Avrupalı olmak

Avrupa Birliği ülkelerinde yapılan sıcak tartışmalardan sonra, daha geçen güne kadar akıl almaz olduğu düşünülen şeyler gerçekleşti. AB Komisyonu Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerini başlatmayı kararlaştırdı.

Avrupa Birliği ülkelerinde yapılan sıcak tartışmalardan sonra, daha geçen güne kadar akıl almaz olduğu düşünülen şeyler gerçekleşti. AB Komisyonu Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerini başlatmayı kararlaştırdı.
Bugüne kadar 'Avrupa' kavramının sırf coğrafi mi, yoksa kişi çıkarlarının devlet çıkarlarının önünde tutulduğu, kanunların üstün olduğu, çoğulculuk ve tolerans gibi ortak ilkelere dayalı kültür ve değerlerin bütününü simgeleyen bir kavramı mı olduğu üzerine yapılan tartışmalar bitti denebilir.
Aslında AB'nin aldığı son kararın doğuracağı sonuçları şimdiden tahmin etmek zor. Aynı şekilde, yapılacak müzakerelerin sonucunun da ne olacağını bugünden kesin bir şekilde bilmek mümkün değil. Ancak, yeni ve tartışmalı bir dönemin başlayacağı belli. Bu tartışmalar, hem Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik şartları üzerinde hem de küresel nitelikte olacaktır. Örneğin, '70 milyon nüfuslu bir ülkeyi kabul ettikten sonra AB'nin hali ne olur', 'Daha ziyade Hıristiyan topluluklardan oluşan AB ile bir Müslüman ülke nasıl uyum sağlayabilir', 'AB sınırlarının kaynayan Ortadoğu'ya yaklaşması dünya politikasını nasıl etkiler' gibi sorular üzerinde büyük tartışmalar olacaktır.
Türkiye bir deney olacak
Her halükârda Türkiye'nin gelecek yıllarda siyasi, hukuki, ekonomik vb. alanlarda AB'nin sıkı standartlarına adaptasyon çabaları, birlik açısından büyük bir deney niteliğinde olacak.
Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlamasının ardından, Avrupa'nın coğrafi bir kavram değil, bir ülkü olduğu anlaşıldığına göre, acaba bizim de Avrupa Birliği'ne katılmamızın gerekli olup olmadığı konusunda tartışmaya başlamamız gerekmez mi?
Fakat buna başlamadan önce çok basit ve aynı zamanda çok karmaşık bir şeyi algılamak gerekir: Avrupa Birliği'ne katılmanın önündeki en büyük güçlük, asla Avrupa'nın sıkı kriterleri değil, kendi kafa yapımızdır. Uzmanların birçoğunun kanaatine göre, bugün kâğıt üzerinde ülkemizin ekonomiyle ilgili kanunlarının çoğu, yargı kurumlarının yapısı ve insan haklarının garanti altında bulunması, Avrupa standartlarına uymaktadır. Esas mesele, bunların uygulamaya geçirilmesidir. Bu ise iki şeye bağlıdır:
Birincisi, kişi haklarının devlet haklarından önce gelmesi ve devletin bu ilkeye dayalı olarak yapılandırılması gerekir.
İkincisi ise, Rusya'nın egemenliğinin ve bağımsızlığının bir kısmını devletler üstü yasama ve yürütme organlarına aktarmanın, mutlak egemenliğimizi ve bağımsızlığımızı savunmaktan daha iyi olduğunun kafalara yerleşmesi gerekir.
Eğer biz yukarıda anılan birinci hususun bir iç gereksinim olduğunun bilincine varırsak ve bunun gereğini yerine getirirsek bu, Avrupa kurumlarına katılma sürecimize ve yaşantımızı Avrupa'daki standartlara göre oluşturmamıza yardımcı olur. Yoksa ne Avrupa Birliği'ne ne de Avrupa Konseyi'ne üyelik, Rusya'yı tam yetkili ve diğerleriyle eşit bir Avrupa ülkesi yapabilir. (Rus İzvestiya gazetesi, 5 Ekim 2005)