Avrupa solundan Radikal'e özel

Eski Finlandiya ve Danimarka başbakanları Lipponen ve Rasmussen ile PASOK lideri Papandreu, Radikal için yazdı...
Haber: PAAVO LIPPONEN / Arşivi
POUL NYRUP RASMUSSEN / Arşivi
YORGO PAPANDREU / Arşivi

AB ile Türkiye arasındaki üyelik müzakerelerinin başlaması, uzun bir yolculuğun da ilk adımını teşkil ediyor. Bu, daha başından itibaren ortak bir yolculuk olarak görülmeli. Avrupa ve Türkiye ayrı ayrı veya farklı yönlere gitmek yerine, birlikte yol almalı; varılması istenen nokta ise Türkiye'nin AB üyeliğidir. Öte yandan, her iki tarafın gereken sabrı göstermesi halinde bile, bu yolculuğun AB üyeliği ile sona ereceği garantisi verilemez.
Avrupa Sosyalistler Partisi (PES), Türkiye'nin Avrupa'ya yönelik arzularını destekliyor ve bu yolculuğu başarıyla tamamlamasına yardımcı olmak istiyor. Geçenlerde Türkiye'yi ziyaret eden üst düzey bir PES heyeti, Türkiye'deki ilerici güçlerin ve sivil toplumun, AB üyeliğini demokrasi, özgürlük, insan ve azınlık hakları, istikrar ve ekonomik refahı sağlamanın en iyi yolu olarak gördüğünü bir kez daha teyit etti.
Birleşmiş Milletler'in, İspanya Başbakanı Jose Luis Zapatero ve Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan öncülüğünde başlattığı 'medeniyetler ittifakı' girişimini canı gönülden destekliyoruz. Bu girişimin dünyaya, demokrasi, eşit haklar ve hukukun üstünlüğüne saygı gibi değerlerin bir dine veya bölgeye mahsus olmadığını, bu değerleri herkesin kucaklayabileceğini göstereceğini umut ediyoruz.
Türkiye'nin son yıllarda gerçekleştirdiği ilerleme çarpıcı. Reform rotası devam ediyor ve hatırı sayılır bir ekonomik büyüme söz konusu. Fakat daha kat edilmesi gereken uzun bir yol var. Türkiye çok daha ciddi değişimler yaşamak zorunda. Reformların Türk Parlamentosu'nda onaylanmakla kalmayıp uygulanması da gerekiyor. Üyelik müzakerelerinin yarattığı yeni dinamik, tüm Türk toplumunu saran (idari, adli ve iktisadi alanlarda) daha derinlemesine reformlar yönünde ilerletilmeli. Sosyalistler olarak ifade özgürlüğü, kadın, işçi, sendika ve azınlık hakları gibi konularda yaşanan ilerlemelerin yakın takipçisi olacağız. Dini haklar da güçlendirilmeli; buna Ekümenik Ortodoks Patrikliği'ne bağlı Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması da dahil. Ekonomik genişlemenin sürmesi de önemli olacak. Üyeliği engellemek için katı koşullar dayatmak isteyen Muhafazakârlardan farklı olarak biz Sosyalistler bu talepleri, üyeliği mümkün kılmak için öne sürüyoruz. Türk hükümetinin ülkeyi dönüş-türme kararlılığı ve sivil toplumun değişim arzusunun samimiyetine inanıyoruz. Bu müspet yaklaşım, AB tarafından da teşvik edilmeli. Aynı zamanda AB üyeliğinin otomatik olarak verilmeyeceğini de açıkça belirtmeli: Türkiye üyeliğin gerektirdiği şartları tam olarak yerine getirmeli. Üyelik müzakereleri, Türkiye'nin hangi kriterleri karşıladığına dair bir pazarlık anlamına gelmiyor. Üyelik kuralları açıktır ve değiştirilemez. Ne de Türkiye reform sürecini AB'ye verilen bir dizi taviz olarak görmeli. Bu reformlar Türk halkı için olumlu olacaktır.
Türkiye'nin insan hakları ve azınlık hakları sicili ve ordunun sahip olduğu ölçüsüz güç üyeliğin önündeki büyük engeller. Türkiye'nin güneydoğusuna istikrar getirmek için, Kürtlerin haklarını hesaba katan barışçı bir siyasi çözüm gerekiyor. İyi komşuluk ilişkileri Türkiye'nin Avrupa yolunda önemli bir adım. Türkiye gümrük birliği anlaşmasını, Kıbrıs da dahil, AB'ye üye ülkelerin hepsine tam olarak uygulamak zorunda. Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımalı.
Kıbrıs'ta BM kararları çerçevesinde ve AB'nin kurucu ilkelerine uygun, yaşayabilir bir çözüm, hem Kıbrıslı Rumların hem de Kıbrıslı Türklerin AB üyeliğinin nimetlerinden tam olarak faydalanabilmesini sağlayacak. Kıbrıs'taki her iki toplum, en kısa zamanda bir çözüme ulaşılmasına katkıda bulunmalı.
Avrupa'daki insanların büyük kısmının Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkışı, Türkiye'ye yönelik bir düşmanlıktan değil, artan işsizlik, yavaş ekonomik büyüme ve küreselleşen bir ekonomi içinde yetersiz sosyal güvenlikten kaynaklanıyor. Yunanistan ve Türkiye arasında son yıllarda artan kültürel ve sosyal temasların, AB'nin her tarafına yayılması gerekiyor. Türkiye açısından, reform sürecini hızlandırmak, Avrupa vatandaşlarını kendi değerler topluluğuna katılmayı hak ettiği konusunda ikna edecektir. Güçlü demokratik kurumlara sahip modern bir Türkiye, Türkiye'nin üyeliğine halk desteğini sağlamanın en garantili yoludur.
(Paavo Lipponen, Finlandiya parlamentosu sözcüsü, eski Finlandiya Başbakanı ve PES'in Türkiye'ye yönelik Yüksek Düzey Danışma Grubu'nun başkanı. Yorgo Papandreu, PASOK Başkanı, eski Yunanistan Dışişleri Bakanı ve PES'in Türkiye'ye yönelik Yüksek Düzey Danışma Grubu'nun başkan yardımcısı. Poul Nyrup Rasmussen, Avrupa Sosyalistleri Partisi Başkanı, eski Danimarka Başbakanı. Radikal'e özel)