'Büyükşehir yasa tasarısı' ne şekilde okunmalı?

TBMM'ye gelen 'Büyükşehir yasa tasarısı', AB normlarına aykırı olduğu gibi, hem yerel kamu hizmetlerini sorunlu hale getiriyor hem de yerel demokrasiyi bitiriyor.
Haber: M. AKİF ÇUKURÇAYIR / Arşivi

Bir ay önce TBMM’ye bir yasa tasarısı geldi ve hiç vakit kaybedilmeden İçişleri Komisyonu’nda görüşülmeye başlandı. Yasa tasarısı, ‘Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’ adını taşıyor. Tasarı, mevcut büyükşehir modeli, belediye modeli, il özel idaresi modeli ve köy yönetimini kökten bir değişikliğe tabi tutuyor.

Tasarının bu ay içinde yasalaşması gerekiyor. Toplamda 20 günlük bir sürede milyonlarca insanın yaşamını yakından etkileyecek bir değişiklik gerçekleştirilecek. (Yerel seçimlerin tarihiyle ilgili kriz bu yasayı etkileyecek mi? Bunu henüz bilmiyoruz.) Türkiye ’nin yerel yönetim ve mülki idare sistemini kökten değiştiren bir yasa değişikliği ‘bu kadar hızlı’ siyasetin, toplumun, bürokrasinin ve tüm paydaşların gündemine gelmeli mi? Batı’da gerek kentsel düzeyde gerekse ülke genelindeki bu tür temel değişiklikler öngören tasarılar, çoğunlukla ‘referandum süreçlerine’ tabi tutulur. Modern toplumda bir anlamda ‘doğrudan demokrasi’ uygulamaları denebilir referandum süreçlerine. Demokratik değerleri ve ilkeleri benimseyen Türkiye’de de yasaların meşruiyeti açısından ‘katılımcı, müzakereci ve diyalojik’ yöntemlerin kurumsallaşması ve yaygınlaşması gerekmez mi? Bu tür konularda en azından bir 6 aylık tartışma süreci ve referandum mekanizması işletilmeli.


Ütopik bir dilekten ibaret

Tasarı, 13 yeni büyükşehir kurulmasını öngörüyor. Daha önce var olan 16 büyükşehir belediyesiyle birlikte büyükşehir belediyelerinin sayısı 29 olacak. Yeni büyükşehirler Aydın, Balıkesir, Denizli, Hatay, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa ve Van olarak belirlendi. Neden bu iller? Çünkü bu illerin il genelindeki nüfus toplamı 750 bin sınırını aşmış durumda. 5216 sayılı Büyükşehir Yasası’nda, herhangi bir kentte büyükşehir belediyesi kurulma koşulu olarak nüfus sınırı 750 bin olarak belirlenmişti.
Son genel seçimlerden önce Başbakan, bu illere ‘çılgın projeler’ çerçevesinde ‘büyükşehir belediyesi’ kurma sözü verdi. İl merkezindeki nüfus bu sayıyı tutmayınca, il genelindeki nüfus toplamı temel alınarak büyükşehir belediyesi kuruluyor ve büyükşehir belediyelerinin yetkileri ‘il geneline’ genişletiliyor. Bu çerçevede 29 il özel idaresi (mevcudun % 36’sı), 1591 belediye (mevcudun % 53’ü) ve 16.082 köy (mevcudun % 47’si) kaldırılıyor ve bu kurumların yetkili olduğu alanlarda büyükşehir belediyesi yetkili kılınıyor. İl özel idareleri tamamen kaldırılıyor. Belde belediyeleri ilçe belediyelerine katılıyor, köyler ise mahalleye dönüştürülüyor. Geriye kalan 52 il için herhangi bir düzenleme ise göze çarpmıyor. Bir anlamda 52 il kaderine terk ediliyor.

Bu düzenlemeyle ilgili ilk elden yapılabilecek değerlendirmeler bize iç açıcı bir tablo sunmuyor. Öncelikle bu düzenleme mevcut anayasaya aykırı bile kabul edilebilir. Çünkü anayasanın 127. maddesi üç tür yerel yönetim sayıyor; bunların içinde ‘il düzeyinde’ faaliyette bulunan il özel idareleri de var ve anayasa değişikliği olmadan 29 vilayette il özel idareleri kaldırılıyor. Ayrıca büyükşehir belediyeleri mevcut yapısıyla ‘güçlü başkan, zayıf meclis’ modeliyle yönetiliyor ve demokratik nitelikleri açısından sorunlu. Belediyeler ve belediye başkanları demokratik ve katılımcı mekanizmaları sevmiyor. Bu nedenle bu tasarının yerel demokrasiyi ve yerelleşmeyi güçlendireceği tezi, ütopik bir dilekten öteye geçmiyor.

