Avrupa, idealini yaymalı

Yaşlı kıtanın ulusları arasında kalıcı bir barış yolu çizmek. Avrupa'nın kurucularının hedefi buydu. 60 yıldır kesintisiz yaşanan barışın ardından bu hedef bir gerçeklik halini aldı.
Haber: Arlette Fructus / Arşivi

Yaşlı kıtanın ulusları arasında kalıcı bir barış yolu çizmek. Avrupa'nın kurucularının hedefi buydu. 60 yıldır kesintisiz yaşanan barışın ardından bu hedef bir gerçeklik halini aldı. Birliğin bu barışçıl yaklaşımı çok önemli ve Türkiye'nin üyeliği bize, bu barış idealinin paylaşılmasını sağlama ve geliştirme fırsatı sunuyor.
Fransa'da, Türkiye hakkındaki tartışmada soğukkanlılık kaybedildi ve konu, derin yaraları ve korkuları ortaya çıkardı. Siyasi sınıfımız, Türkiye'yi Fransa'nın iç siyasetine malzeme yapıyor. Türkiye tartışması; türban konusu, laiklik, Irak savaşı, İsrail-Filistin sorunu gibi üyelikle ilgisi olmayan sorunları bir araya getirerek somutlaştırıyor.
Cumhurbaşkanının gösterdiği türden cesur tavırlar, bilgilendirme ve tartışmanın kamuoyunu olumlu biçimde aydınlatabileceğini kanıtlıyor. Türkiye'yle müzakerelerin başlatılması kararı da bir kıtanın siyasi olgunluğunu ortaya çıkarıyor. 17 Aralık'ta birlik, siyasi olarak yeşil ışığını yaktı.
Avrupa kendi içinde olduğu gibi uluslararası alanda da kimliğini arıyor. Tamamlanmamış bir serbest ticaret bölgesi ve eksik kalmış bir siyasal bütünlük olarak Avrupa, iki arada bir derede bulunuyor. Avrupa Anayasası bu engelin aşılmasını sağlayacak.
Türkiye'nin üyeliğinin, tek bir ortak ekonomik bölge oluşturmak uğruna Avrupa'nın geleceğine kesin biçimde son vereceğini öne sürmek anlamsız. Bu, Türkiye'nin 1996'dan beri Gümrük Birliği'ne dahil olduğunu ve Barcelona Anlaşmaları'ndan beri bir imtiyazlı ortak olduğunu inkâr etmek anlamına gelir. Türkiye'nin üyeliğine karşı olanlara göre, bu ülkenin nüfusunun yoğunluğu, Avrupa'nın birleşmesine engel olacak bir hegemonya riskini artırıyor. Oysa Avrupa'da insan hakları, kürtaj veya azınlık hakları konularındaki derin görüş ayrılıkları var. Irak savaşı da bir başka görüş ayrılığını ortaya çıkardı.
Aslında Avrupa medeniyetinin değerleri konusu burada siyaset konusu ile birleşiyor. Hıristiyanlık hiç şüphesiz bu medeniyetin temel taşlarından. Ancak Bizans mirası, özgür düşünce, reform ruhu, septisizm, idealizm, rasyonalizm veya temel haklar da bu medeniyetin temellerini oluşturuyor.
Unutmayalım ki İslam bugün Avrupa'da en çok inanılan dinlerden biri. Tüm dinler, toplumlarımız için temel değerleri yayarlar ve hiçbiri Avrupa'ya aykırı olarak nitelenemez. Bunun aksini düşünmek bir suç olacaktır.
Türkiye uzun süre önce seçimini Avrupa'dan yana kullandı. Laik Türk Cumhuriyeti Avrupa mirasımıza yabancı mıdır? Hayır! Bununla birlikte Türkiye'de demokratik prensiplerin uygulamaya konulması konusu bizim hâlâ ihtiyatımızı ve çekincemizi gerektiriyor.
Ancak Avrupa'nın kapılarını kapamak için bu savı desteklemek, Türk halkının ve bu üyelikte, temel özgürlükleri için bir umut gören Türkiye'deki azınlıkların beklentilerini umursamamak olur.
Birliğin bir sınıra ihtiyacı var. Fiziki ve beşeri coğrafya, insanlar arasındaki çatışmayı tetiklemeden, ancak güçlü bir jeopolitik konuşlanmadan da mahrum bırakmadan Avrupa alanının optimal boyutu hakkında düşünmeyi gerektiriyor. Doğal sınırlar veya insanlar tarafından çizilmiş sınırlar, siyasi gelişmelerle ilgili olarak da yer değiştiriyor. Yakın zamanda 10 ülkenin üyeliği ve 2007'de de Bulgaristan ve Romanya'nın üyeliğinin öngörülmesiyle Avrupa, doğuya doğru bir genişleme seçimi yaptı, ki bunun doğal uzantısı Türkiye'dir. Jeopolitik olarak birlik, pek çok şeyin cereyan ettiği önemli bir yön olan bu doğuya, bu Asya'ya doğru bakmalı. Ne bir tampon bölge, ne bir hinterland, ne de bir Truva Atı olacak Türkiye'nin Avrupa'ya girişi, dünyaya, Avrupa'nın Ortadoğu'ya döndüğünü ve barışa kavuşması konusunda söz sahibi olmayı düşündüğünü gösterecektir. Avrupa, Asya ve Ortadoğu arasında böylelikle sağlanacak temas, 'Barcelona sonrasını' oluşturarak, tüm Akdeniz'e farklı perspektifler sağlayacaktır. Türkiye'nin AB'ye demirlenmesi, cesur bir Avrupa-Akdeniz siyasi projesini de tetiklemeye yarayacak. Böylece Avrupa, Akdeniz'den de öteye uzanan bir etki bölgesiyle çoğulcu uluslararası siyasi ilk alan olarak, yenilikçi uluslararası siyaset vizyonunu oluşturmuş olacak.
Bu; dinin ve kültürün birbirini tamamlamasının göz önüne alınması, bölünmüş gezegenimizin çektiği acılara bir karşılık ve birliklerin yükselişi olacak. Kültürler çatışması sendromu yerini bir kültürler bloku umuduna bırakacak. (Fransız gazetesi, 24 Şubat 2005)