Brüksel geçmişten ders çıkarmıyor

Kıbrıs; Türkiye'nin, Avrupa Birliği üyesi bir devleti, devletler hukukuna göre tanımayı reddetmesi karşısında, hayli sert bir açıklamanın kaleme alınması için uzun süre kumar oynadı. Açıklamanın metni etrafındaki çekişmeler haftalarca sürdü.
Haber: Bernd Rİegert / Arşivi

Kıbrıs; Türkiye'nin, Avrupa Birliği üyesi bir devleti, devletler hukukuna göre tanımayı reddetmesi karşısında, hayli sert bir açıklamanın kaleme alınması için uzun süre kumar oynadı. Açıklamanın metni etrafındaki çekişmeler haftalarca sürdü. Kıbrıs temsilcisi, beş gün boyunca Brüksel'de sinir bozucu bir oyun oynadı ki, bu oyunda çekinceler, onaylamalar, karşı koyuşlar ve nihayetinde tekrar onaylamalar art arda sıralandı.
Lefkoşa hükümetinin; Türkiye'nin en az 10 yıl sürecek üyelik müzakereleri sırasında Kıbrıs'ı tanıması talebini içeren ortak bir AB metnini sonunda onaylaması, bundan sonra da her şeyin sorunsuz ilerleyeceği anlamına gelmiyor.
Türkiye ile müzakerelerde atılacak her adım, üye ülkeler tarafından onaylanmak zorunda. 35 başlık müzakere edilecek. Dolayısıyla, Kıbrıs ve diğer üyelerin görüşmeleri askıya aldırmak için önünde daha 35 fırsat bulunuyor demektir. Ayrıca Türkiye, 2006 yılı ilkbaharına kadar Kıbrıs'ı da dahil ettiği Gümrük Birliği yasalarını hayata eksiksiz olarak geçirmek ve uygulamak zorunda. Yani, Rum gemi ve uçakları Türk liman ve havaalanlarına giriş yapabilmeli. Bu lokmayı yutmak Ankara'da haddinden fazla rahatsızlığa neden olacaktır. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, şimdiden Avrupa Birliği'ni, Türkiye'nin hassasiyetlerini daha fazla dikkate alması gerektiği yönünde ikaz etti.
Zorlu bir durum
AB diplomatlarının saçlarını ağartabilecek türden Kıbrıs ve Türkiye gibi iki taraf, müzakere masasına birlikte oturacak. Elbette kuzeyi Türk
askerinin işgali altında bulunan bölünmüş ada için, Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinden ve de Kıbrıs'ın AB'ye katılmasından önce bir çözüm bulunması daha iyi olurdu. Ancak bu fırsat 2004 yılında, Kıbrıslı Rumların Annan Planı'nı reddettiği zaman kaçırılmış oldu.
Artık bizzat AB'nin kendisi inisiyatif kullanmalı ve BM ile birlikte Kıbrıs sorununu çözmek için yeni bir girişime cesaretle kalkışmalı. Bu olasılığa BM Genel Sekreteri Kofi Annan, önceki hafta toplanan BM zirvesinde dikkati çekmişti. İki hükümet de, hem Türk hem Kıbrıs Rum hükümetleri, gölgelerinin üzerinden atlamalı ve bir çözüm bulmalı, aksi takdirde Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik müzakere süreci, yıllarca sürecek bir sinir harbine neden olacağa benziyor. Aslında AB, Kuzey İrlanda sorunundaki (eski üye Britanya ile aday İrlanda arasındaki mesele) deneyiminde o dönemler, bölgesel ve etnik-dini eksenli çatışma konularının üyelikten önce ele alınması gerektiğini anlamıştı, fakat bu ders Kıbrıs'la ilgili meselede vahim biçimde gözden kaçtı.
AB'nin akıbeti
Bu durum, Batı Balkan ülkelerinin artık AB'ye girmeye başlayacağı bir dönemde göz ardı edilmemeli. Eleştirel olarak şu sorulmalı: Etnik gruplar
arası ve devletlerarası barış gerçekten de tüm taraflara yarar sağlayabilecek kadar ilerleyebilir mi ilerleyemez mi; yoksa AB kendi bünyesine patlamaya hazır yeni bombalar mı katacak? AB, ülkelerin üyeliğe bakış açılarını sorunları giderebilmek için kullanabilmeli.
Bundan böyle katılması düşünülenlerde, Birliğin tüm üyelerinin tanınması gerektiği ilkesi geçerli olmalı. Bu, maalesef Türkiye örneğinde yeterince dikkate alınmadı.
Müzakere hedefine (tam üyelik) artık razı olundu. Avusturya, tam üyeliğe alternatif olarak ayrıcalıklı ortaklığın sunulmasından feragat etti. Yoksa aceleye mi getirildi? Çünkü müzakere süreci 10 yıl sonra gerçekten de başarısızlığa uğrarsa, AB, bir alternatifin olmasına belki çok memnun olur. Artık kısacası geçerli olan: Ya hep, ya hiç. Bu ise bir risk. (Almanya'da yayın yapan Deutsche Welle radyosunun 23 Eylül 2005 tarihli internet sayfasından alınmıştır.)