Bolşevikler öldürtmüş!

Azeri Prof. Musa Kasimov, bir Bolşevik ajanın 1930'da Paris'te Rusça çıkan anılarına dikkat çekti: Cemal Paşa'yı 1922'de Tiflis'te öldüren kişi bir Ermeni değil, Rus istihbaratının yönlendirdiği bir Gürcü...
Haber: AVNİ ÖZGÜREL / Arşivi

Özbekistan olaylarını basından az-çok izlediniz. Tabii İslam Kerimov'un ayaklanmayı kanlı bir şekilde bastırdığını da. Kırgızistan'da Aksar Akayev'in devrilmesinin üzerinden fazla zaman geçmeden meydana gelen bu olay pek çok kişide 'demek şimdi sıra Özbekistan'da' düşüncesini ve beklentisini uyandırmış olabilir.
Kırgızistan çalkantısı yaşanırken ve 'gelecek ne gösterir' sorusunun cevabı üzerinde tartışmalar sürerken, "Bu liderlerin hepsi devrilir devrilmesine, sadece kimin sona kalacağı söylenebilir: İslam Kerimov" demiştik. Zira Kerimov, Türk cumhuriyetlerinin diğer yöneticileriyle kıyaslandığında, iktidarının güvenliğini her şeyin önünde tutan, bağımsızlık ilanından sonra önceliği güvenlik kuvvetlerine veren ve ihtiyaç duyduğunda katliam yapmaktan çekinmeyen bir lider.
Kırgızistan-Özbekistan farkı
Kırgızistan'da Akayev devrildiğinde yakınında derme çatma bir muhafız birliği dışında kuvvet olmadığı görüldü. Daha ötesi Akayev Türk cumhuriyetleri içinde demokratikleşme çabasını en fazla ciddiye alan bir lider olduğu için halkın protesto gösterileri yapmasını engellemeye yeltenmedi. Kırgız gençlerin çoğu zaman başkanlık sarayı önünde sergiledikleri tepkiler hem yerel basında hem batı basınında yer alırdı.
Oysa Özbekistan'ın Andican kentinde yaşananlar Kerimov'un ne kadar hazırlıklı ve kararlı olduğunu kanıtladı. İsyan organize olmayan duygusal tepki karakteri hâkim bir öfke patlamasıydı, dolayısıyla gözü kara Kerimov'un bütün muhaliflere göz dağı vermesine vesile oldu. Hadisenin tek acı yanı isyanı bastıran 'özel kuvvetler'in Türkiye tarafından eğitilmiş olmasıydı. Bu olaylar vesilesiyle Türkistan tarihinden bazı notlar aktarmak istiyorum. Tarih dün neyin olduğuna bakarak bugün neyin olabileceğinin veya olmayacağının işaretini verebilir.
Tarihi isim
Tarihin Orta Asya'ya taktığı bir isim var: Türkistan. Batı ve Doğu olmak üzere ikiye ayırabileceğimiz Türkistan'ın doğusu Çin Halk Cumhuriyeti sınırları içindeki Sinkiang bölgesi. Batısı ise Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan'ın içinde yer aldığı coğrafya.
Önce kısaca 'doğu'dan söz edeyim. Doğu Türkistan milat öncesinden başlayarak yaklaşık 18. yüzyıla kadar bağımsız yaşadı. Çin, bölgeyi ara ara işgal etti ama hâkimiyeti hep kısa süreli oldu. Tarihsel açıdan da Çin'in batı sınırı ünlü Çin Seddi'ydi zaten.
1937'deki işgal ve on sene sonra Çin Halk Cumhuriyeti'nin ortaya çıkış sürecinde Doğu Türkistan 'yeni fethedilen yer' manasında 'Sinkiang' adı altında ve 'özerk bölge' statüsüyle Pekin'e bağlandı. Ancak Müslümanların çilesi bitmemişti. Mao'nun ünlü Kültür Devrimi yıllarında yoğunlaşan dini ve ulusal baskılar Uygurları sık sık ayaklanma hattına taşıdı. Doğu Türkistan'ın İsa Yusuf Alptekin gibi kimi siyasi önderleri Türkiye'ye gelip buradan seslerini dünyaya duyurmaya çalıştılar; kalanlar Çin'in zaman zaman şiddetlenen, zaman zaman azalan baskısına direnişi sürdürdüler. Türkiye'nin Çin Halk Cumhuriyeti'ni tanımasının ardından Pekin, Ankara'ya sürekli olarak Türkistanlılara verilen destekten duyduğu rahatsızlığı hissettirdi. Yakın dönemde Türkiye'yi ziyaret eden Çin devlet başkanına nişan verilmesi Türk hükümetinde krize sebep oldu. MHP'li bakan Sadi Somuncuoğlu kararnameyi imzalamayınca bakanlıktan alındı.
