Bilimin dogmalarla savaşı

Sevgili dostlar safsata ticareti dünyamızda hatırı sayılır bir gelir kapısı. Hele bu iş bir de dinsel aksesuvarlar ile harmanlanıp...
Haber: HALUK ERTAN / Arşivi

Sevgili dostlar safsata ticareti dünyamızda hatırı sayılır bir gelir kapısı. Hele bu iş bir de dinsel aksesuvarlar ile harmanlanıp yapılıyorsa çalışıp çabalamadan karunlar gibi yaşamak olası...
Nasıl olsa halk ekmek derdinde, can derdinde. Eğitimi, bilinçlenmesi sekteye uğratılmış. Ortada büyük bilgi ve eğitim boşluğu var. Din tüccarlarına, öbür dünya pazarlamacılarına, safsata tellallarına gün doğdu.
Merkezi ABD'de
Düşünüyorlar ki artık kanları, beyinleri tüm yaşamları emilip, sömürülecek halk önlerinde, avuçlarında. Ellerinde kökü dışarıda sınırsız para var. Okulların köşe başlarında cicili bicili basılmış milyonlarca kitabı bedava dağıtabiliyorlar. Sahte isim ve kimliklerle o televizyon senin, bu televizyon benim istedikleri gibi cirit atabiliyorlar. Paneller, gazete ilanları, elektronik ortam vb. becerileriyle dev fakat ilişkileri karanlık bir örgüt gibi çalışıyorlar. Ana merkezleri ABD'nin, Kaliforniya eyaletinde. Amerika'nın Hıristiyan şeriatçısı para babalarının desteğiyle kurulmuş Yaradılış Bilim Merkezi.
Merkezin amacı Hz. İsa'nın 'Baba, Oğul ve Kutsal Ruh' öğretisini dünyaya hâkim kılmak. 'Bilim', 'araştırma' gibi güvenilir kavramlar bu örgütün Türkiye'deki taşeronlarının oluşturduğu yapılarda da revaçta. Peki bu kavramları kullanıyorlar da bu kişilerin bilim ve araştırma ile yakından uzaktan bir ilgileri var mı? Yaşamlarının acaba bir dakikasını üzerlerinde önlük, ellerinde deney tüpü laboratuvarda geçirmişler mi? Gerçek bilim insanları gibi yaşamalarını, zehirli kimyasalların arasında, radyasyon kaynaklarının önünde, kanserojen maddelerin içinde bir şarkı söyler gibi tüketmişler mi? İnsanlığın bilgi hazinesine bir toplu iğne başı katkıda bulunmak için kitaplar arasında göz nurlarını dökmüşler mi?
Galileo, Brahe, Bruno...
Ne gezer... Hangi sahtekâr, hangi din tüccarı bunu yapmış ki bunlar yapsın. Sokrat, Tales, Anaksimandaros antik çağ aydınlanması için yaşamlarını tehlikeye atarken, Galileo, Brahe, Bruno engizisyonun ateşiyle dans ederken, Küriler uranyumun karşısında kavrulurken, Darwin iki eli doluyken, önünden geçen ender bir böcek türünü kaçırmamak için bir elindekini ağzında tutmak isteyip zehirlendiğinde bu sahte bilimcileri, safsata tüccarlarını ortada bulmak mümkün değildir.
Elinizde milyonlarca dolar var, bilimsel bilgileri çarpıtıp bunları insanlara pazarlayacağınıza, bilimsel yönteme uygun olarak gözlem, araştırma, matematik sınamalar, bilimsel dergilerde yayınlar yapsanıza dendiğinde bunları yine ortada bulmak olası değil. Evrimbilimci S. J. Gould gibi ömrünü paleontolojik kalıntıların içinde geçirmek tabii ki zor. Charles Darwin'in yaptığı gibi küçücük bir geminin, göz kadar kamarasında beş yıl boyunca dünyayı, hem de boğaz tokluğuna, dolaşıp biyolojik örnekler toplamak herkesin harcı değil.
Gerçek bilim adamları dünyanın altını üstüne getiriyorlar, laboratuvarda, insan acılarını dindirmek, bilgi birikimine katkıda bulunmak, yaşam kalitesini artırmak için ömür tüketiyorlar. Halk gerçek dostlarını
iyi bilir. Bilim ve bilim adamları insanlık tarihi boyunca görev ve sorumluluklarını ilkeli bir şekilde yerine getirerek halk gözünde büyük bir güven ve onura eriştikleri için artık bilim ve araştırma sahtekârlarına karşı da uyanık olmak gerekiyor.
Uygarlığı yaratanlar
Evet sevgili dostlar artık bilimin de, araştırmacının da sahtesi var. Bu iş büyük bir ekonomi ve rant kaynağı. Hacılara, hocalara, falcılara, ruhçulara, ufoculara, üfürükçülere bir de takım elbiseli, güzel yüzlü, iyi konuşan, paralı sahte bilimciler eklendi. Bunlar akla gelebilecek, para getirecek her konuda kitap yazıp fikir beyan ediyorlar. Örneğin bir süredir yaradılış bilimi diye sahte bir bilim yaratma için büyük çaba sarf ediyorlar.
Kaynağını binlerce yıl önce yaşamış Mezopotamya uygarlıklarından alıp daha sonra Tevrat ve diğer semavi din kitaplarına geçen yaradılış dogmasını insan aklına hâkim kılmak için büyük bir çaba içindeler. Bunun için insan uygarlığını yaratıldığı bilim tarihinin devlerini karalamak, evrim gibi büyük bilimsel kuramları çürütmek için yapmadıklarını bırakmıyorlar.
Geçerli kılmaya çalıştıkları yaradılış dogmasının tüm dayanakları bilimsel çalışmalarla adım adım çürütüldükçe, daha çok para harcayıp daha örgütlü bir direnç kurmak çabasındalar. Özellikle insan genom projesinin başlatılması sonrasında bu çabalarına büyük bir ivme verdiler.
Çünkü bu çalışma ve onun tetikleyeceği, klonlama, kök hücre, farklılaşma çalışmaları sonunda insanın biyolojik yapısı ve evrimine ilişkin çok güçlü bilgilerin ortaya konulacağını anlamışlardı. Bu bilimsel süreç sonunda yaradılış ve ona benzer kimi dinsel dogmaların ayakta tutulma olanağının kalmayacağının farkındaydılar.
Yaradılış dogmasının çöküşü önce dünyanın yaşı ile başladı. Dünyaya birkaç bin yıllık geçmiş biçenlere bilim, milyarlarca yıllık bir süreç sundu. Dünyadaki tüm canlıların birbirlerinden ayrı ama aynı anda ve bugün gördüğümüz halleriyle yaratılıp hiçbir değişim geçirmeden günümüze geldiğini söyleyen dogmaya karşı bilim, milyonlarca, milyarlarca yıl önce yaşayıp nesli tükenen canlıların fosilleri ile cevap verdi. İnsan genomu içinde sadece balıklarda, böceklerde ya da bakterilerde bulunan genlerin saptanması ile tüm canlıların ortak bir atadan evrimleşerek türediğini ortaya koydu. Bilim evrende ve içinde yaşadığımız doğada sürekli bir değişimin olduğunu söylüyor.
Yaşam mücadelesi ve evrim
Doğada var olan tüm canlı ve cansız yapılar sürekli bir alışveriş içinde, yaşam ortamlarında var olma mücadelesi veriyorlar. Yaşam koşulları bir sonraki canlı soyunun özelliklerini belirliyor. Bakteriler birbirlerinden gen alışverişi yaparak enfeksiyon hastalıkları için kullanılan antibiyotiklere karşı daha önce yeryüzünde varolmayan yeni türler geliştiriyorlar. Virüsler canlılar arasında gen taşıması yaparak canlıların genetik yapısını değiştiriyorlar. Yakın gelecekte artık insanlık kendi evrimini tamamıyla kontrol altına alabilecek duruma gelecek. Artık klonlama, kök hücre çalışmaları, gen terapisi vb. moleküler biyoloji teknikleri ile insan organizması üzerindeki yaradılış hataları düzeltilmeye başlandı. Hep söylerim dogmalar açısından insan ilahi bir konuma oturtulmuş olabilir ama biyolojik açıdan ne yazık ki hataları bulunan bir varlıktır.
Doğaya imrenme
Doğada benzer yapılara sahip canlılarla karşılaştırıldığında insanın gerçek durumu daha iyi ortaya çıkar. İçimizde hangimiz köpekbalıkları gibi her yıl yenilenen sağlam dişlere sahip olmak istemez ki? Köpeklerin yüzlerce metre ötedeki kokuları alan burunları, kedigillerin hassas kulakları, bazı tek hücrelilerin doku yenileme yetenekleri, bazı bakterilerin güçlü DNA tamir mekanizmaları ve buna benzer sayısız olumlu sistemden esirgenerek yaratılmış!
Yaratılışa bilimsel kanıt yok
İnsanın bedensel acıları ya da eksikliklerini gelecek zaman içinde olabildiğince azaltacaktır. Bilimsel çalışmalar her geçen gün bilgimize yeni bilgiler katarak milyarlarca yıldır evrende meydana gelen değişimin, yani evrimin kanıtlarını ortaya koymaktadır. Artık bilim adamları insanın ortaya çıkışından 65 milyon yıl önce yaşayıp tarih sahnesinden silinen dinozor fosillerinin bizim inancımızı sınamak üzere bir yaratıcı tarafından oralara konulduğunu ispatlamaya çalışmıyor. Artık hiçbir bilim adamı tüm canlıların insana faydalı olsun diye bugünkü halleriyle ve aynı anda doğaüstü bir güç tarafından yaratıldığına, bilimsel tek bir kanıt dahi olmadığı için, inanmamaktadır.
Sevgili sostlar, bilim insan etkinlikleri içinde güvenilirliğini kanıtlamış en sağlam bilgi kaynağıdır. Deney yapmayana, bilimsel yöntemi izlemeyene, gözlem yapmayana, matematiksel sınamadan kaçana, safsatalara dayalı dogmalara inanılmamalıdır. Doktora, mühendise, matematikçiye, fizikçiye kısacası uzmana bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da güvenmeliyiz, yoksa hastalıkların, doğa felaketlerinin, sömürülerin ve acıların yaşamımızdan silinmesi asla mümkün olmayacaktır. Karanlıklara sokulmak istenen dünyamızda bilimin mum ışığından başka ne yazık ki bir güvencemiz bulunmamaktadır. Çünkü bilimin açıklayamadığı bir başka şeyi hiçbir şey kesinlikle açıklayamaz.
Prof. Dr. Haluk Ertan: İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü