Bir türlü ders almıyoruz

Tony Blair bu hafta içinde, 11 Eylül'ün dünya için bir kalk borusu olduğunu, dünyanın büyük bölümünün kısa bir süreliğine uyandığını ve sonra tekrar uykuya daldığını öne sürdü. Britanya'da 7 Eylül'den bu yana yaşanan sorun ise daha farklı.

Tony Blair bu hafta içinde, 11 Eylül'ün dünya için bir kalk borusu olduğunu, dünyanın büyük bölümünün kısa bir süreliğine uyandığını ve sonra tekrar uykuya daldığını öne sürdü. Britanya'da 7 Eylül'den bu yana yaşanan sorun ise daha farklı. Londra saldırıları bir diğer kalk borusuydu.
Fakat son üç haftada görülen sorun, insanların uyanması ve tekrar uykuya dalması değil. Sorun şu: Birçok insan (yeri geldiğinde bizzat Blair de) saldırılara bayatlamış önyargılarla tepki gösteriyor. Sonuç olarak, Britanya toplumu (hem bir bütün olarak, hem de bazı kesimleri itibarıyla), İslami terör meselesinin kendine has ve karmaşık doğasını anlamaktan uzak kalıyor.
Bu sorun, bazı kesimlerin, saldırıların Irak işgali sonrası Blair'e yönelik düşmanlıkla izah edilebileceği saplantısında kolayca görülebilir. Sağduyu bunun kısmen doğru olduğunu söylüyor (zira Irak savaşı İslamcıların Britanya'ya karşı düşmanlık hissiyatını artırdı), fakat resmin tamamını yansıtmaktan da çok uzak. Ancak, son dönemde yaşanan gelişmelere dair toplumun farklı kesimlerinden gelen sayısız eksik ve kısmi açıklamadan sadece bir tanesi bu. Bazıları Irak savaşının önemini görmezden gelip kafayı şu meşhur 'İslami faşizm' kavramına takıyor; bazıları terör dinamiklerini Müslümanlara yönelik haksızlıkların açıklayabileceğini söylüyor. Bu tür açıklamaları yapanlar,
7 Eylül saldırılarını düzenleyenleri savaş karşıtı hareketin silahlı kanadı olarak nitelemeye meyil gösterenler kadar kendi durdukları yerden bakıyorlar meseleye.
Göçmen İslamcıların hikâyeleri
Saldırıların hemen sonrasında dikkatler Britanya'nın nasıl olup da İslamcı terörizmin kendi bağrında gelişmesine izin verebildiğine, burada doğup iyi yetişmiş vatandaşlarının pazar günü kriket oynadıktan sonra nasıl olup da gidip kendileriyle beraber masum insanları öldürebildiğine odaklanmıştı. Fakat 21 Temmuz'daki başarısız saldırıların ardından bu durum değişti. Şimdi dikkatler burada doğanlara değil, başka ülke ve kültürlerde doğmuş ve buraya bizi öldürmeye geldiğinden kuşkulanılan göçmen İslamcılara çevrildi. Sağcı tabloidlerin yayımladığı, 21 Temmuz zanlılarına yönelik operasyonlar sırasında su yüzüne çıkan hayat hikâyeleri, her yönüyle, en az aşırı solcuların Irak saplantısı kadar hikmeti kendinden menkul bir tutum. Bu hikâyeler sadece bombacıları değil, adeta tabloid yaygaracılığının bir resmi geçidini de yansıtıyor: iltica için başvuranlar, küçük suçlular, soyguncular, esrarkeşler, rüşvetçiler, haylaz öğrenciler ve sarışın bakirelerin peşinden koşan zamparalar. Herhangi bir Daily Mail editörünün tek kutuda bir araya toplamaya can atacağı her tür şekerleme var yani işin içinde.
Kavranması gereken nokta şu: Irak savaşından, iltica başvurusu yapanlara
kadar, hiçbir konu Britanya'nın şu an yüz yüze olduğu tehlikeyi anlamak bakımından yabana atılamaz. Bunların hepsi hikâyenin birer parçası. Fakat daha önemlisi şu:
Saldırılar, kolay çözümlerle halledilemeyecek, çok daha karmaşık bir dizi faktörün de bir parçası. ABD birliklerinin Irak'tan çekilmesi (ki Donald Rumsfeld bile dün bu fikri destekliyor gibi bir görüntü verdi), intihar saldırılarını sona erdirmeyecek. Ne de Mail'in dün öne sürdüğü türden budalaca fikirlerin (ancak Avrupa insan hakları sözleşmesinden imzamızı çekersek yataklarımızda güvenle uyuyabileceğimizi iddia ediyordu bu
gazete) herhangi bir faydası olacak.
Blair'in kör noktaları da var
Blair, meselelerin karmaşıklığının ve birbiriyle bağlantılarının yanı sıra, büyük resmin önemli kısmının farkında olduğu izlenimi veriyor. Fakat önemli kör noktaları da var, ki Irak ve hukukun üstünlüğü bunlardan ikisi. Blair, eşinin dün adalet konusunda yaptığı hayranlık verici konuşmayı dinlediyse, hukukun önemine dair iyi bir ders almış olmalı. Fakat Blair ve biz, 7 Temmuz'dan çıkan dersleri (yani aramızda bizi öldürmeye çalışan insanlar olduğu ve çok daha fazla sayıda insanın da onların bu uğursuz hedeflerini onaylayıp mantıklı bulduğu gerçeği) yeterince idrak etmezsek, eski savaşlarla çok fazla zaman kaybedeceğiz ve belki bu yeni savaşı da biraz zor kazanacağız. (Başyazı, 28 Temmuz 2005)