Böyle yasalarla olmaz

Okuyucular bu gazetenin Türkleri daima sevdiğini bilir. 19. asırda Rus yayılmacılığına karşı verdiği mücadelede Osmanlı Padişahı'nı destekledik.

Okuyucular bu gazetenin Türkleri daima sevdiğini bilir. 19. asırda Rus yayılmacılığına karşı verdiği mücadelede Osmanlı Padişahı'nı destekledik. Kırım Savaşı'na şevkle arka çıktık. 1877'de 'Türklerin pılısını pırtısını toplayıp Avrupa'dan gitmesini' isteyen çılgın Gladstone'la bozuştuk.1963'teki katliamlar başladığında Türklerin Kıbrıs'a müdahale etmesi çağrısı yaptık ve 1974'te adaya çıktıklarında Türk birliklerini canı gönülden alkışladık. Daha yakın dönemde ise Türkiye'nin AB'ye katılımından taraf olduk. Bu yüzden dost acı söyler deyişi gereği, bir yazarı 'Türk kimliğine hakaret ettiği' gerekçesiyle mahkemeye çıkarmak için Türk yetkilileri nasıl bir deliliğin sarmış olabileceğini sormadan edemiyoruz. Orhan Pamuk, Türkiye'nin bir milyon Ermeni ile 30 bin Kürt'ün ölümünde payı olduğunu söylediği için az önce andığımız suçtan yargılanıyor.
Bunların hassas meseleler olduğunu kimse reddetmiyor. PKK isyanı birçok masum hayata mal oldu ve esas sorumluluk teröristlerde de olsa, Türk silahlı güçleri de sık sık acımasız davrandı. Ancak 1915'te Ermenilerin katledilmesi bundan daha hassas bir konu. Avrupa ve Amerika'daki Ermeni diasporası, söz konusu dönemde yaşananların soykırım olarak tanınması yönünde uzun yıllardır kampanya yürütüyor. Türkler ise buna, aleni bir imha programı olmadığı, birçok Ermeni'nin, istilacı Rus güçlerine katılarak düşman üniforması içinde öldüğü, diğerlerinin ise soğuk ve hastalıktan can verdiği iddiasıyla karşılık veriyor. Fakat kimin haklı olduğu sorusunun cevabını ne orada ne burada aramak lazım. Kesin olan şey şu: Türkiye'deki davada olduğu gibi, düşüncenin ifadesini suç saymak, özgür bir demokrasiye değil, olsa olsa paranoyak
bir Üçüncü Dünya diktatörlüğüne yakışır.
Ankara, yargının bağımsızlığına saygı göstermek zorunda olduğunu söyleyerek itiraz ediyor. Fakat milletvekillerinin bu utancı yasa kitaplarından çıkarma gücü var. Her durumda bakanların da davayı durdurma imkânı vardı, fakat bunu yapmamayı tercih ettiler.
Belki de Brüksel'e zaten yeterince boyun eğdiklerini düşünüyorlar. Eğer böyleyse, bunu anlayabiliriz. AB Türkiye'den, diğer adayların hiçbirinden istemediği tavizler istedi, ancak üyelik vermek konusunda hâlâ ayak sürüyor. Türk kamuoyu Brüksel'e giderek öfke duyuyor ve seçmenlerinin haklı ulusal gururunu hiçbir hükümet tümüyle görmezden gelemez.
Fakat bu ahmakça yasanın, AB'ye sus payı vermek için değil, bizzat Türkler böyle bir yasayı hak etmediği için kaldırılması gerektiğine de şüphe yok. (Başyazı, 17 Aralık 2005)