Avrupa bankalar konusunda rotasını değiştirmeli

Euro bölgesi düzeyinde yerel bankaların üzerinde bir bankacılık politikası, ortak paranın hayatta kalması için olmazsa olmaz koşuldur.
Haber: NICOLAS VERON / Arşivi

Euro bölgesi krizi, çeşitli boyutlarda gelişmeyi sürdürüyor. Devlet borcu cephesinde, Yunanistan’ın borcunun yeniden yapılandırılması konusunda ufukta bir anlaşma görünmüyor ve İtalya ile İspanya, 2012 başında yeni bir mali destek ihtiyacıyla yüz yüze. Kurumsal reform cephesinde, 9 Aralık zirvesi gerçek bir mali birlik sağlamaya yetmedi ve Avrupa bölgesi ile Britanya arasındaki gerilimler kaynama noktasına gelmiş durumda. Büyüme cephesinde ise derin ve uzun süreli bir resesyon ihtimali söz konusu.
Bununla birlikte daha önceki safhalarda da olduğu gibi bankacılık sistemi, mevcut yapbozun hayati önemde bir parçası ve Avrupa’nın ortak para deneyiminin birçok çelişkisinin özeti niteliğinde. 2007’den bu yana bu sistem, neredeyse kesintisiz biçimde risk yönetiminde endişe verici açıklar sergiliyor ve buna, bazı ülkelerdeki muazzam denetim eksiklikleri eşlik ediyor. Son iki yıldır ülkelerin kredi notlarındaki daimi düşüş, sistemin kırılganlığını daha da arttırıyor. Üye ülkelerin ulusal bankalara verdiği garantilerle, bu bankaların çeperdeki ülkelerde devlet borçlarına aşırı yüklenmesi bir araya gelince, ulusal kredi ve banka fonlama koşulları arasındaki geri besleme döngüsü hızlanıyor. Sonuç parçalanma: Bir Yunan bankasında tutulan bir euronun, Alman bankasındaki bir euro ile eşit olup olmadığı daha da kuşkulu. Bu, ortak para birliği için ağır çekim bir ölüm döngüsü üretebilir. 

Denklemin iki tarafı
27 Ekim’de üzerinde uzlaşılan yeniden sermayelendirme planı, bu eğilimi frenlemek yerine daha da güçlendirdi. Ulusal düzeyde bankalara daha fazla güvence verilirken, Avrupa düzeyinde hiçbir güvence yok. Dahası, asgari sermaye oranını yüzde 9’a çıkarırken liderler buna dair değerlendirmenin, her bankanın ulusal borç portföyünün gerçek değer (veya piyasa değeri) ölçüsüne dayanacağına karar verdi. Gerçek değer ilkesi, finansal bildirim amaçları için makul. Fakat düzenleyici sermaye hesaplarına uygulandığında, bilhassa vadesi gelene kadar elde tutulan borca genişletildiğinde, tehlikeli bir döngüye katkıda bulunuyor –yani bu, muhasebe standartlarını belirleyenlerin göze almaya hiç cesaret edemediği ‘tam gerçek değer’ doğrultusunda radikal bir adım oluyor. Yani bu, geniş çaplı kredi sınırlaması ve yanlış kaynak tahsisinin reçetesi niteliğinde ki buna dair her geçen gün daha fazla gösterge ortaya çıkıyor.
Durumun, kontrolden çıkmadan önce düzeltilmesi lazım. Avrupa Merkez Bankası, beklenmedik bir likidite desteği çıkarmış durumda, fakat bu adım ülke-banka rabıtası diye nitelenen esas sorunu düzeltemez. Denklemin her iki tarafının ele alınması gerekiyor. Bir yandan euro bölgesi çapındaki mali mekanizmaların en azından kısmen ulusal engellerin yerini alması, böylece devlet garantisinin en ahenkli ve en alt düzeyde keyfi veya tartışmalı olduğu bireysel bankaların hesaplarına odaklanılması lazım. Böyle bir adım, felaket yaratan bireysel banka tasarruflarını önlemek yönünde önemli adımdır. Öte yandan liderler, mali cephedeki tartışmaların nasıl ilerlediğine bağlı olarak, bankaların ortak euro bölgesi borcuyla birlikte maliği olduğu ulusal borcun kısmi ikamesine yönelik çalışmalı. Bunu yapmak, çeperdeki ülkelerde (özellikle İspanya ve İtalya) bankaların bilançosu hakkında halihazırda dayanağı olmayan ulusal önyargıların azalmasına yardımcı olabilir. Bu müdahaleler Avrupa bölgesi bankalarının yeniden yapılandırılmasına mahsus oluşturulan bir kurum, tek tek üye ülkelerden oluşan bir heyetçe denetlenebilir. 

Siyasi kararlılık şart
Elbette bu tür adımlar siyasi kararlılık gerektirecektir ki bu görülmüyor. Fakat entegre olmuş bir bankacılık sistemi olmaksızın ortak parayı sürdürmek de mümkün değil; bunun için de yetki ikamesi ilkesi işbirliği halinde entegre bir siyasi çerçeve gerekir. İki hal ve şart, çözüm yolundaki çetin engellere yenilerini ekliyor. Birincisi, mali meselelerde olduğu gibi, zorlu kararların alınması euro bölgesi vatandaşlarına karşı, en azından orta vadede hesap verilebilmesini gerektirir. Böyle bir hesap verebilirliğin tesis edilmesi, Avrupa Parlamentosu’nun reformdan geçirilmesi ve güçlendirilmesine veya ulusal parlamentolardan temsilcileri bir araya getirecek geçici bir kurula (veya her ikisine) bağlı olabilir. İkincisi, euro bölgesinde atılacak adımlar, 27 üyeli Avrupa Birliği’nin mevcut kurumlarıyla (sözgelimi yakın dönemde kurulan Londra merkezli Avrupa Bankacılık Otoritesi ile) eklemlenmeli. Bu, Britanya ile euro bölgesi arasındaki siyasi uzaklığın, Britanya Başbakanı David Cameron’ın 9 Aralık zirvesindeki vetosunun ardından iyice artması nedeniyle daha da zor. Pragmatik seçenek, euro bölgesi ve AB kurumlarının en azından bir süre bir arada mevcut bulunması, fakat bu, daha fazla karmaşa demek.
Euro bölgesindeki bankacılık sisteminin bütünlüğünün siyaseten teyidi, yeni anlaşmaları gerektirmez. Fakat mali dayanışmanın özünden gelen niteliklerin ötesinde, siyasi direnişle karşılaşacaktır; başta da ulusal imtiyazlarını veya korumaları kaybetmekten korkan bireysel bankacılık kurumları gelecektir. Ancak mali birliğe paralel bir ‘bankacılık birliği’ (Almanya Başbakanı Merkel bunu savunuyor), ulusal ve yerel özelliklerin sonu değil. ABD ’de bir asırdan fazla bir süre ulusal bir bankacılık yasasının oluşturulması, gerçek bir ulusal bankacılık piyasasının kurulmasından ayrıldı. Banka ve siyaset arasındaki karşılıklı bağımlılıklar, ulusal ve yerel düzeyde kalacaktır. Fakat euro bölgesi düzeyinde yerel bankaların üzerinde bir bankacılık politikası çerçevesi, ortak paranın hayatta kalması için olmazsa olmaz koşuldur.
(Brüksel’deki Bruegel’de öğretim üyesi ve Washington’daki Peterson Uluslararası İktisat Enstitüsü’nde misafir öğretim görevlisi, Radikal’e özel yazı)