Aslolan her zaman çıkarlardır

Modern uluslararası ilişkilerde dinin temel etken olduğu hususunda bir kez
daha kuşkuya kapıldım. Evet bazıları dini kullanıyor ancak belirli çıkarlar ve hedefler için. Dini tutumlar siyasi amaçlara hizmet için işleve konulmakta.
Haber: Dr. MUSTAFA ELFAKİ / Arşivi

Modern uluslararası ilişkilerde dinin temel etken olduğu hususunda bir kez
daha kuşkuya kapıldım. Evet bazıları dini kullanıyor ancak belirli çıkarlar ve hedefler için. Dini tutumlar siyasi amaçlara hizmet için işleve konulmakta.
Medeniyet çatışması tezini azımsamasam da bugün dünyada dönen çekişmenin dinler arasında kutsal bir savaş olduğunu sanmıyorum. Zira çağdaş toplumlar arasındaki ilişkilerin şekillenmesinde temel rolü kültürel etken oynamakta. Bugünün dünyasında süper güçlerin dini noktadan hareket etmediği açık. Her ne kadar bazı iddialarda manevi kurallardan hareket etseler de.
Eğer Amerikan politikasını örnek alırsak ABD'nin Soğuk Savaş yılları boyunca Sovyetler ve komünist rejimlerle mücadelede İslami akımlarla işbirliği yaptığını görürüz.
İslami cemaatlere ilişkin kaygılar yok değil. Hatta bu cemaatlerin ekseriyeti ile uluslararası terör arasında bağlantı kuruluyor. Ancak burada çağdaş uluslararası ilişkilerde siyaset ve çıkarların din ve ideolojilerin önüne geçtiğini pekiştiren birkaç gözlemimi kaydetmem lazım:
1 - Amerika-Türkiye ilişkileri iki ülke arasındaki medeni, dini ve kültürel farklılıklara rağmen çıkarlar birliğinin örneği. Atatürk'ün devleti, uzun yıllardan beri ABD ile sağlam ilişki içinde. Türk-Amerikan ilişkileri, Ankara'nın AB'ye üye olma rüyasını gerçekleştirmesi amaçlı müzakerelere yeşil ışık yakması için AB üzerinde baskı unsuru oluşturdu. Bu yüzden Türk-Amerikan ilişkileri, tarihe ve dini zemine bağlı olmaksızın çıkarları esas almanın tipik örneği.
2 - ABD Kosova'da Hıristiyan oldukları halde Sırpları Müslüman çoğunluğun lehine olacak biçimde vurmuştu. Washington o vakitler dini, çıkarları lehine politikalar üretmenin kıstası olarak almadı.
3 - İran'daki İslam devrimi İslam ile ABD ve genel olarak Batı arasındaki ilişkilerde dönüm noktasıydı. Çıkarlar çatıştığı vakit İslami akımlar ile Amerikan politikaları arasındaki bağlantı da kopuverdi.
4 - Ortadoğu'da son 30 yıldır İslam olgusunun gelişmesi, ideolojilerden ziyade çıkarların çatışmasını üretti. Müslüman Kardeşler hareketiyle başlayan siyasal İslam, krallık rejimlerini şeriat idaresinden ötürü kutsayarak Batılı güçlerle uyumlu biçimde yoluna devam ediyordu. Fakat farklı İslami akımların karışmasıyla bu durum geride kaldı.
5 - Filistin direniş hareketi İslami projeyle irtibatlı kılındığı vakit önemli bir gelişme yaşandı. Bağımsızlık ve özgürlük amaçlı ulusal direniş doğal bir durumdu. Ardından işgale direnişin İslami köktenciliğe karışması, bazı uluslararası ve bölgesel güçlerin çıkarlarını vuracak ve yeni engeller çıkarabilecek noktaya geldi.
Bu beş gözlemden hareketle ekonomik çıkarlarla da irtibatlı uluslararası ilişkilerdeki siyasi yönün genel olarak farklı güçlerin herhangi bir konuda nerede duracaklarını belirlediğini ifade edebiliriz. Rumsfeld'in
2001 yılında İran'ı model almaması şartıyla Irak'ta bir İslami hükümet kurulmasına engel olmayacaklarını ifade ettiği açıklamasını hâlâ hatırlıyorum. Yani ABD, Amerikan politikalarına ılımlı yaklaşan bir İslam istiyor.
Bu münasebetle diyebilirim ki ABD itaatkâr rejimler ve işbirlikçi isimlerle işbirliğini öncelikli tutuyor. Rejimin demokratik olması veya başında nezih bir şahsiyet olması ABD'yi ilgilendirmemekte. Önemli olan Washington'ın çıkarlarını korumak için dostluğu ve sürekli işbirliğini canlı tutmak. Buna karşılık Amerikan politikalarına karşı kışkırtmada bulunan, medya ve halkı dolduruşa getiren rejimler, ABD'yi kaygılandırıyor ve daha fazla sert, daha az anlayışlı tutumlar almaya sevk ediyor. ABD'nin 1981 yılında Kıpti kilisesi ile Mısır lideri Enver Sedat arasındaki mücadelede Sedat'tan yana tutum aldığını hatırlayalım. ABD, Batı tarafından sevilen güçlü müttefik Sedat'a baskı yapmamış ve yaptıklarından dolayı affetmişti.
Bu yüzden yabancıyı cesaretlendirme girişimleri alaya alınacak bir konu. Çünkü yabancı kendi çıkarları doğrultusunda hareket eder. Her ne kadar aksini savunsa da dini inançlarına göre davranmaz.
Ülke, nihayetinde sorunlarını kendisi çözmeli. Yabancıya sarılmak utanç verici. Mısırlı Kıptilerin başından itibaren bu noktaya dikkat çekmeleri ve yabancı korumasını veya desteğini reddetmeleri bir şans. Uluslararası ilişkiler ve bölgesel çekişmelerdeki kriter, kesinlikle ideolojiler, milletler ve dinler değil devamlı suretle çıkarlar, kazanımlar ve stratejilerdir. Bunu hiç unutmayalım. (Mısır gazetesi Ehram, Mısırlı parlamenter, 1 Şubat 2005)