Avrupa düşünsün

Orhan Pamuk'un bir süre önce kovuşturulması ve bu günlerde üç Türk üniversitesi tarafından düzenlenen bilimsel sempozyumun yargı kararıyla durdurulması...

Orhan Pamuk'un bir süre önce kovuşturulması ve bu günlerde üç Türk üniversitesi tarafından düzenlenen bilimsel sempozyumun yargı kararıyla durdurulması, Ermeni soykırımı konusunun post-Kemalist iktidar için tabu oluşturduğunu kanıtlamıyor yalnızca. Arada sırada bu konuyla ilgili tek tük gelişmeler cereyan etseydi, bunların belki de bazı hâkimlerin gayretkeşliğinden kaynaklandığı düşünülebilirdi. Ancak, bu konuda sabit ve sistematik bir taktik uygulandığı için, Türk iktidarında, bastırma mekanizmasını yasallaştırmak için mahkemeleri kullanma geleneğinin hâlâ sağlam olduğu da kanıtlanıyor. Bastırma mekanizması için tarihi araştırma özgürlüğü dahi hedef oluşturuyor.
Bütün bunlar, Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerine başlayacağı tarihin arifesinde gerçekleştiği için ayrı bir önem kazanıyor. Üstelik bunlar, Türkiye'nin Avrupa perspektifinin AB üyesi ülkelerde her geçen gün daha da artan itirazlarla karşılaştığı bir dönemde olup bitiyor. Türkiye için zor olan bu aşamada Ankara'nın yukarıda sözü geçen faaliyetlerde bulunarak, hiç tereddüt etmeden yaşlı kıtanın demokrasi anlayaşını tahrik etmesi bütün bir mantalitenin belirtisi.
Kritik soru, böyle bir ülkenin 10 gün sonra üyelik müzakerelerine nasıl başlayacağı. Türkiye bu noktaya ulaşana kadar birçok aşamadan geçti. Çoğu çevrelerin, komşumuz ülkenin farklı kültürel kimliği nedeniyle Avrupa 'evinde' yeri olmadığı yönündeki tezi göz ardı edilse dahi, bu aşamaların şartlarıyla ilgili bir konu var. Başka bir ifadeyle, şimdiye kadar geçtiği aşamaların belirli şartlarını yerine getirip getirmemiş olmasıyla ilgili bir konu var. Türkiye'nin bu önşartları yerine getirmemiş olduğu bir gerçek. Tam aksine, Türkiye'nin merdivenin bir basamağını çıkması gerek-tiğinde, Amerikalıların baskıları nedeniyle Avrupalılar büyük indirimler yaparak merdiveni çıkmasını kolaylaştırdılar.
Avrupalılar bugün o tercihlerinin etkileriyle karşı karşıya gelmiş bulunuyor. Netice, çoğu Avrupalıyı korkutuyor. Ancak, Ankara'nın insan haklarının ihlali ve komşularına karşı davranışına ilişkin tutumlarını hiçbir zaman gizlemediği de bir gerçek. Ayrıca Ankara, AB'ye kendi şartlarıyla üye olmayı; Avrupa siyasi kültürüne uyum sağlamaya çalışan bir ülke olarak değil de, büyük bir güç olarak üye olmayı amaçladığını da gizlemedi.
Bu bağlamda, konu Türkiye için değil, daha fazla Avrupa için sorun. (Yunan gazetesi Kathimerini, başyazı, 24 Eylül 2005)