Blair, Bush'un yolunda

Tony Blair'in açıkladığı yeni terörle mücadele önlemlerine kimse
Usame bin Ladin'den fazla sevinemez. Başbakan önerilerini yasalaştırdığı
takdirde bu sevinç katlanacaktır.
Haber: Said el Fakih / Arşivi

Tony Blair'in açıkladığı yeni terörle mücadele önlemlerine kimse
Usame bin Ladin'den fazla sevinemez. Başbakan önerilerini yasalaştırdığı
takdirde bu sevinç katlanacaktır.
Bin Ladin söz konusu yasaların kabul edilmesi duru-munda bunu kendisi için tarihsel bir zafer addedecektir. Bunun iki nedeni var:
Birincisi, Britanya'yı, adalet ve özgürlük alanlarında, asırlar süren mücadeleler ve aşamalarla, nice zorluklara katlanılarak elde edilen bir dizi kazanımdan vazgeçirdiğine inanacak. Bir toplumun değerlerinden feragat etmek zorunda bırakıldığı bir manzara karşısında Bin Ladin'in keyfine diyecek olmaz. Ona göre, bu manzara Batı'nın Müslümanlar karşısındaki nihai yenilgisinin de habercisidir.
Hem ılımlı hem de cihatçı İslamcılar uzun yıllar boyu, Batı toplumlarının adalet ve özgürlük değerlerini, son asırlardaki Batı egemenliğinin temeli olarak gördü. Ama yedi asır önce doğan ünlü Müslüman âlimi İbni Taymiye'ye atfedilen veciz bir söz var: Tanrı, adil olan kâfir bir ulusa, adil olmayan Müslüman bir ulus karşısında zafer ihsan edecektir. Yani Batı'nın adalet değerlerini yitirmesi, uzun vadede kaybetmesi anlamına gelecektir.
Bin Ladin'in memnuniyetinin ikinci nedeni, stratejisini mutlak bir kutuplaşma üzerine kurmuş olmasından kaynaklanıyor. Dünyanın iki karşıt kampa bölünmesini istiyor: Kâfir barındırmayan Müslümanlar bir yanda, Müslüman barındırmayan kâfirler öbür yanda.
Blair'in savunduğu önlemler ve buna eşlik eden ırkçı nefret atmosferi, 'kâfir' Batı toplumlarında yaşayan birçok Müslüman'ın, selameti buraları terk etmekte bulmasına yol açabilir. Britanya ve diğer Batı ülkeleri daha sert önlemler aldıkça, Bin Ladin'in stratejik hedeflerini de o denli hayata geçirmiş olacaklar.
Şaşırtıcı olan Avrupalı, bilhassa da Britanyalı siyasi yapıların Amerikan yöntemlerini benimsemesi ve böylece Bin Ladin'in Avrupa cephesinde de benzer başarılar elde etmesinin önünü açması. Kaide ile mücadelenin şaşkınlık verici veçhelerinden biri de işte bu: Britanya'daki siyasi karar mercileri giderek, Amerikalıların duygusallığı ve önyargıları beslemeye dayalı tavrını benimsiyor. Britanya siyaseti, ince eleyip sık dokumaya, verileri mantık süzgecinden geçirmeye ve tarihsel değerlerini zedelememe kararlılığına dayalı geleneğini terk ediyor. Kaide'nin oluşturduğu tehdit, böyle bir sonucu kaçınılmaz kılacak kadar büyük mü? Veya Blair gibi siyasetçilerin, bu karmaşık meselelerin tarihsel boyutlarından büyük ölçüde bihaber olan kamuoyunu yanlış yönlendirmesinin bir ürünü mü?
Blair'in Londra saldırılarından birkaç gün sonra yaptığı açıklamaya baktığımızda, bu soruların yanıtlarını görebiliriz. Blair, Kaide'nin büyük bir stratejik tehdit olduğunu; 26 ülkede saldırılar düzenleyebilen ve dünyanın bellibaşlı bütün ülkelerinde mevcut olan bir örgütle karşı karşıya bulunulduğunu kabul etti. Kısacası Blair Kaide'nin, ABD ile birlikte hareket eden bütün ülkeleri tehdit eden ve giderek büyüyen uluslararası bir güç olduğunu itiraf etti.
Fakat Blair bu kabulleri mantıksal sonuçlarına götürmedi. Sözgelimi Kaide'nin, bizzat kendisinin ve Bush'un bütün askeri, siyasi ve istihbari güçleri seferber ederek muazzam bir savaş yürüttüğü dönemde bu kadar güçlendiği gerçeğine hiç değinmedi. Mantıksal sonuç şu olmalıydı: Mevcut biçimiyle teröre karşı savaş, Irak işgali de dahil, kesinlikle amaçlananın tam tersi sonuçlar doğuruyor.
Ne olduysa oldu, siyasetçilerin ve medyanın, asırların medeniyeti tarafından bastırılan en küçük önyargıları kışkırtıp yaygara kopardığı Amerikan yöntemine dönüldü. Nice zorluklarla elde edilen uygarlık değerlerinin, tarihsel ve ahlaki kanaatlerin bu kadar kolay dışlanması karşısında afallamış durumdayım. Artık ülkenin düşüncesi, her gün ortayla atılan duygusallık ve yaygara gıdasıyla besleniyor.
Başkalarına kendi iç işlerini nasıl yürüteceklerini söylemek bana düşmez.
Fakat Britanya bugün bir tercihle karşı karşıya: Ya demagojik nutuklar ve kanılar karşısında tarihin sınavından alnının akıyla çıkmış geleneklerinden ve değerlerinden vazgeçecek, ya da terörle savaş stratejisini ve öne sürdüğü çözümleri dikkatle gözden geçirip bu yanlış yoldan dönecek. (Sürgündeki Suudi muhalefetinin önde gelen isim-lerinden, Arabistan'da İslami Reform Hareketi'nin başkanı, 11 Ağustos 2005 )