Barış için Türkiye

Avrupa Para Birliği'nin eleştiricileri, siyasi birlik olmadan bu birliğin başarısızlığa mahkûm olduğuna işaret ediyor. Çıkardıkları sonuca katılmakla beraber, izledikleri yola katılmıyorum.
Haber: Wim Duisenberg / Arşivi

Avrupa Para Birliği'nin eleştiricileri, siyasi birlik olmadan bu birliğin başarısızlığa mahkûm olduğuna işaret ediyor. Çıkardıkları sonuca katılmakla beraber, izledikleri yola katılmıyorum. Zira ortak para birimi avro, başarısını AB üyesi ülkelerin siyasi angajmanına borçlu. Başka bir deyişle: AB'nin siyasi bir birlik olmadığı doğru değil. Ekonomik entegrasyon, bütün yönleriyle siyasi birleşme arzusunu yansıtıyor.
Bu, entegrasyon sürecinin 1952 yılında başlamasından bu yana böyle. Özellikle Kohl yönetimindeki Almanya, para birliğini 'Savaş ve Barış' meselesi olarak siyasi birlik hedefiyle ilişkilendirdi. Bu yüzden, Almanya'nın para birliğine verdiği destek sadece yeniden birleşmesinin bir bedeli değildi.
Avrupa entegrasyon süreci yarım yüzyıldır, bazen gerilemeler bazen de büyük adımlarla ilerliyor ve daha önce ayrılmış olan pazarları
sıkı ticari ilişkiler yoluyla birbirine bağlamıştır. Tabii Avrupa'daki ekonomiler birbirinin aynısı olmadığı gibi, kişi başına düşen milli gelirler de tamamen dengelenmemiştir. Fakat, ekonomik farklılıklar, en iddialı projenin, yani para birliğinin hayata geçirilmesine engel teşkil edecek kadar büyük olmadı.
Bu tarihi anlamak çok önemli, çünkü AB yeniden bir eşikte bulunuyor: Sözünü tutup Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlamalı mı? AB Anayasası'nın Fransa ve Hollanda'da reddedilmesinden sonra birçok kişi, Avrupa'nın sözünü tutamayacağını ve tutmaması gerektiğini söylüyor. Burada benim dikkatimi tehlikeli bir gerçeklik çekiyor: Entegrasyona en başından itibaren güç veren 'barış' konusu, ne yapılması gerektiği tartışmalarında nadiren dile getiriliyor. Tam tersine, sorumluluk sahibi devlet adamları ve parti genel başkanları Türkiye'nin üyeliğine karşı olduklarını açıkça dile getirdi.
Bu insanların Schumann ve Monnet'den Avrupa'nın geleceği için neyin önemli olduğu konusunda bir şeyler öğrenmiş olmalarını ümit etmiştim, fakat maalesef yanılmışım.
Benim tabii ki Türkiye ile AB arasında herhangi bir askeri çatışma çıkmasından korkum yok. Neticede Türkiye NATO'nun sadık bir üyesi. Fakat Avrupa'da-özellikle Fransa, Almanya, İspanya ve Hollanda'da-kültürler arasında, nitekim İslam ile Hıristiyan ve Yahudi gelenek arasında giderek kötüleşen ve keskinleşen bir çatışma ortaya çıkıyor.
Bana göre, Müslüman Türkiye'nin Avrupa'nın siyasi birliğine entegrasyonu meselesinde söz konusu olan şey, Schumann ve Monnet'nin karşı karşıya kaldığı sorunla aynı türden bir sorun. Avrupa'nın, o dönemlerde ülkeler arasında barışa ihtiyaç duyduğu gibi, bugün de kültürler arasında barışa çok ihtiyacı vardır.
Bu yüzden Türkiye'yi aramıza almalıyız.
(Eski Avrupa Merkez Bankası Başkanı Wim Duisehberg'in ölmeden kısa süre önce kaleme aldığı son yazısı, 10 Ağustos 2005)