Atina'nın Türkiye stratejisi üç aşamalı

Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Türk-Yunan ilişkilerinde 2005 yılını dönüm noktası olarak nitelendiriyor. Ankara, geçen aralık ayında
sert müzakerelerden sonra AB zirvesinde çok arzu ettiği üyelik müzakerelerinin başlangıç tarihini almayı başardı.
Haber: YANİS HRİSTAKOS / Arşivi

Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Türk-Yunan ilişkilerinde 2005 yılını dönüm noktası olarak nitelendiriyor. Ankara, geçen aralık ayında
sert müzakerelerden sonra AB zirvesinde çok arzu ettiği üyelik müzakerelerinin başlangıç tarihini almayı başardı. Böylece, Komisyon 3 Ekim'de Türkiye'nin 'AB müktesebatı'na uyumu konularını tek tek tetkik etmeye başlayacak.
Hükümet ve bilhassa Yunan diplomasisinin deneyimli başı Dışişleri Bakanı Molivyatis, AB'nin ve Türkiye'nin üyeliğine iyi gözle bakan etkin uluslararası çevrelerin, Erdoğan hükümetinin yenilikçilik gayretlerini destekleyebilmek için Türk-Yunan ilişkilerinde iyiye gidiş işaretleri görmek istediklerini gayet iyi biliyor. AB'nin zamanın 15 üye ülkesinin liderlerince imzalanan Helsinki kararının metninden, AB Komisyonu'nun geçen aralık ayında Brüksel'de 25 üyenin imzaladığı ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'ye tam üye olarak gelişmeleri etkilediği tarihi karara geldik. Atina şimdi diplomatik alanda, mümkün olan en iyi konuma sahip olabilmek için gerekli hareketlerin planlamasını yapıyor. Şu ana kadar, Başbakan Karamanlis ve Dışişleri Bakanı Molivyatis üç aşamada hareket etmeye karar verdiler. Bu taktik, Atina'nın değişik şekilde hareket etmesini icap ettirecek olaylar ortaya çıkmazsa, ekim ayına kadar devam edecek.
Adım adım yakınlaşma
1 - Yunanistan, Türk -Yunan ilişkileri için dar çerçevede hiçbir inisiyatif almayacak.
Atina artık evvelki hükümet gibi 'Türkiye artık AB tarafından değerlendiriliyor ve bütün gelişmeler Brüksel masasında görüşülüyor' motifini tatbik ediyor. Bugünkü hükümet ile Simitis hükümetinin farklılığı, eski Dışişleri Bakanı Papandreu'nun 'ikinci derece önemi
haiz siyasi konularda' (turizm, kültür, ticaret gibi) anlaşmalar yaparak, 'adım adım yakınlaşma' taktiğini uygulamasıdır. Katı diplomat Molivyatis, özel konularda işbirliğini geliştirme çabalarını dışlamamakla birlikte, daha fazla yüksek önemi haiz konularda duruyor. Yunanistan'ın, Türk-Yunan anlaşmazlığının tek konusu olarak kabul ettiği kıta sahanlığı konusunda müspet ilerleme kaydedildiğine dair ümit verici belirtiler yok. Türkiye'nin Ege'de talepleri hususunda da inisiyatif alma isteği görülmemektedir.
Bunun, Ankara'nın AB ülkeleri ile ilişkilerinin AB Komisyonu'nun ilgili organlarında görüşülmesine kadar birkaç sene var.
2 - Ortaya konulan yenilikçilik hareketlerinde Erdoğan hükümetinin desteklenmesi, Brüksel'de AB zirvesinde alınan kararın neticesidir. Türkiye'nin AB üyeliğinin desteklenmesinin ülkemizin menfaati icabı olduğunu kamuoyuna empoze etmek bu politikanın zor tarafıdır. Bu desteğin 'her ne pahasına olursa olsun' düşüncesi ile verilmediği halihazırda anlatılmış olmasına rağmen, Başbakan Karamanlis'in Türk Başbakan ile şahsi ilişkileri bazı intibalar uyandırmaktadır. AB Komisyonu'nun davetini elde eden Ankara'nın, kendini kuvvetli görerek, Ege'de ihlalleri devam ettirmesi, bu intibalarla bağdaştırılmaktadır. Bütün bunlara rağmen Erdoğan, Karamanlis tarafından samimi olarak değerlendirilmekte ve ikisi resmen görünenden daha sık irtibatta bulunmaktalar. Erdoğan, AB Konseyi'nin aralık toplantısında sert müzakerelere rağmen, nihai metin için Karamanlis'in verdiği sözü tutarak Türkiye'yi desteklemesini unutmuyor.
3 - Atina ve Brüksel, Türkiye'nin dini özgürlük ve insan hakları konusundaki yasa değişikliklerini taahhüt ettiği gibi yerine getirmesini de bekliyorlar. Yunanistan'ın temel istekleri: Heybeliada Ruhban Okulu'nun tekrar eğitime açılması ve Türkiye'deki Rumların mülklerinin ve bilinen vakıflar konularında haklılığının tanınmasıdır. İstanbul'da bulunan Ekümenik Patriğin, Türkiye tarafından yalnızca İstanbul'da yaşayan Rumların yerel dini lideri olarak tanındığını, belki Yunanistan'da çoğunluk bilmiyor. Bu durum, Ortodoks dünyasının en büyük liderini büyük bir saygı ile kucaklayan bütün dünya Ortodoks-larına ters düşmektedir. Şayet Ankara, AB taahhütlerinden dolayı mecburiyetlerini yerine getirmeye yönelirse, o zaman Atina Türk-Yunan ve dolayısıyla AB-Türk ilişkileri ile ilgili daha sıcak görüşmelerin başlamasını deneyecektir. Tabii bu, AB üyeliğine aday bir ülkenin AB'nin katı nizamnamelerine karşı mecburiyetleri çerçevesinde olacaktır.
Her halükârda Atina, inisiyatifin -AB tarafından kontrol edilen, birçok mecburiyeti olan- Türkiye'ye ait olması icap ettiğini düşünüyor.
(Yunan dergisi, nisan 2005 sayısı)