Bir 'hazım' meselesi: Türkiye

Üyelik müzakerelerinin başlaması öncesinde, gündemde olan siyasi konuların yanı sıra AB'nin Türkiye'yi hazmedebilme kapasitesinin dikkate alınması gerekliliği argümanı, AB'ye üye ülkelerin AB nezdindeki temsilcileri arasında tartışılmakta.
Haber: GÜLHAN BİLEN / Arşivi

Üyelik müzakerelerinin başlaması öncesinde, gündemde olan siyasi konuların yanı sıra AB'nin Türkiye'yi hazmedebilme kapasitesinin dikkate alınması gerekliliği argümanı, AB'ye üye ülkelerin AB nezdindeki temsilcileri arasında tartışılmakta. Hazmetme herhangi bir aday ülke ve AB için farklı olguları ifade eder. Bu yazıda AB'nin hazmını zorlukla gerçekleştirmeye çalıştığı son genişlemeden yola çıkarak işin AB yönüne bakacağız.
AB bütçesinin tüm gider unsurları, daha fakir olan ülkelerin eklemlenmesinden sonra mevcut ülkeler aleyhine artmakta. Bu da, bütçeye net katkı sağlayan ülkelerin sayısını artırırken, bu ülkelerin baskısıyla harcanan paraların etkin kullanılması anlamında katma değer olgusunu ön plana çıkarmakta. Böylece harcama prosedürleri zorlaşmakta ve izleme-değerlendirme aktiviteleri yoğunlaşmakta. Yapı içinde gelişmiş bir AB parası harcama kapasitesi oluşturmamış ülkelerin AB fonlarını masetme kapasitesi düşmesine rağmen, 'gelişmişlik düzeylerinin düşüklüğü nedeniyle hak edecekleri fonların büyüklüğü' AB içinde en büyük korkuyu oluşturmaktadır.
En önemli bütçe kalemi
AB, proplemsiz entergrasyonun yolunun 'tüm bölgelerde sürdürülebilir büyüme ve gelişme yapılarının oluşturulmasıyla sağlanabileceği' ilkesiyle 1990'lardan itibaren aday ülkelerin gelişimi için de para harcamaya başladı. 10 yeni üyenin entegrasyonundan sonra durum eski üyelerin paylaşımdan paylarının azalması pahasına gerçekleşti. Değişim, etkileri ve büyüklüğü itibarıyla AB'deki en önemli bütçe kalemi olan yapısal fonlar cephesinde tüm açıklığıyla görülmekte. AB15 olarak ifade edilen genişleme öncesinde, en gelişmişle-en az gelişmiş bölge arasındaki kişi başına gelir farklılığı 2.6 iken, genişleme sonrası 4.4 oldu. Yeni fakir bölgelerin ekonomilerinin güçlendirilmesi için 2004-2006 dönemi için yalnızca yapısal fonlardan 21.8 milyar avroluk fon ayrıldı. Peki bu durumun yarattığı endişeler üzerine yorumlar nedir?

  • AB15'in fakir bölgeleri, bir günde zenginleşmemiş ve tüm yapısal sorunları çözülememiştir. Dolayısıyla paylarının azaltılması haksızlıktır.
  • Geçen on yıllarda AB fonlarının kullanılmasıyla AB15 içinde oluşturulan yapılar atıl kalacak ve oluşmuş alışkanlık beklentiler boşlukta kalacaktır.
  • AB artık sınırlı fonlarını, birliğin dünya ekonomisi içinde rekabet gücü kaybının önüne geçecek alanlarda daha etkin olarak kullanmak zorundadır.
  • Paraları daha verimli kullanan alanlarsa gelişmiş bölgelerdeki oluşumlardır.
  • Az gelişmiş ülkelerde para harcamak birliğin rekabet gücünü artırıcı etki göstermemektedir.
    Söz konusu savlar, birlik içindeki dengesizlikleri daha da artırma yanlısı görünse de rekabet kaybı ve işsizlik sorunları öncelikli olmakta ve 1990'lı yıllardan itibaren tartışmalar dozunu artırarak aynı yönde devam etmekte. Dolayısıyla, birlik, yeni ortaklarını hazmetmekte önemli ölçüde zorlanmakta. Konu Türkiye olunca çok büyük ve onlara göre çok fakir bir ülkenin hazmedilmesi daha da önem kazanmakta ve AB içindeki aleyhte durumun boyutlarını tahmin etmek güçleşmekte. AB bütçesi son derece sınırlı. Aday ve üye olmanın sağlayacağı fayda, fonlardan alınacak miktarlarla değil AB ailesine katılım ve onların gelişme prensiplerinin uygulanması sayesinde Türkiye'de ekonomik gelişme potansiyelinin artırılmasıyla ölçülmeli. Böyle bir adaylık yaklaşımı, AB'ye, Türkiye'nin hazmedilmesinin karşılıklı çıkarlar sağlayacak boyutları olduğunu gösterecek yegâne yoldur.
    Gülhan Bilen: Ekonomist, 2003 tarihli 'Devlet Yardımları Alanında AB Muktesebatına Uyum' başlıklı araştırmanın yazarı