'Avrupa şirketi' dönemi

Ekonominin küreselleşmesi ve pazar ekonomisinin hızlı gelişimi endüstriyel ilişkiler düzeninde devrim niteliğinde değişimlerin yaşanmasına neden olmuştur.
Haber: ENGİN ÜNSAL / Arşivi

Ekonominin küreselleşmesi ve pazar ekonomisinin hızlı gelişimi endüstriyel ilişkiler düzeninde devrim niteliğinde değişimlerin yaşanmasına neden olmuştur. Böylesine bir gelişimin doğal sonucu olarak hükümetler devletin üretim araçlarına sahip olma düşüncesi ve uygulamasından, ekonomiyi yönlendirme politikalarından uzaklaşmaya, işverenlere işyerlerinin yönetiminde daha fazla özgürlük tanıma politikalarını yaşama geçirmeye başlamışlardır. Şirketlerin paydaşları daha çok önem kazanmış, onlar için kısa dönemli mali analizler ve çıkar sağlamaya yönelik öngörüler yapılması öne çıkmıştır...
Küreselleşmeye başlayan yeni dünya ekonomik düzeni içinde milyonlarca emekçiyi çok yakından ilgilendiren olumsuz gelişmeler sosyal siyasetçilerin gündemine oturmakta gecikmemiştir. Küreselleşen ekonomik düzen ve bu düzenin önemli aktörü olan çokuluslu şirketler nedeni ile çalışanların en önemli güvencelerinden olan toplu iş sözleşmesi düzeninin önce aşınmasına sonra çökmesine, işsizliğin artmasına ve yaygınlaşmasına neden olmuştur.
İşçiler sendikadan kaçıyor
Avrupa Birliği üyelerinde sendikalar ciddi üye kayıpları yaşamaya başlamış ve sendikalar eski mücadeleci, ödün vermez, sınıf esasına dayalı sendikacılık anlayışlarını terk ederek değişen endüstriyel ilişkiler düzeni içinde yeni mevziler aramaya başlamışlardır.
Şu gerçek ortaya çıkmıştır ki bilgi akışına dayalı günümüz toplumunda giderek küçülen işyerleri çalışanları sendikalaşmaya ilgi duymamakta ve sendikalaşma olgusundan kaçmaya çalışmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak sendikalar kan kaybetmeye başlamışlardır. Sendikaların bağıtladığı toplu iş sözleşmelerinin sayısı azalmaya, sendikaların parasal kaynaklarının azalmasından ötürü grevler yapılmamaya başlanmıştır. Sendikaların üye kayıpları ve buna bağlı olarak parasal kaynaklarının kuruması nedeni ile
üretimden doğan güçlerini kullanamamaları, sendikacılığın ak yılları anımsandığında, işçi sendikaları için hüzünlü bir sondur.
İşverenler kabuk değiştirdi
Ekonominin küreselleşmesi işverenlerin de kabuk değiştirmesi zorunluluğunu beraberinde getirmiştir. Küresel rekabet şirketleri yeniden yapılanmaya, birleşmeye, fason çalışmaya, küçülmeye ve bireysel iş ilişkilerini çekirdekleştirmeye zorlamaktadır. Bütün bunların nedeni işyerlerinin ayakta kalabilme kaygısıdır. İşyerleri birbirleri ile yarışabilmek için mal ve hizmetleri en düşük maliyetle üretmek zorundadır. İşyerleri arasında yaşanan bu kıyasıya yarışta işçilerin kıyıma uğraması kaçınılmaz olmaktadır.
Bütün bu oluşum içinde işçilerin geleceği ne olacaktır? Güçsüzleşen sendikalar ve yok olmaya yüz tutan toplu iş sözleşmesi düzeninin geldiği bugünkü noktada işçilerin çıkarları ve güvenliği nasıl korunacaktır? İşyerlerinde üretim ile ilgili kararların alınmasına işçilerin bir katkısı olmalı mıdır? İşyerlerinde giderek yalnızlaşan işçinin gelecek kaygılarına bir yanıt bulabilmek için Avrupa Birliği'ne bir görev düşmekte midir? Avrupa Birliği bu konuda neler yapmalıdır? Bu tür sorular uzun bir süredir Avrupa Birliği üyeleri arasında tartışılmaktadır.
