Avrupa'nın çifte standardı

Avrupa'nın Türkiye'ye karşı olan tavrı İslam dünyasına yönelik gerçek düşüncelerinin anlaşılmasını sağlıyor. Türkiye 40 yılı aşkın bir süredir AB'ye üye olabilmek için çalıştı.
Haber: SELAME AHMED SELAME / Arşivi

Avrupa'nın Türkiye'ye karşı olan tavrı İslam dünyasına yönelik gerçek düşüncelerinin anlaşılmasını sağlıyor. Türkiye 40 yılı aşkın bir süredir AB'ye üye olabilmek için çalıştı. Soğuk Savaş yıllarında Avrupa'yı savunmak için NATO'ya üye olarak AB'ye kabulü için üyelik kaporasını ödemiş oldu! Fakat soğuk savaşın sona ermesiyle Atlantik'in kapı bekçisi olarak Türkiye'nin önemi azaldı. Avrupa'nın düşüncelerinin de içyüzü ortaya çıktı. Türkiye Avrupa'nın ayrılmaz bir parçası değildi. Türkiye'nin AB yolunda kimliğini değiştirmesi, haklarnından ödün vermesi ve ağır bedeller ödemesi gerekiyordu. Oysa tamamı bir yıl veya iki yıl içinde üyeliğe kabul edilen Doğu Avrupa ülkelerinin hiçbirinde böyle bir durum yaşanmamıştı.
Türkiye Avrupa kriter ve sistemine uymak için ekonomik, siyasi ve sosyal birçok yasasını değiştirdi. Özellikle de demokrasi, insan hakları, kadın, vergiler, eğitim ve anayasa ilkeleri konularında... Rum tarafının AB'ye alınmasıyla Türkiye, Kıbrıs'ta bu ülkeyi tanımaya zorlandı. İş bununla da sınırlı kalmadı. Müzakere tarihi geldiği zaman taciz amaçlı şartlar su yüzüne çıktı. Fransa, farklı bir kültürü temsil ettiği için Türkiye'nin üyeğinden rahatsızlık duyduğunu bildirdi. Avusturya da, Türkiye'ye üyelik değil imtiyazlı ortaklık verilmesini istedi. Böylece Avrupa'da saklı dinci faşizan duygular ortaya çıktı. Türkiye Başbakanı, Avrupa'nın dünyada büyük bir güç olmakla, içine kapalı bir Hıristiyan kulübü kalmak arasında bir seçim yapması gerektiğini söyledi.
Avrupa'nın komşuluk politikaları ve Avrupa-Akdeniz diyaloğu gibi farklı şekillerle pohpohladığı kültürlerin çeşitliliği, inanç özgürlüğü ve diğer ilkeler sınırlandırıldı. Türkiye ile yaşanan buydu. AB ülkeleri, Amerikan baskısı olmasa ve saygınlıklarının göreceği zararı erken kavramasa müzakerelere başlama konusunda farklı tavır alırlardı. Türkiye'nin önündeki yol, uzun, zorlu ve sonuçları garanti değil. Türklerin Birinci Dünya Savaşı'nda Ermeni katliamını kaşıyan Avrupalılar, Fransa'nın Cezayir'de yaptıklarını, Hırvatistan'daki soykırım kamplarını, Belçika ile Fransız emperyalizminin Afrika'daki iğrençliklerini unutuyorlar. İşte çifte standartlık bu!! (Mısır gazetesi Ehram, 9 Ekim 2005)