Balyoz darbe planı imal edildi

Balyoz darbe planı imal edildi
Balyoz darbe planı imal edildi
Balyoz soruşturmasında imal edilmiş kanıtlar kasıtlı manipülasyon için kullanılıyor. Çetin Doğan'ı doğrudan doğruya ilgilendiren tek belge kronoloji hataları içerdiği gibi, eski komutanın imzasını da taşımıyor. İlgili materyalin hiçbiri, bir Amerikan mahkemesinde geçerli kanıt olarak görülmezdi
Haber: Pınar Doğan / Arşivi
Dani Rodrik / Arşivi

Emekli orgeneral Çetin Doğan 22 Şubat’ta, 2002-2003 yıllarında Türkiye’de yeni iş başına gelen muhafazakar İslamcı hükümetini devirmeyi amaçlayan ayrıntılı bir planın başını çektiği suçlamasıyla tutuklandı. Doğan ve tutuklanan çok sayıda subay dehşet verici ithamlarla karşı karşıya. Meclisi sıkıyönetim ilanına zorlamak için bir Türk savaş jetini düşürmeyi ve cuma namazı sırasında iki camiyi havaya uçurmayı planladıkları da iddia ediliyor. Bu, yüzlerce emekli subay ve onların suç ortağı olduğu iddia edilen sivillere karşı, cinayetten darbe teşebbüslerine dek envai çeşit suçlamayla 2008 başından beri yürütülen tutuklama furyasının son halkası.
Ancak bu son tutuklama bizi başka bir açıdan da ilgilendiriyor: Biz Çetin Doğan’ın kızı ve damadıyız. Onun aleyhindeki davanın gelişimini yakından takip ediyoruz ve davanın ayrıntılarına ne kadar dikkatli bakarsanız, hükümetin savı o kadar çürük hale geliyor. Çetin Doğan’ın tutuklanması ve son dönemdeki ordu karşıtı tutuklamaların aceleciliği, Türk demokrasisinin geleceğine dair ihtimallerin çoğu insanın sandığından daha vahim olduğunu ortaya koyuyor.