1994'te alınan kararlar
Avrupa Birliği'nin Aralık 2000 tarihinde yaptığı Nice zirvesinde kabul edilen ilkeler doğrultusunda Avrupa Birliği İstihdam ve Sosyal İşler Konseyi 8 Ekim 2001 tarihinde kabul ettiği Yönerge'de (directive) işyerlerinde yönetimle ilgili kararlara işçilerin katılımı kavramına açıklık getirmiştir. Burada işçi katılımı, 'şirkette alınacak kararlara işçi temsilerinin bilgisi ve önerisi ile katılımı' olarak tanımlanmıştır.
Bu girişimde anlaşılması gereken husus zayıflayan toplu sözleşme düzeni ve güçsüzleşen sendikacılığa karşı ve onların yerine yeni bir seçenek olmak üzere işyerlerinde işçilerin yönetime katılımı yeni dünya ekonomik düzeninde endüstriyel ilişkiler düzeneğinin simgesi olacaktır. Yukarıda değindiğimiz sorulara yanıt verebilmek ve yeni endüstriyel ilişkiler düzeninin çerçevesini çizebilmek için Avrupa Birliği 1994 yılından bu yana
önemli kararları yaşama geçirmiştir. Önce 1994 yılında Avrupa İşçi Konseyleri Yönergesi kabul edilerek üye ülkelerde 1800 Avrupa İşçi Konseyi kurulmuş ve çalışanların şirketlerde kararların alınmasına katılmasının hukuki altyapısı hazırlanmıştır.
İkinci olarak 'Avrupa şirketi' modelinin kurulmasına ilişkin düzenleme Sosyal İşler Konseyi tarafından 8 Ekim 2001 tarihinde uygulamaya konulmuş ve işyerlerinde çalışanların yönetime katılması, belli koşullara bağlı olarak, zorunlu konuma getirilmiştir.
Son olarak Avrupa Topluluğunda Çalışanların Bilgi ve Danışma Haklarının Geliştirilmesi Yönergesi 11 Haziran 2001'de AB İstihdam ve Sosyal Politika Bakanlar Konseyi tarafından kabul edilmiştir.
Tüm bu düzenlemelerin amacı işyerlerine endüstriyel demokrasinin gerçekleşmesine katkıda bulunmak olarak tanımlanabilir. Bu gelişmelerin yaygınlaşması sonunda işçilerin işyerlerine bağlılığı artar ve işçiler kendilerini çalıştıkları işyerleri ile özdeşleştirerek sendikalaşma olgusundan tamamen uzaklaşır mı? Bunu zaman gösterecek. Endüstriyel ilişkilerde kurulmak istenen bu yeni modelin başarısı ya da başarısızlığı göreceli olarak işverenlerin hangi ölçüde çalışanların bilgi ve birikiminden yararlanmak isteyeceğine bağlıdır. İşyerlerinin geleceğini belirleyecek ölçüt bu olacaktır. İşverenler çalışanların katkısını kabule ve işyerleri ile ilgili her türlü bilgiyi çalışanlarla paylaşmaya hazırsa, Avrupa şirketi modeli çok başarılı olma şansını yakalayabilir. Eğer işverenler işçisi ile bilgi paylaşımını içine sindiremezse o zaman bu sistemin yürümesi zorlaşabilir.
Türkiye de kapana düştü
Türk endüstriyel ilişkiler düzeni küreselleşen ekonominin kapanına düşmekten kendini kurtaramamıştır. Bizde de toplu iş sözleşmesi ve grev uygulaması büyük bir hızla gerilemektedir. Bundan sonra ülkemizde işçi-işveren ilişkilerinde nelerin yaşanabileceği ayrı bir yazı konusudur.
Yrd. Doç. Dr. Engin Ünsal: Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi