Brüksel fena bocalıyor

Avrupa Birliği siyasetçileri, Ukrayna ve Hırvatistan'a kıyasla Türkiye'ye yumuşak davranıyor. Kendini yeni yeni kurtarmış Ukrayna'ya hiçbir AB perspektifi sunulmak istenmemesi ve Hırvatistan'la, Lahey Adalet Divanı'na savaş suçlusu olarak çıkarılmak üzere...

Avrupa Birliği siyasetçileri, Ukrayna ve Hırvatistan'a kıyasla Türkiye'ye yumuşak davranıyor. Kendini yeni yeni kurtarmış Ukrayna'ya hiçbir AB perspektifi sunulmak istenmemesi ve Hırvatistan'la, Lahey Adalet Divanı'na savaş suçlusu olarak çıkarılmak üzere aranan general Gotovina nedeniyle üyelik görüşmelerinin şimdilik askıya alınması, Türkiye'ye fazlasıyla hoşgörülü davranıldığı izlemini vermekte.
Türk polisinin Dünya Kadınlar Günü'nde kadınları coplamasına ve Erdoğan'ın bu olaya "Özgürlüğün de sınırları vardır" gibisinden bir yaklaşım getirmesine Brüksel ancak hafif olarak nitelendirilebilecek bir tepki vermekle yetindi.
Avrupa Birliği için sözde stratejik öneme sahip olan Türkiye, Irak'ta da yangının üzerine körükle gitti; Irak seçimleri Ankara tarafından adaletsiz bulundu. Ayrıca Gül, Kuzey Irak'taki Kürt bölgelerinin 'fazla otonomlaşmalarına' seyirci kalmayacaklarını söyledi. AB buna tamamen sessiz kaldı. Yoksa AB'nin kendi dış politikası mevcut değil mi?
Avrupa Birliği, Lübnan sorununda Suriye'ye fazla yumuşak davranıyor. Yeni Irak'ta tam olarak ne yapılması gerektiğine karar verilebilmiş değil. İran'a, Ayetullahların nükleer güçlerini bomba yapımına dönüştürmemeleri karşılığında, ekonomik yardımlar vaat ediliyor.
Bu kadar da değil. ABD bir yere baskı uyguladığında, Rice'ın bahsettiği 'dünya politikasındaki rol dağılımı' kavranacağına, ihtiyatlı bir uyarı yapmakla yetiniliyor. Oysa Rice'ın dediğine kulak verilmeli: "Baskıyı biz kuruyoruz, bari Avrupalılar da görüşmeleri yürütsün; ama sert biçimde." (Avusturya gazetesi, başyazı, 10 Mart 2005)