamaz.
'Olumlu bakalım'
Gerçek şu ki Kıbrıslı Türkler, bir kez daha izole edildi. Kuzey Kıbrıs ekonomisi şimdikinden daha fazla sıkıntı çekecek, ayakta durmakta zorlanacak. Kuzeydeki sermaye ve yatırımlar güneye kayacak. Ancak akılcı olmalıyız. Hep olumsuzlukları öne çıkarmak yerine, olumlu bakmayı denemeliyiz.
Serbest ticaret
Şu durumda en akılcı yaklaşım, AB'nin en önemli değerlerinden malların serbest dolaşımı ilkesinden hareketle, yeni ekonomik entegrasyona Kuzey Kıbrıs'ı da dahil edebilmektir. En sağlam yol Türkiye, AB ve Kıbrıs arasında serbest ticarete geçilmesidir. Bu çözüm bütün taraflara yarar sağlar.
Haber: ALİ EREL / Arşivi

Türkiye Ankara Antlaşması Ek Protokolü'nü geçen cumu günü imzaladı. Aynı gün yayımlanan deklarasyonda da Türkiye, liman ve havaalanları konusunun hizmetler sektörüyle ilgili olduğu iddiasında ısrar etmedi ve limanlarını ve havaalanlarını Kıbrıs Cumhuriyeti bayraklı gemi ve uçaklara kapalı tutacağını ilan etmedi.
Türkiye kısa süre önce, imzalayacağı protokole rağmen liman ve havaalanlarını, Kıbrıs Cumhuriyeti bayraklı gemi ve uçaklara açmasının gerekmediğini, bunun hizmetler sektörüyle ilgili olduğuna ilişkini savunmasını Avrupa Komisyonu'na bildirmişti. Komisyon'un Türkiye'ye verdiği yanıtta ise limanların açılmasının hizmetler sektörüyle ilgili olmadığı, aksine açılmamasının malların serbest dolaşımının önünde engel oluşturduğu, bu konuda daha önceden alınan Avrupa Adalet Divanı kararları olduğu ve bunların Türkiye'yi de bağladığı belirtiliyordu. Şimdi Türkiye'den beklenen, limanlarını ve havaalanlarını Kıbrıs Rum bayraklı gemi ve uçaklara açmasıdır. Türkiye de zaten yayımladığı deklarasyonda bunun aksi bir pozisyon ifade etmedi.
Türkiye'ye yeni ortak
Türkiye hükümeti, Ankara Antlaşması Ek Protokolü'nü imzalaması nedeniyle Türkiye kamuoyunda sıkıntılar yaşıyor. Protokolün TBBM'den geçirilmesi daha da sıkıntılı olabilir. Protokolün imzalanması, hem Kıbrıs'ta hem de Türkiye'de bazı kesimler tarafından Türkiye'nin Kıbrıs'taki haklarından vazgeçtiği ve Kıbrıslı Türkleri 'sattığı' biçiminde yorumlanıyor.
Ancak, Türkiye AB sürecini devam ettirecekse, Güney Kıbrıs, Kıbrıs Cumhuriyeti unvanıyla Türkiye'nin yeni ekonomik partneri olacak. Bu kaçınılmaz. Türkiye'nin, Kıbrıs Cumhuriyeti'ne, diğer 24 üye ülkeden farklı bir uygulama yapması mümkün değil ve AB üyeleri ve kurumları, aralarındaki dayanışma ilkesi nedeniyle bunu kabul etmez.
Bu işin bir-iki tarafı var; bir kesim protokolü fırsat bilerek Türkiye'nin AB sürecini durdurmaya ve geri döndürmeye çalışıyor. Bunların oyununa gelinmemeli. Bir de işin Kıbrıslı Türkler yönü var ki onlara kimse bir şey sormuyor zaten. Onlar denklemde yok!
Kesin olan şu ki, Kıbrıslı Türkler, protokolün imzalanmasıyla bir kez daha izole edildi. Kuzey Kıbrıs ekonomisi şimdikinden daha fazla sıkıntı çekecek ve ayakta durmakta daha fazla zorlanacak. Gruplar halinde Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev'in emriyle Kuzey Kıbrıs'a gönderilen ve Kıbrıslı Türkleri haftalardır meşgul eden Azeriler de bu durumu değiştiremeyecek. Türkiye, KKTC hükümetine 'Para sorun değil, istediğiniz kadar veririz' dese de taşıma suyla değirmen dönmez.
Türkiye zaten birçok konuda Kıbrıs Cumhuriyeti ile temaslarını devam ettiriyordu. Birkaç gün önce Trabzon futbol takımı Atina üzerinden Larnaka'ya uçarak güneyde Kıbrıslı Rum futbol takımıyla maç yaptı. Bu son olmayacak.
Türkiye Bakanlar Kurulu, Ekim 2004'te Kıbrıs Cumhuriyeti ile ticaretin önündeki engelleri kaldıran bir karar almıştı zaten. Yani, Türkiye
iç hukuku açısından Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında ticaretin önündeki engeller kaldırılmıştı. Protokolün imzasıyla AB hukuku ve Gümrük Birliği açısından da engeller ortadan kalktı. İlişikilerin normalleşmesi artık bir zaman meselesi. Siyasi tanınma mıydı, değil miydi, kamuoyları için icat edilmiş bir oyuncak gibi.
Kıbrıslı Türkler bu durum karşısında izliyor, düşünüyor ve şimdilik kendi kendilerine soruyorlar: Kıbrıs sorununun suçlu tarafı Kıbrıslı Türkler miydi ki, diğer üç taraf, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar,
en ileri entegrasyon modellerinden Gümrük Birliği Antlaşması içinde kuçaklaşacak, karşılıklı seyahat edip futbol maçı yapacak, ticaret yapıp işbirliklerine gidecek ancak Kıbrıslı Türkler bunun dışında tutulacak. Biliyoruz ki, kısa süre önce Türkiye ile KKTC arasında Gümrük Birliği Antlaşması imzalanmış ancak uygulanamadan rafa kaldırılmıştı.
Sıkıntılı dönem
Şimdi akılcı olmak lazım. Hep olumsuzlukları öne çıkarmak yerine duruma olumlu bakmayı denemeliyiz. Bu durumda en akılcı yaklaşım, AB'nin en önemli değerlerinden malların serbest dolaşımı ilkesinden hareketle, Kıbrıslı Türkleri de, oluşacak ekonomik entegrasyona dahil edebilmenin yollarını acilen bulmaktır. Bu da mümkündür!
Nasıl mı? Önce ek protokolün imzalanmasıyla neler olacağına bir bakalım: Kıbrıs'ta Yeşil Hat üzerinden güney ve kuzey arasında ithal malların ticareti mümkün değil. Bu durumda Türkiye menşeli ürünlerin Kıbrıslı Türk temsilcileri, Güney Kıbrıs ile Türkiye'nin ekonomik entegrasyonundan yararlanmak için faaliyetlerini güneye taşıyacak. Yatırım ve sermaye kanalları da kuzeyden güneye akmaya başlayacak. Kuzeydeki limanların faaliyetleri daha da azalacak. Daha fazla kalifiye çalışan, Güney Kıbrıs'a kayacak. Bu şartlar Kuzey Kıbrıs ekonomisi için ekonomik çölleşme anlamına gelecek ve muhtemelen de Kıbrıs'ta iki ekonomi arasındaki fark büyüyerek Annan Planı temelinde kapsamlı bir çözüm olasılığını daha da azaltacak. Bu sonuçtan bazıları çok mutlu olacak.
Kıbrıs Türk Ticaret Odası, adanın yeniden birleştirilmesine ve bunun için Annan Planı yaklaşımının tek yöntem olduğuna inanmaktadır. Fakat bir çözüm bulunana kadar Kıbrıs Türk ekonomisini iyileştirmek ve Kıbrıs Rum ekonomisine yakınlaştırmak ihtiyacımız vardır ve bu, siyasi bir çözümün ulaşılmasına da yardımcı olacaktır. Şimdiki kilitlenmenin hiç kimseye yararı yok; tam tersine tüm taraflar arasında siyasi gerilimin yükselmesine neden oluyor.