Bahçeli'nin Çin gezisi
İlişkiler MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Çin gezisi ve Uygur bölgesini ziyaretine izin verilmesiyle kısmen normale döndü. Zira Pekin bu ziyareti Ankara'nın politikasını belirleyen başlıca unsurlardan biri olan milliyetçilerin yönelişinde farklılaşma olarak değerlendirdi. Tam bu sırada ortaya Amerika faktörü çıktı. Uygurlar ilk kez Çin'i baskılamak isteyen Washington'ın ilgi odağı oldu. Afganistan'ın SSCB tarafından işgal edildiği dönemde ABD Uygurları Taliban saflarına katılmaya teşvik etti.
Muhtemelen amaç Uygur gençlerin 'deneyim kazanması'ydı. Ama ABD'nin Afganistan'a müdahalesinden sonra Washington Uygurların da aralarından bulunduğu binlerce kişiyi Taliban militanı oldukları gerekçesiyle Kuzey Afganistan'da Cenk Kalesi'nde Sibirgan-Kunduz cezaevlerinde kurşuna dizmekte ve Mezar-ı Şerif yakınlarında toplu mezarlara gömmekte tereddüt göstermedi.
Batı da diken üstünde
Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgizistan ve Tacikistan topraklarını içine alan Türkistan, 8. yüzyılda Gök Türk hakimiyetindeydi. Müslümanlığı kabul eden ilk Türk toplulukları bu bölgede görüldü. Güney Türkistan'da, Toharistan'ın bir kısmında Gök Türklere bağlı olarak hüküm süren Nizak Tahran (645-709) Budizme bağlıyken, ömrünün son yıllarında İslamiyeti kabul etti ve Abdullah adını aldı. Gök Türklere olan bağlılığını sona erdirip Horasan Valisi üzerinden Emevi Devleti'ne bağlandı.
Aynı dönemde Karlukların bir kısmı, Buhara ve Merv çevresinde hüküm süren Buhara Hudatları da Müslüman oldular. Ancak bunlar sınırlı bir alanda egemen olan yerel beylerdi. 848'de Karahanlı Devleti bölgenin hakimiydi ve 924-955 yıllarında tahtta bulunan Satuk Buğra Han'ın İslamiyeti kabulüyle tarih sahnesine Müslümanlar tarafından yönetilen ilk Türk devleti çıkmış oldu.
1040'a kadar varlığını sürdüren Karahanlılar bu tarihten sonra doğu ve batı hanlığı olarak ikiye bölündüler. Doğu Hanlığı Selçuklu Devleti'ne, Batı Hanlığı ise önce Karahitay Devleti'ne, sonra Harzemşahlara tabi oldu. Harzemşahlar 1219'da Moğol saldırıları karşısında dayanamadılar ve bölgeye Cengiz'in oğullarından Çağatay hâkim oldu. Ardından da Timur.
Emir Timur'un imparatorluğunun Kafkasya, Güney Sibirya, Afganistan, İran, Hindistan, Anadolu, Irak ve Suriye'yi içine aldığını biliyoruz. Ancak Timur'un ölümünden sonra Özbekler ayaklandılar 1428'de Buhara ve çevresinde Özbek Hanlığı kuruldu. Bu hanlık 1599'da Safevi Devleti karşısındaki yenilgiye kadar ayakta kaldı. Yenilgi, hanlık coğrafyasının Hive, Buhara ve Hokand hanlıkları arasında paylaşılmasına yol açtı.
