Bush dünyaya kulak vermeli

Britanya veya Avrupa'da aklı başında hiç kimse ABD'nin dünyanın geri kalanıyla, karşıdakine söz hakkı tanınmayan bir 'monolog' değil de bir 'diyalog' yürütmesi gerektiği iddiasına karşı çıkmaz.

Britanya veya Avrupa'da aklı başında hiç kimse ABD'nin dünyanın geri kalanıyla, karşıdakine söz hakkı tanınmayan bir 'monolog' değil de bir 'diyalog' yürütmesi gerektiği iddiasına karşı çıkmaz. Bu nedenle ABD'nin yeni Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın bunu ilke olarak
kabul etmesi olumlu bir gelişme. George Bush da bugün Capitol Hill'de yemin ederken aynı sözü verse iyi olur. Gerçi muazzam sayıda insanı, bu sefer doğruyu söylediğine ikna etmesi gerekecek.
İttifak hiç bu kadar gerilmemişti
Bush'un ilk görev süresi Ocak 2001'de başladığında dünyada çok sayıda kişi huzursuz olmuştu. Sonrasında da Bush'un Kyoto küresel ısınma anlaşmasına ve uluslararası ceza mahkemesine tek taraflı yaklaşımına ve BM'yi küçümser tavırlarına rağmen, dünya 11 Eylül terör saldırılarından sonra ABD için üzülmüştü. Ancak Afganistan'da Taliban ve Kaide'ye karşı savaşa verilen etkin destek, felaketle sonuçlanan Irak macerası ve 'teröre karşı savaş'ın aşırılıklarına gelindiğinde ortadan kayboldu. Art arda yapılan kamuoyu yoklamalarına bakılırsa, bugün artık geniş çevrelerce, dünyanın güvenliğine olumsuz etki edenin bizzat Bush olduğu düşünülüyor. Demokratlardan senatör Joseph Biden'ın da Rice'a dediği gibi, ABD'nin tarihinde hiçbir zaman şimdiki kadar yalnız kalmadığını söylemek, abartılı olmaz. Soğuk savaş boyunca ve sonrasında devam etmiş olan Atlantikaşırı ittifak, daha önce hiç bu kadar gerilmemişti.
Henry Kissinger gibi Rice da, ulusal güvenlik danışmanı olarak Bush ile yakın temasta geçirdiği şanslı dönemin ardından Dışişleri Bakanlığı'na getirilirken, nispeten çoktaraflı anlayışa sahip öncülü Colin Powell ise, Beyaz Saray ve Pentagon tarafından sahanın kenarına alındı. Dış politika gündemi açısından bunun anlamı ne olacak? Bush'un Ocak 2002'deki
meşhur 'şer ekseni'ne artık, Rice'ın aynı derecede hileli ifadesiyle, Zimbabve ve Beyaz Rusya gibi ülkeleri ve olağan şüphelileri de içine alan 'tiranlığın ileri karakolları' da eklendi. Ancak tiranlığı tanıyıp bilmek ayrı; evrensel standartlara göre ve hangi bedelleri göze alarak buna karşı harekete geçileceğine karar vermek ayrı bir iştir. Irak'taki 'rejim değişikliği' başka yerlerde olabileceklere model
teşkil ediyorsa, bildik tiranlarımızla bir arada yaşamaya devam etmemiz (ABD'nin Suudi Arabistan'la yaptığı gibi) ve ticaret, uluslararası hukuk, insan hakları ve serbest iletişimin dönüştürücü ve özgürlük ve demokrasiyi filizlendirici gücüne inanmaya devam etmemiz (Washington'ın Ukrayna'da başarıyla yaptığı gibi) daha hayırlı olacaktır. Kuvvet hiç kullanılmasın demiyoruz. Ancak Avrupa, Çin, Rusya, Hindistan veya Japonya'nın, Kuzey Kore veya ondan da önce İran'a karşı kaba kuvvete başvurulmasını kabul edeceğini sanmıyoruz. Tahran'ın köktendinci rejimini ve nükleer heveslerini idare edebilmek, başka hiçbir işe yaramasa bile en azından Tony Blair'in yaşlı ve genç kıtalar arasındaki uçurumda köprü kurabilme yeteneğini sınamaya yarayacaktır.
43'üncü başkanın ikinci döneminde önemli bir değişime gidilmesi genel olarak beklenmese de, bir istisnanın altını çizmeliyiz. Bush, kasım ayındaki zaferinin hemen ardından İsrail-Filistin sorununa kalıcı bir çözüm getirmek için 'siyasi sermaye harcama' vaadinde bulunmuştu. Mahmud Abbas konusunda her an bir krizin patlayabileceği bugünlerde ABD, barış sürecinin canlandırılması için güçlü biçimde devreye girmeli.
Bu iş Filistin'den demokrasi talep edip, İsrail'in Batı Şeria veya Gazze'de canının istediğini yapabilmesine izin vermekle olmaz. Gelecek seçimlerle hemen yatıştırılması zor görünen Irak, çoğu kişinin çifte standartlar gördüğü bu meseleyi çözmeyi daha da önemli bir hale getiriyor.
İyimserliğe yer yok
Ortada iyimser olacak bir durum yokken iyimser olduklarını iddia eden diplomatlar, hiçbir zaman inandırıcı olmayı başaramamıştır. Sağduyulu diplomatlar, önümüzdeki dört yılını ABD'ye, süper bir gücün bile müttefiklere ihtiyacı olduğunu hatırlatmakla geçirmeli. Rice diyalog gerektiğini söylerken haklıydı. Fakat işlerin düzelebilmesi için Amerika'nın başkalarının sözlerine kulak verip, sonrasında da ona göre hareket etmesi gerekiyor. Başkalarına kulak verip -.sonradan yine bildiğini okumakla, dünya yönetilmez.
(Başyazı, 20 Ocak 2005)