Bu kilitlenmeden kurtulmanın, sadece Kıbrıslı Türklere değil aynı zamanda Türkiye ve Kıbrıslı Rumlara da yarar sağlayacak biçimde kurtulmanın tek yolu; Kıbrıs Adası, Türkiye ve AB üyeleri arasında malların serbest dolaşımı anlamına gelen serbest ticareti sağlama yönünde politikalar üretmekten geçer. Türkiye'deki üreticilerle aynı dili konuşup Kıbrıslı Rumlarla kültürel benzerlikler taşıyan Kıbrıslı Türklerin bu iki
taraf arasında ekonomik işbirliğini geliştirme ve köprü oluşturabilme potansiyeli söz konusu.
Böylelikle Ankara Anlaşması Ek Protokolü'nün TBBM'de onayı ve uygulanması kolaylaşacak, Kıbrıslı Türkler yeniden ve ikinci kez izole edilmeyecek, Kuzey Kıbrıs ekonomisi, Türkiye, Güney Kıbrıs ve diğer AB üye ülkelerinin ekonomileriyle bütünleşecektir.
AB işin içinde olmalı
Adanın iki ekonomisinin entegre olması, Kıbrıs sorununa bir çözüm getirilmesine katkıda bulunmanın yanında, yalnız Kıbrıs Türk ekonomisine değil aynı zamanda Kıbrıs Rum ekonomisine de yarar sağlar. Örneğin, Güney Kıbrıs'ta azalan turizm gelirleri artar, siyasi istikrar yeni yatırımları beraberinde getirir.
Buna ek olarak Kıbrıslı Rumlar Avrupa Birliği kurumlarının parçası olmalarından dolayı Avrupa Komisyonu aracılığıyla bir biçimde kuzeydeki limanların çalışmasını gözleyebilecektir.
Kısa süre önce, Kıbrıslı Türkleri izolasyondan kurtarmayı hedefleyen Avrupa Komisyonu'nun iki önerisi Direkt Ticaret ve Mali Yardım tüzüklerinin yıldönümüydü.
7 Temmuz 2005'te bu öneriler ilk yıllarını tozlu raflarda kutladı. Uzun bir yıl sonunda hâlâ daha 26 Nisan 2004 tarihli Avrupa Konseyi kararının sonuçlarının uygulanmasını bekliyor olmak çok üzücü. Daha da üzücü olan Direkt Ticaret önerisinin gerçek içeriğinin bu süre içerisinde hiç tartışılmamış olması ve tüm tartışmanın bu önerinin tanınma anlamına gelip gelmeyeceği etrafında devam etmiş olmasıdır. On yıllar boyunca süren tanınma politikaları artık kırılmıştır ve Kıbrıslı Türklerin ortak vizyonu, Avrupa vatandaşları olarak üzelerindeki izolasyona son verilmesi ve demokratik ve temel insan haklarının korunduğu bir dünyaya entegre edilmeleridir. Böyle bir hedefe varmak için Kıbrıs Türk liman ve gümrüklerinin acilen AB müktesebatıyla uyumlu hale gelmesi lazım. Bu amaçla kuzeydeki limanlar bir formülle, Avrupa Komisyonu ile ortak veya Komisyon'un gözetiminde ya da denetiminde yönetilmeli.
Pragmatik yaklaşım şart
Serbest ticaret ilişkisi yanında ve paralel olarak Direkt Ticaret ve Mali Yardım tüzüklerinin devreye sokulması gerekiyor. 259 milyon avroluk mali yardım AB müktesebatıyla uyumlu hale gelmek, gümrük ve limanların altyapısını iyileştirmek, Kuzey Kıbrıs KOBİ'lerini ve genel olarak ekonomisini daha rekabet edebilir bir hale getirmek ve Kıbrıslı Türkleri AB'ye yakınlaştırmak için kullanmaya başlanmalı.
Sonuç olarak; Kıbrıs Türk ekonomisini iyileştirmek için yeni ve pragmatik bir yaklaşıma ihtiyaç var. Özellikle Ankara Antlaşması Ek Protokolü'nün imzalanmasıyla tedbirlerin acilen alınması artık kaçınılmaz hal almıştır. Aksi halde, bu yeni durumun olumsuz etkilerini hissetmeye başlarız ve büyük bir ihtimalle de Kıbrıslı Türklerin skıntılarını, AB düşmanı bir duruşa çevirmeye çalışan kesimlerin oyununa geliriz. Bu da Türkiye'deki AB karşıtı kesimlerin ekmeğine yağ sürer.
(Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı, Radikal'e özel)



Serbest ticaret ne getirir
Direkt Ticaret önerisi, Avrupa Komisyonu'nun önerisinden bir yıl sonra AB Konseyi'nde hâlâ kabul edilmediği yürürlüğe giremiyor.
Bu nedenle, adada siyasi bir çözüme varılana kadar 'Serbest Ticaret' önerisinin gündeme alınma zamanı gelmiştir. Peki Serbest Ticaret'in Direkt Ticaret'ten farkı ne?
  • Direkt Ticaret önerisi, Kıbrıs'ta iki ayrı ekonomi öngörmekte ve bu ekonomilerin yan yana varolmaları için bir çerçeve sunuyor. Serbest Ticaret önerisi ise bölgedeki ekonomilerin (Türkiye, Kuzey Kıbrıs,
    Güney Kıbrıs ve diğer AB üyesi ülkeler) bütünleştirilmesini, aralarındaki bağımlılığın artırılmasını ve böylece Kıbrıs sorununun çözümüne doğru bir adım atılmasını amaçlıyor.
  • Direkt Ticaret önerisi Kuzey Kıbrıs limanlarının yönetiminin müktesebat kapsamı dışında tutulmasını öneriyor; Serbest Ticaret önerisi bu limanların, herhangi başka bir topluluk giriş noktası gibi, müktesebat kural ve düzenlemelerine göre çalıştırılmasını güvenceye alıyor.
  • Direkt Ticaret önerisinin Kıbrıs Türk tarafının siyasi anlamda yükseltilmesine yol açıp açmayacağı konusunda sonsuz tartışmalar ve soru işaretleri var. Bu öneri içerisinde bazı tanınma unsurları söz konusu. Buna karşılık Serbest Ticaret önerisi kısaca, halen var olan ve uygulanmakta olan Yeşil Hat Tüzüğü'ne yapılacak değişikliklerle uygulanabilir.
  • Direkt Ticaret'in Kıbrıs Türk ekonomisine toplam getirisi sınırlı olacak; senede 10 milyon dolar ek ihracattan daha az bir rakam söz konusudur. Serbest Ticaret önerisi ise Kıbrıs Türk ekonomisinin, Türkiye ve Güney Kıbrıs arasında yer alacak ve milyarlarca dolarlık bir hacme ulaşacak yeni bir ekonomik entegrasyon içerisinde yer alması anlamına gelecek.
  • Ankara Anlaşması Ek Protokolü konusu Direkt Ticaret önerisi içerisinde dikkate alınmamakta, bundan dolayı da içerisinde bu konuyu çözümleyecek hiçbir araç yok. Türkiye ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasındaki Gümrük Birliği ilişkisi, Kuzey Kıbrıs ekonomisini içermemesi durumunda, Türkiye iç politikası için büyük bir sorun oluşturma ve Türkiye'nin AB üyeliğinin önünde bir engel olma potansiyeline sahip.
    Buna karşılık Serbest Ticaret önerisi söz konusu duruma dostça bir çözüm öneriyor.
  • Direkt Ticaret önerisi Kıbrıs'ta taraflar arasındaki ekonomik farklılığı kapatmamakta ve bir işbirliği kültürü veya karşılıklı bağımlılık yaratmamakta, hatta ilişki kurmayı dahi teşvik etmemekte; buna karşılık Serbest Ticaret önerisi tüm bu sayılanları sağlamakta olup ada üzerinde kapsamlı bir çözüm için kesinlikle büyük öneme sahip.
  • Bugünkü durumda Türkiye Ankara Anlaşması Ek Protokolü'nü imzaladı ancak uygulamakta ve en önemlisi de limanlarını Kıbrıs bandıralı gemilere açmakta isteksiz davranıyor. Kıbrıs Cumhuriyeti de Türkiye'nin katılım müzakerelerinin başlamasını veto etme tehdidini sürdürüyor. AB ise durumu idare etmekte zorlanıyor. Bu düğüm sadece Serbest Ticaret önerisiyle çözülebilir.