Rus hâkimiyeti
Sonrası da deyim yerindeyse hızlı film gibi geçti. Bütün Türk boyları biribirleriyle kanlı bıçaklı hale geldiler. Timuroğulları Fergana'da bağımsız bir devlet kurdu, Buhara Hanı bu devleti işgal etti, Ruslar devreye girip bölgeyi işgal ettiler, 1501'de Semerkand merkezli Şeybanoğulları sahneye çıktı ama bu devlet de yüzyılın sonunda yıkıldı, yerine 1919'a kadar varlığını sürdürecek olan Kongrat Hanlığı kuruldu. 1600'de Buhara Hanlığı ayaktaydı ama 1826'da Emir Said Haydar Han'ın ölümünden sonra oğulları taht kavgasına tutuştular ve bu kavgadan Rusya kazançlı çıktı. 1868'de Muzaffer Han Rus hâkimiyetini kabul etti ve hanlık 1920'de tamamen ortadan kalktı. Ruslar 1855'te Hokand'ın can damarı Ak Mescid'i, 1856'da Taşkent'i, 1868'de Semerkand'ı ele geçirdiler. 1864'te Kazakistan'ın tamamına hâkim oldular. Ardından Hokand Devleti tarihten silindi. 1884'te Merv düştü. Böylece Batı Türkistan Rus hâkimiyetine girmiş oldu.
Rus hâkimiyetiyle ortalık durulmadı. Birbiri ardına isyanlar patlak verdi. Türkiye'deki 'Jöntürk' hareketine özenen gençler 'Genç Harezmliler' adı altında devrimci gruplar oluşturdular. 1917'de Taşkent'te İslam Kongresi'nin toplanmasıyla sonuçlandı bu hareket. Taşkent'te oluşan komite Hokand'da Türk-İslam hükümetini kurdu. Ancak sosyalist düşüncenin etkisindeki genç kadrolar deneyimsizdiler. 1918'de yönetimlerini güçlendireceği düşüncesiyle kapı açtıkları Bolşevik kuvvetler Taşkent'i işgal edince neye uğradıklarını anlamadılar bile. 1919'da Hive Hanlığı, 1920'de Buhara Hanlığı ortadan kaldırıldı. Moskova bunların yerine Harezm ve Buhara halk cumhuriyetlerini kurdu. 1924'te SSCB Merkez Komitesi Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin kurulmasını kararlaştırdı. Ve 1929'a kadar Tacikistan bu cumhuriyete bağlı kaldı. 1991'de SSCB yıkılırken uydurma bir referandum yapıp Gorbaçov'a, 'Sovyetleri dağıtmayalım, halk istemiyor' mesajı gönderen tek Türk cumhuriyeti yöneticisi Kerimov'du.
İslam ve kimlik
Bu asırlar içinde Türkistan halkı, İslam inancı sayesinde kimliklerini koruyabildi. Sovyet baskısının şiddetlendiği dönemlerde yeraltında süren tasavvuf hareketi, 'Cihad' emrinin diri tuttuğu genç kuşaklarda ister istemez dirence dini bir karakter kazandırdı.
11 Eylül sonrası Afganistan'a yerleşen ABD'nin bölgenin siyasi liderleriyle anlaşmış olması ve 'İslam'ı tehdit olarak kabullendiğini açıklaması halkın despotlara itirazını ABD karşıtlığıyla ifade etmesine ve İslam bayrağına daha sıkı sarılmasına sebep oldu.
Despotlar, Çeçenya sorunu dolayısıyla İslam konusunda farklı duygular taşımayan Moskova ve ABD yönetimi karşısında iç muhalefeti 'fundamentalist İslam'a karşı mücadele' olarak sunma şansını elde ettiler.

Çerçeve
Cemal Paşa'yı kim katletti?
İttihad Terakki liderlerinden Cemal Paşa 21 Temmuz 1922'de Tiflis'te uğradığı suikast sonucu iki yaveriyle birlikte hayatını kaybetti. Bizler saldırıyı Ermeni Taşnak militanlarının eylemi olarak kabullendik.
Ancak Bakü Devlet Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Musa Kasımov, bugüne kadar gözlerden kaçan bir kitaba dikkat çekiyor. Rus iç güvenlik komitesi Çeka'nın ajanlarından Evgeniy Vasilyevich Dumbadze'nin 1930'da Paris'te Rusça olarak yayımlanan ancak bugüne kadar araştırmacıların dikkatinden kaçan hatıralarında, suikastın Sovyet gizli polis şefi Beria tarafından planlandığı ve saldırganın da Ermeni değil Gürcü militan Sergo Lobadze olduğu iddiası yer alıyor.
Dumbadze, tetikçinin Büyük Petro Sokağı'ndaki Çeka binasından ateş ettiğini, daha sonra Beria'nın Lobadze'yi ortadan kaldırdığını yazıyor.