Yine mevcut durumda büyükşehir belediyelerinin en önemli görevi olan ‘ilçe belediyeleri arasındaki eşgüdüm’ konusunda büyük sorunlar var. Yapılan araştırmalarda (1990’lardan başlayarak) büyükşehir alanındaki belediyelerin tamamı ‘aynı partiden’ olsa bile, aralarında önemli anlaşmazlıklar çıktığı saptandı. 2011’de böyle bir araştırma projesinde çalışma olanağı buldum. Neredeyse tüm büyükşehir belediye başkanları, büyükşehir alanındaki ilçe belediyelerinin dahi kapatılmasını ve büyükşehir alanında ‘tek adam/aktör’ olarak kalmaları gerektiğini öneriyor. Bu nedenle büyükşehir belediyelerinin yetkilerini kent dışına çıkarıp kırsal alana taşımak yerine, mevcut sistemin işlevselliği üzerinde durmak daha yararlı olmaz mı?

Öte yandan bu tür bir büyükşehir modeli dünyada ilk kez uygulamaya konulacak. Çünkü belediye, genel ve evrensel kurallar çerçevesinde kentsel alanlarda ve daha küçük ölçeklerde hizmet sunar. Bu ölçeği genişlettiğinizde ortaya ya ‘bölge yönetimi’ ya da ‘eyalet yönetimi’ni çağrıştıracak bir durum çıkar. Bu durumda büyükşehir belediye başkanlarının ‘eyalet başbakanı gibi’ algılanacak olmasına şaşırmamak gerekir. İstanbul ve Kocaeli’nin tamamı ‘bütünşehir’ olarak algılanıyor ve bu iki kentte bu modelin uygulanmasında hiçbir sakınca yok. Zira bu illerimizin tamamı kentsel alana dönüştü. Sorulması gereken sorular: İstanbul ve Kocaeli dışındaki 27 büyükşehir belediyesi, 200-250 km. uzaktaki ilçelere ve bu ilçelerin mahalleye dönüştürülen köylerine nasıl hizmet götürecek?


Kamuoyu ikna edilemedi

Tasarı AB normlarına, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na ve Avrupa Kentsel Şartları’na aykırı. Çünkü ‘subsidiarite’ (hizmette halka yakınlık) ilkesi başta olmak üzere birçok ilke ihlal ediliyor. Hizmeti sunan birim halktan yüzlerce kilometre uzaklaştırılıyor, yerel yönetimleri güçlendirmeye yarayan bir dönüşüm yerine, yerel alanda yeni bir ‘merkeziyetçilik’ üretiliyor. Zaten mevcut belediyelerin birçok yetkisi alınıp ya Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na ya da TOKİ’ye aktarıldı. Dolayısıyla tasarı yerelleşmeyi sağlama amacından çok uzak. Saydığımız Avrupa belgeleri köy, belde, ilçe dahil olmak üzere tüm yerel kimliklerin korunması gerektiğini öngörüyor. Yapılacak değişimlerde, mutlaka yerel halkın onayına başvurulması gerektiği ısrarla vurgulanıyor. Bu nedenle tasarı yerel kamu hizmetlerini sorunlu hale getirdiği gibi, yerel demokrasiyi de tamamen bitiriyor.

52 il belediyesi bir tarafta, 29 büyükşehir belediyesi bir tarafta olduğundan yerel yönetim sistemi ikili ve birbirinden kopuk bir sisteme dönüştürülüyor. Büyükşehirlerin kurulduğu illerde 27 yeni ilçe de kuruluyor. Hem kurulacak ilçelerin maliyetleri hem de büyükşehir belediyelerine dahil edilen yerel birimlere götürülecek temel hizmetlerin maliyetleri önemli bir kamu harcaması ve bütçe yükü oluşturacak. “Bu düzenlemeyi yapmak için hangi iktisadi, siyasal, yönetsel, toplumsal ve psikolojik analizler yapılmıştır” sorusunu da sormak gerek. Kamuoyu, tasarının gerekçeleri konusunda ikna edilmiş görünmüyor. (Selçuk Üniversitesi, İİBF, Profesör Doktor)