Batı ittifakında Türkiye'nin tavrı ayırt edici

Batı ittifakında Türkiye'nin tavrı ayırt edici
Batı ittifakında Türkiye'nin tavrı ayırt edici

Güneydeki Helmand çatışma bölgelerinden. FOTOĞRAF: ap

Obama'nın Afganistan'a muharip asker talebine karşın, Türkiye Afganistan ile derin tarihi bağlarından kaynaklanan NATO'daki ayırt edici duruşunu korudu
Haber: CEYDA KARAN / Arşivi

BRÜKSEL - Avrupalılar, biraz da ABD Başkanı Barack Obama’nın ‘yüzü suyu hürmetine’ pek çok kişinin savaşın yitirilmekte olduğuna kanaat getirdiği Afganistan’a yeni asker katkısına yanaştı. Brüksel’deki NATO toplantısında perşembe ve cuma hararetli pazarlıkların ardından, Washington’ın talep ettiği 10 bin askerin tümü olmasa da, 7 bini karşılanacak gibi. Koalisyondaki 43 ülkeden 25’i takviye asker vaat etti. Türkiye ise Afgan ordusunun eğitimine katkıyı artırma (60 eğitmen daha gönderme) kararıyla bu ülkeyle derin tarihi bağlarından kaynaklanan Batı ittifakı içindeki ayırt edici duruşunu korudu.
Başkan olduktan sonraki ilk Afganistan değerlendirmesinde çözümün salt askeri araçlarla hasıl olamayacağını söylemiş Obama, yeni stratejisinde ülkesini Afganistan’a askeri anlamda daha fazla müdahil kılarken, çok taraflılık vurgusuyla uluslararası desteğini kısmen de olsa pekiştirdi. Anketlere göre Afganistan’daki savaştan hiç hoşnut olmayan halkını da gönderilecek 30 bin takviye askerin Temmuz 2011’den itibaren çekilmeye başlanacağı vaadiyle teskine çalıştı. Bunun şimdiden bir çekilme takvimi olarak algılanması, elbette stratejinin zayıf noktası, lakin Obama’nın başka şansı da yoktu.
Obama’nın yeni stratejisi Bush yönetiminin 2007’de Irak’ta ani asker takviyesiyle güvenlik sağlamayı hedefleyen ‘surge’ adı verilen süreçten farklı değil. Farkı, Afganistan’ın tek başına bırakılamayacağına, bırakılırsa Taliban ve Kaide’nin zaferinin ilanı olacağına uluslararası toplumu ikna etmesinde. Adı koalisyon olsa da, Irak’ta aslında ‘yalnız’ kalmış Bush yönetimine karşılık, kendilerini Afganistan’da Obama’yı desteklemek durumunda hisseden bir uluslararası koalisyon mevzu bahis. Yeni takviyelerle 43 ülkeden 40 bine yakın askere ulaşılması yabancı işgalin uluslararası topluma mal edilebilmiş olmasından. Yine de Brüksel’de asker katkısı için rakam vermeyip meseleyi ocakta Londra konferansına bırakan Fransa ve Almanya’nın katkılarını muharip güç yerine, sivil yeniden inşa ve eğitimle sınırlama çabaları gönülsüzlüklerinin işareti. Bu açıdan da Türkiye’nin pozisyonu örnek teşkil eden cinsten. 

200 milyon dolarlık imar
Türkiye’nin Afganistan’da başından beri Batı ittifakı içinde ayırt edici bir duruşu var. Kısa süre önceye dek salt başkent Kabil’le sınırlı bölgede 750 askeri bulunan Türkiye, Kabil komutanlığını geçen ay ikinci kez devraldığında bu sayıyı ikiye katlayıp 1700’e çıkardı zaten. Ama askeri operasyonlara katılmak yerine, halkın güvenliği ile yeniden inşaya soyunmuş bir Türk ordusu var. 2001’den beri koalisyonda yer alan Türkiye son beş yılda 200 milyon dolardan fazla parayı yeniden imara harcayıp 50 okul ve hastane inşa etti. Bu durum Afgan halkının takdirini topluyor. Hatta ‘işgalci’ görülmeyen tek ülke Türkiye desek yeridir. Bu perspektiften hareketle uluslararası topluma daha etkili ve kapsamlı bir sivil strateji ile Pakistan’la ortaklığı artırmak gerektiğini telkin ediyor.
Hal böyleyken, Brüksel toplantısı öncesi ABD Büyükelçisi James Jeffrey’nin Türkiye’den daha aktif katkı beklentisi dile getirirkenki ifadeleri dikkat çekiciydi. “Bu katkı ekonomik, sivil ve askeri olabilir” deyip Türkiye’nin hassasiyetlerini anladıklarını vurguladı Jeffrey. Gel gör ki, beyanatının en can alıcı noktası Afganistan’daki her askerin aslında ‘muharebe gücü olduğunu’ söylemesiyle Ankara’nın kesinkes uzak durduğu ‘görev tanımında esneklik istediklerini’ aktarıp ‘çatışmaya girmeme gibi kısıtlamaların hafifletilmesinden’ söz etmesiydi.
Oysa Türkiye’nin halihazırda Afganistan’a dair perspektifi bu taleplerin karşılamasına engel. Nitekim Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, muharip güç yollamanın mümkün olmadığını yinelerken, toplantıda Türkiye’yi temsil eden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da nelerin desteklenebileceğinin sınırını net olarak çizdi: “Ulusal uzlaşma ve ekonomik kalkınma çalışmaları, devlet organlarının yeniden inşası, Afgan ordusunun eğitilmesi, eğitim ve sağlık faaliyetleri...”

Batı buna da muhtaç
Türkiye’nin koalisyona katkısını Afgan asker ve polisinin eğitimi çabalarını artırmakla sınırlandırması, Davutoğlu’nun “Türkiye güvenlik alanında herşeyden önce Afgan ordusunun güçlendirilmesinin doğru olduğunu düşünüyor. Biz ilkelerimiz bağlamında askeri katkı sağlıyoruz” sözü düşünüldüğünde tutarlı. Diğer işbirliği bölgeleri bir yana, Batı, Afganistan’da Türkiye’ye bu haliyle de ‘muhtaç’. Obama’nın Afgan kumarında peyini artırdığı şu ortamda yarın Başbakan Tayyip Erdoğan’la Beyaz Saray’da yapacağı görüşmede de Türkiye’nin pozisyonunu değiştirmesini beklemek gerçekçi değil. Hele de yeni stratejinin Afganistan’la birlikte Türkiye’nin bölgedeki en mühim müttefiki Pakistan’ı iyice ateş çemberine atma ihtimali düşünüldüğünde...