Batı basını yanlış yorumluyor
Türk siyasetinin temel kurallarını uzun yıllardır ordu belirledi. Laikliği katı bir şekilde savunması orduyu sık sık, AKP gibi İslam’a karşı ‘yumuşak’ olarak gördüğü siyasi hareketlerle çatışma noktasına getirdi. Ordu belirli aralıklarla müdahalede bulundu, hükümetler devirdi ve yeri geldiğinde, askeri yönetim dönemleri kurdu.
Türkiye ve Batı medyasında manşetleri kaplayan anlatı, askeri vesayet döneminin kapandığına işaret eden son tutuklamaların Türk demokrasisi açısından iyi haber olduğu yönünde. Hikâyenin devamında, Başbakan Tayyip Erdoğan ve partisi AKP’nin iktidarı kötüye kullanmadıkları takdirde, Türkiye’nin bundan daha güçlü çıkacağı, belki daha dindar ve muhafazakâr, fakat aynı zamanda daha demokratik bir ülke haline geleceği vurgulanıyor.
Yakın zamana dek biz de buna inanıyorduk. Baştaki tutuklama dalgalarında bazı insanlara yönelik suçlamalar zorlama ve iddianameler kötü hazırlanmış görünüyordu, fakat biz bu eksikliklerin masum insanlara suç isnad etmek yönünde kasti girişimlerden ziyade, savcıların aşırı gayretkeşliğinden kaynaklandığını düşünüyorduk. Doğan aleyhindeki davanın ayrıntıları ortaya çıktıkça yanıldığımızı gördük.
Suçlamalar, Taraf gazetesinde yayımlanan belgelere dayanıyor. Belgelerin arasında, Mart 2003’te Doğan’ın komuntanlığını yaptığı 1. Ordu’nun karargahında düzenlenen bir savaş oyunu seminerinden gerçek ses kayıtları da var. Bu kayıtlar bir darbeye veya yasadışı faaliyete hiçbir atıfta bulunmuyor. Fakat aşırı yoruma giden gazete, Mart 2003 seminerinin planlanan darbenin bir provası olduğunu iddia ediyor. Seminerin Doğan’ın emriyle kaydedildiği ve yüksek komuta kademesinden birçok katılımcının olduğu göz önüne alındığında, bu suçlama bönlük sınırlarını zorluyor. Belgeler, bariz biçimde imal edilmiş ve bir darbe hazırlığını ayrıntılandıran başka materyalleri de içeriyor. Bu materyaller arasında Doğan’ı doğrudan doğruya ilgilendiren tek şey, 2 Aralık 2002’ye, yani AKP hükümetinin kurulmasının sadece iki hafta sonrasına ait 11 sayfalık bir belge. Altında Doğan’ın ismi var, fakat imzası yok. Taraf’ın yayımladığı alıntılar, sahte olduğuna dair çeşitli ipuçları barındırıyor. Bariz kronoloji hataları söz konusu; hükümetin yıllar sonrasına denk gelen faaliyetlerine, sözgelimi anayasal değişiklikler için bastırmasına ve muhalif basın üzerinde mali baskı kurmasına dair eleştiriler yöneltiliyor. 2005’te yapılmış bir konuşmadan harfi harfine alıntılar yapılıyor. Ve askeri jargonla uyuşman bir üslup da söz konusu.
Bu materyalin hiçbiri, ABD mahkemelerinde geçerli kanıt olarak görülmezdi. ABD veya Batı Avrupa’da kendine saygısı olan tek bir editör bunları yayımlamayı aklına getirmezdi. Savcılar kanıtları ne Doğan’ın avukatlarına, ne de kendi bağımsız soruşturmalarını yürüten ve suçlamaları haklı çıkaracak hiçbir şey bulamayan askeri savcılara gösterdi. Doğan, suçsuzluk karinesinden yararlanmak yerine, masumiyetini kanıtlamaya ve bunu kendisiyle ilgili olduğu söylenen materyale ulaşamadan yapmaya mecbur bırakılıyor.
Bu gelişmelerin önemi, ülkesine büyük bir şerefle hizmet eden bir adama reva görülen adaletsizliğin ötesine gidiyor. Olgular, Türkiye’deki çatışmanın yaygın olarak lanse edildiği gibi, aşırı laik militaristlerle demokrasi yanlısı muhafazakârlar arasında basit bir iktidar mücadelesinden ibaret olmadığını gösteriyor. Karanlık bir üçüncü grup medyayı ve yargıyı, çatışmayı kasten kızıştırmak için imal edilen kanıtlar kullanarak büyük bir başarıyla manipüle ediyor. İslamcılara karşı güçlü duruşuyla tanınan Doğan, bu grup için bariz bir hedef.
Doğan’ı ve davadaki diğer emekli subayları haksız yere suçlama teşebbüsünün arkasında kimin bulunduğunu bilmiyoruz. Bazıları ABD’de yaşayan, geniş bir destekçi ağına sahip olan ve laiklik karşıtı faaliyetleri teşvik ettiğinden kuşkulanılan dini lider Fethullah Gülen’i işaret ediyor. Türk basınındaki bazılarıysa, suyu bulandırıp kendi bıraktıkları izleri silmeyi hedefleyen gizli paramiliter grupların komplosundan dem vuruyor. İnanılması güç biçimde CIA parmağından söz edenler de eksik değil.
Sahte materyali ortaya koyan Taraf muhabiri, kaynağının Doğan’la birlikte çalışmış emekli bir subay olduğunu yazdı. Buna inanmak zor, zira materyal sadece Doğan’ın komutanlığını yaptığı 1. Ordu’ya değil, Hava ve Deniz Kuvvetleri’yle Jandarma’ya ait belgeleri de içeriyor. Tek bir kişinin, bu kadar farklı birimlerin çok gizli belgelerine ulaşması mümkün değil. Ne de elindekileri açıklamak için yedi yıl beklemesinin anlamı var. Sonradan üzerinde oynama yapılan ses kayıtlarının ve diğer orijinal belgelerin, Doğan’ın emekli olmasından sonra yürütüldüğü anlaşılan ordu içi bir soruşturmanın akabinde sızdırılmış olması muhtemel. Doğan, bu soruşturma ve sonrasına dair bilgilerin açıklanması için ordunun üst kademelerine ve hükümete başvuruda bulundu.

