'Bağdat baharı' kalıcı mı?

Ortadoğu için yine iyi haberler-kötü haberler sezonu başladı. İyi haber, Arap dünyasındaki Berlin Duvarı'nın yıkılışına tanıklık ediyor olmamız. Eski otokratik düzen çatırdamaya başlıyor.
Haber: THOMAS L. FRIEDMAN / Arşivi

Ortadoğu için yine iyi haberler-kötü haberler sezonu başladı. İyi haber, Arap dünyasındaki Berlin Duvarı'nın yıkılışına tanıklık ediyor olmamız. Eski otokratik düzen çatırdamaya başlıyor. Kötü haber ise, Orta Avrupa'nın Berlin Duvarı'ndan farklı olarak, Arap dünyasındaki duvarın öte yanında ne yazık ki kollarımıza atılmayı bekleyen bir Vaclav Havel, bir Lech Walesa ve bir Dayanışma sendikası bulunmaması ve bu yüzden duvardan düşen tuğlaların kana bulanması.
Irak'ta milyonlarca Iraklının sandık başına koşup Baasçıların ve Cihatçıların "Oy kullanırsanız ölürsünüz" tehditlerini yüz geri ederek 'halkın gücünü' göstermesinden benim kadar memnuniyet duyan biri yoktur. Lübnan'daki muhalefet güçlerinin ayağa kalkıp Suriye'yi işaret ederek, "Muhalif lider Hariri'nin öldürülmesinden sen suçlusun" deme cesaretini kimse yabana atmamalı. Gerçek bir tercih sunan ve çoğunluğun ılımlı, modernlik yanlısı bir şahsiyetten (Mahmud Abbas) yana oy kullandığı Filistin seçimini herkes dikkate almalı. Bazı Mısırlıların, beşinci dönem devlet başkanlığını rakipsiz elde etmek isteyen Hüsnü Mübarek'in karşısına çıkma talebi görmezden gelinmemeli. Arap dünyasında daha önce görmediğiniz şeyler bunlar. Gerçekten ama gerçekten alışılmadık manzaralar. Balığın kavağa çıkması gibi.
Şu ağızlara sakız olmuş 'Arap sokaklarında' gerçekten bazı şeyler oluyor.
'Arap sokağının' daima yerel kral veya diktatörden yana, sadece o kral veya diktatör 'Amerika', 'İsrail' veya 'Batı'dan tehdit veya hakaret gördüğünü söyleyip bayrağı salladığında meydanlara döküldüğüne dair otomatik varsayım artık geçerli değil. Evet, Irak istilası muhtemelen daha fazla Amerikan karşıtı teröristi su yüzüne çıkardı. Fakat su yüzüne daha fazla demokrasi yanlısı çıkardığı da kesin.
Buna 'Bağdat baharı' diyelim.
Fakat bizi nelerin beklediğine dair son derece temkinli olmamız lazım. Dünyanın bu köşesinde kadife devrimler falan olmayacak. Otokrasinin duvarları tek bir darbeyle yıkılmayacak. Irak'taki kelle koparan asiler, Suudi Arabistan'daki intihar bombacıları ve Hariri'nin katilleri hep beraber şu sinyali verdi: Dünyanın bu bölgesindeki eski düzen iyi geceler dileyip sessiz sedasız gitmeyecek.
Siz tüfeklerinin namlusuna bir çiçek sokmaya çalışırken, onlar derhal elinizi ve kafanızı havaya uçuracak.
Bütün bunları yazmaktaki muradım, Irak'ta budalaca işler yaptığımızı söylemek değil. Sadece uzun mu uzun bir yolculuğun ilk adımını attığımızı vurgulamaya çalışıyorum. Aşırılıkçıların ve otokratların bugün şiddete sarılmak zorunda kalmaları, Arap sokağındaki fikirler savaşını kazanamadıklarının da göstergesi.
Fakat ortaya çıkan ilerici güçler de, bir mezhepler dengesi veya ortak bir dış düşman üzerinden değil, birleşik ulusal topluluklar ve paylaşılan arzulardan kaynaklı dayanışma etrafında farklı bir siyaset inşa edebileceklerini henüz kanıtlamış değil. Devlet ve vatandaşlık kavramları, Arap dünyasının her tarafında hâlâ çok cılız. Ve camiinin dışında hâlâ pek az sivil toplum kuruluşu var; duvarlar yıkıldıktan sonra kurulacak özgür basın, serbest piyasa veya parlamenter demokrasiye yönelik tarihsel deneyimler de zayıf.
İlginç bir yazı
Kusurları olsa da ilerici bir ruha sahip olan Refik Hariri işte bu zorluğun üstesinden gelmeye çalışıyordu. Ve birçok insanın, özellikle de genç Arapların Hariri'nin öldürülmesinden duyduğu üzüntünün sebebi bu. Son 50 yılda Arap siyasetinin yaşadığı çoraklıktan kopuşu temsil ediyordu Hariri. Birçok Arap'ın bu kopuşu ne kadar arzuladığını görmek için, tek bir yorumu okumak yeterli. Geçen cuma Lübnan'ın önde gelen gazetesi An Nahar'da yayımlanan yazı Samir Kassin imzalı. Kassin'in aşağıda alıntı yapacağım yazısına benzer bir yazıyı, Suriye işgali boyunca herhangi bir Arap gazetesinde hiç okumuş muydunuz:
"Tarih boyunca Beyrut sokakları pan-Arap davasının savunmasına adandı. Fakat Refik Hariri'nin cenazesiyle birlikte Arap milliyetçiliği yeni bir yön kazandı. Bugün milliyetçi davanın amacı tek bir cümleyle ifade edilebilir: Terör ve darbe rejimlerinden kurtulmak ve yeni bir Arap rönesansına başlangıç mahiyetinde halkların özgürlüğünü tekrar kazanmak. Hariri'nin cenazesinde yüz binlerce özgür vatandaş işte bu yüzden yürüdü. Oysa Hafız Esad'ın birkaç yıl önceki cenazesinde sadece, tek bir parti ve onun istihbarat aygıtlarınca seferber edilen miskin bir kortej vardı. (Hariri'nin cenazesinde) Beyrut yeni Arap milliyetçiliğinin çarpan kalbiydi... Bu milliyetçilik, vatandaşların özgür iradesine dayanıyor. Beyrut ve Lübnan üzerindeki hegemonyasını sona erdirmek konusunda ayak sürüme niyetindeyse eğer, tiranlık rejiminin (Suriye) en fazla korkması gereken şey bu." (20 Şubat 2005)