Batı yine gösterdi çifte standardını

Dikkat çekici bir durum söz konusu; Batı'da, özellikle de ABD'de Araplar ve Müslümanlarla ilgili birçoklarının yazdıklarını izleyenler, bu durumu gözlemleyebilir.
Haber: SEYİD ZEHRA / Arşivi

Dikkat çekici bir durum söz konusu; Batı'da, özellikle de ABD'de Araplar ve Müslümanlarla ilgili birçoklarının yazdıklarını izleyenler, bu durumu gözlemleyebilir. Kendilerini Arap ve İslam dünyası konularında uzman görenlerden bazıları tamamıyla yanlış fikirleri tekrarlamakta, yanlış tasavvurları pohpohlamakta ve gerçeği öğrenmeye önem vermemekte.
Örnek olarak sadece meşhur Amerikalı yazar Thomas Friedman'ın Londra patlamalarıyla ilgili yazdığı makaleyi verelim. Makalede ifade edilen görüşler bir yana Friedman makalesinin sonunda İslam dünyasında hiçbir din adamının Bin Ladin ve El Kaide'nin yaptığı eylemleri kınayan fetva çıkarmadığı yollu kesin bir saptamaya varıyordu. Neyse ki ABD'deki birçok profesör ve yazar Freidman'ın yazdıklarını çürüttü ve cehaletini ortaya koydu. İslam dünyasının farklı yerlerindeki din adamlarının Bin Ladin'in düşüncelerine ve Kaide'ye dayandırılan eylemlerine karşı çıktığını net şekilde ifade ettikleri uzun uzun yazıldı. El Ezher Müftüsü Muhammed Seyid Tantavi, Muhammed Hüseyin Fadlullah ve diğer Şii âlimleri, Pakistan, İspanya ve Rusya'daki din adamları, Yusuf El Kardavi ve diğerlerinin açıklamaları gibi... Bütün bu tutumlar ve açıklamalar Batılı kaynaklarda yayımlandı. Bazı üniversite hocaları ve yazarlar, Friedman'a Arap ve İslam ülkelerinde birçok gücün köktenci ve şiddet yanlısı düşünceleri reddettiğini hatırlattı.
O halde nasıl oluyor da Arap ve İslam ülkelerindeki gelişmeleri bildiğini iddia eden bir yazar bu türden yargılara kolayca varabiliyor ve Ladin'in düşüncelerini İslam dünyasında hiçbir din âliminin kınamadığını ileri sürebiliyor? Bu hakikaten cehalet ve gerçeği bilmemekten mi ibaret?
Sorun burada ve cehaletin de ötesinde. Friedman vardığı yargının doğru veya yanlış mı olduğunu öğrenmekle sorumlu tutmuyor kendisini. Peki niçin? Çünkü Araplar ve Müslümanlara karşı değiştirmek istemediği aksine pohpohlamak istediği faşizan bir düşünceye sahip. Bu düşünce 'Arapların ve genel olarak Müslümanların teröre karşı çıkmadıkları, hatta destekledikleri.' Bu esas üzerine makalesinde işi, Avrupa'daki bütün Müslümanların hepsini 'saatli bomba' diye nitelemeye kadar vardırdı Friedman.
Araplara ve Müslümanlara yönelik bu türden faşist düşüncelerin pohpohlanması ve onların dünyadaki terörün kaynağı olarak görülmesindeki kararlılık, özünde dünya terörünün gerçek nedenlerini tartışmaktan, ABD ve Britanya gibi ülkelerin politikaları ve uygulamalarının üstlendiği temel sorumluluktan kaçışı barındırmakta.
Friedman'ın makalesine yorumda bulunan üniversite hocalarından birisi bir başka noktaya şöyle dikkat çekiyor:
"Bugün Bosna'daki Srebrenitsa katliamının 10'uncu yıldönümü. Papa'nın ya da diğer Batılı din adamlarının bu katliamı kınayan bir açıklamasını duymadım."
Evet doğru, neredeler? Sadece Srebrenitsa katliamı değil günümüze kadar dünyanın gözü önünde işlenen başka katliamlarla ilgili açıklamalar nerede? Araplara ve Müslümanlara faşizan kampanyalar başlatmak için gerekçeler bulmak amacıyla Londra patlamalarını fırsat bilen Fridman ve diğerlerinin Irak, Filistin ve Afganistan'da işlenen katliamlara ilişkin sözleri nerede?
Konu ABD, Britanya ve İsrail gibi devletlerin işlediği ve on binlerin hayatını kaybettiği örgütlü devlet terörüyle ilgili olduğu vakit suspus kesiliyorlar. Bunun nedeni haddi zatında modern dünyamızın tanıdığı en çirkin faşizan düşüncelerden birinin somutlaşması. Yani El Kaide veya bir başkasının yaptığı eylemler sonucu Batı'da kurbanlar verildiği zaman bu korkunç teröre bütün dünyanın karşı koyması gerekmekte. Oysa on binlerce Müslüman Amerikalıların veya Britanyalıların eliyle katledildiği zaman bu terör bütün dünyanın desteklemesi gerekli 'özgürlük' halini alıyor. Bir başka ifadeyle bütün dünya birkaç Batılının kurban gitmesine öfkelenmeli ancak Müslümanlardan on binlerce kurbanın canı dünyayı harekete geçirmeyi hak etmiyor.
Halihazırdaki Bush yönetiminin siyasetinin özünü temsil eden bu türden faşist ve vahşice düşünceler ne dünyaya barış getirir ne de şiddet ve köktencilik dalgasını durdurur. (Bahreyn gazetesi Ahbar El Haliç, 17 Temmuz 2005)