Amaç toplumu kutuplaştırma
Sorumlular kim olursa olsun, bu kadar etkili olmalarına izin verilmesi üzüntü verici. Dertlerinin demokrasiyi ilerletmekten çok farklı olduğu aşikâr. Hedefleri toplumu kutuplaştırmak, orduyu itibardan düşürmek ve mahkemelerin gerçek suçluları yargılama kabiliyetini zayıflatmak.
Yargının Doğan ve diğer subaylar aleyhindeki suçlamalara tepkisi de endişe verici. Savcılar Taraf’a verilen belgelerin gerçekliğini sorgulamak yerine, gazetenin teorilerini kabul etti. Önceden yazılmış görünen bir senaryoya sıkı sıkı sarılırken, Doğan ve avukatlarının sorgulamalarda öne sürdüğü açıklamalara itibar etmediler. Gülünç bir ‘boş atıp dolu tutma’ çabasıyla,
Doğan’ı 2003’te (o dönem emekli olmasına karşın) iki sinagog ve HSBC bankasının bombalanmasıyla bağlantılandırmaya kalkıştılar. Bütün teamüllere aykırı biçimde ve hukuku çiğneyerek Doğan’ın bırakılması kararına itirazlarında başarılı oldular.
Medya da kendi payına ortalığı velveleye veren bir pervasızlık içinde. Yalanlar, kinayeler ve savcılardan cımbızlanarak sızdırılan bilgiler kamuoyunu Doğan’ın aleyhinde tahrik etmek için kullanılıyor. Taraf 11 sayfalık belgede Doğan’ın imzasının olduğunu defalarca iddia etti, halbuki böyle bir imza yok. Bazı gazeteler Doğan’ın tutuklanacağını önceden öğrendiğini ve Meksika’ya kaçmaya hazırlandığına dair yalan haberler
yayımladı. Askeri savcıların sızan bir raporundaki kelimeler, Taraf’ın iddialarını doğruladığını gösterecek şekilde tekrar tekrar çarpıtıldı (bu iddialar doğrulanmadı). Cezaevine gitmeyip hastanede kalabilmek için hasta numarası yapmakla suçlandı.

Gazeteciler otosansür uyguluyor
Bu yanlış bilgilendirme, iyi bilgilenmiş vatandaşların bile kurguyla gerçeği ayırabilmesini imkânsız hale getirdi. Darbe planının gerçekliğine dair kuşkulanan gazetecilere gözdağı veriliyor, darbeci yaftası yapıştırılıyor. Gayet saygın bir gazeteciyle konuştuğumuzda, davadaki tutarsızlıklara girmek istemediğini, zira darbe destekçisi olarak damgalanmaktan korktuğunu söylüyor.
En şaşırtıcı olanıysa, Türk liberallerin savcıların faaliyetlerini, bariz kanıt boşluklarına ve süreçteki ciddi ihlallere rağmen, ülkede sivil kontrol güçleniyor gerekçesiyle yüksek perdeden desteklemesi. Erdoğan ve çevresindekiler de yargı bağımsızlığını destekler görünen, fakat darbe planı ithamlarına itibar kazandıran açıklamalarla yangını körüklüyor. AKP’li bir vekil, partisindeki birçoklarının gizlice düşündüğü muhakkak olan bir şeyi alenen dile getirdi: Uzun yıllar ordu bizi fişledi, sıra bizde. Hukukun üstünlüğüne, ancak işlerine geldiğinde
saygı gösteriyorlar. Hükümetin bir üyesi, Doğan’ı salıveren yargıcı darbecilerle aynı suç şebekesine mensup olmakla suçladı.
Biz her tür askeri darbeye karşıyız. Ordunun siyasi bir rol oynamadığı bir demokrasiye inanıyoruz. Ancak intikamların ve cadı avlarının demokrasi ve insan hakları davasına fayda getirmeyeceğine de inanıyoruz.
Trajik olan şu ki, Türk demokrasisi ve destekçileri, hikâyenin tamamı ortaya çıktığında en büyük darbeyi alanlar olacak. Davanın sonunda ortaya dökülecek şeyler, yargının itibarını yerle bir edecek, hükümeti felaketin suç ortağı olarak gösterecek, liberal entelijansiyanın inancını sarsacak ve Türk siyasetinin askerden arındırılması sürecini geciktirecek. Türk demokrasinin selameti için daha soğukkanlı kafalar öne çıkmalı. (Doğan’ın kızı, Harvard Üniversitesi’nde kamu politikası üzerine ders veriyor/ Doğan’ın damadı, Harvard Üniversitesi’nde ekonomi politik profesörü, 6 Nisan 2010)