Cari açığın 'Gör' dedikleri

Türkiye'de ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınma 'planlı'dır. Ülke kaynaklarının verimli şekilde kullanılmasını planlamak, Devlet Planlama Teşkilatı'nın (DPT) görevidir.
Haber: SÜLEYMAN YAŞAR / Arşivi


Büyütmek için tıklayınız

Türkiye'de ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınma 'planlı'dır. Ülke kaynaklarının verimli şekilde kullanılmasını planlamak, Devlet Planlama Teşkilatı'nın (DPT) görevidir. Fakat bu teşkilatın hazırladığı planlar her zaman hedeflerden çok farklı sonuç verir. Hiçbir zaman hedeflerin tuttuğu hatta yakınına gelindiği görülmemiştir.
Geçtiğimiz iki yılın, DPT tarafından hazırlanan Yıllık Ekonomik Programları'nda tahmin edilen ortalama döviz kurlarını ele alalım. 2003 yılı ortalama dolar kuru 1 milyon 770 bin Türk Lirası olarak tahmin ediliyor, gerçekleşme ise 1 milyon 495 bin Türk Lirası oluyor. Yine 2004 yılı için ortalama dolar kuru 1 milyon 604 bin Türk Lirası olarak tahmin ediliyor, gerçekleşme ise 1 milyon 422 bin Türk Lirası oluyor. Bu yıl, yani 2005 yılı için ortalama dolar kuru tahmini ise 1.61 Yeni Türk Lirası. Bakalım yıl sonunda ne olacak?
Hesaplar, sonuçlar
Yine DPT'nin öngördüğü cari işlemler hesabına göz atalım: 2003 yılı için tahmin edilen cari açık 3.5 milyar dolar, gerçekleşen açık 6.8 milyar dolar. Yani hedeften sapma oranı yüzde 98. Ardından 2004 yılı için tahmin edilen cari açık 7.6 milyar dolar. Bu rakam yıl ortasında revize edilip açık 10.2 milyar dolara çıkarılıyor, ardından kasım ayında bir revizyon daha yapılıyor açık 14.4 milyar dolara çıkarılıyor. Buna rağmen yılın sonunda gerçekleşen cari açık 15.5 milyar dolar. Yılbaşına göre tahminlerden sapma ise yüzde 104 oranında.
Tahminlerle gerçekleşen rakamlar arasındaki fark bu derecede büyük olunca, bırakın beş yıllık planı, yıllık program yapıp ilan etmenin de anlamı kalmıyor. Denilebilir ki bizim planlarımız zorunlu değil yol gösterici planlar, dolayısıyla sapmalar önemli değil, sapsa da olur sapmasa da... Ne var ki iş o kadar basit değil. Büyüme oranını bir yıl yüzde 5.9, ardından, yüzde 5 tahmin edip sonra yüzde 9.7 büyüyüp, üçüncü yıl tekrar yüzde 5 büyüyeceğim dediğiniz zaman bu durum ekonominin düzeldiğini göstermez istikrarsızlığı gösterir ve tüm toplum bu durumdan zarar görür.
Bu istikrarsızlığın yarattığı cari işlemler açığının dengesiz gelişmesinin anlamına bakalım. Cari işlemler hesabındaki açık, aslında bir ülkenin ürettiğinden fazla tükettiği ve tasarruflarından fazla yatırım yaptığı anlamına gelir. Cari işlemler hesabı fazlası ise tam tersini gösterir. Ülke ürettiğinden az tüketip, tasarruflarından daha az yatırım yapıyor demektir.
Cari işlemler dengesi global ekonomide artık çok önemli bir gösterge.
Tolerans yok
Borç para verenler ürettiğinden fazla harcayan ülkelere belli bir sınırın üzerine çıkılması halinde tolerans göstermiyor. Bankalar, kredi müşterisi şirketlere nasıl bakıyorlarsa, ülkelere de artık benzer ölçülerle bakıyor. Global ekonomide ürettiğinden fazla harcayan ülkelere yeni borç vermedikleri gibi, verdikleri borçları da geri çağırıyorlar. Bu nedenle cari işlemler dengesi sürdürülebilir olmaktan çıkan ülke döviz taahhütlerini yerine getiremez hale geliyor.
Aşağadaki tabloda Türkiye'nin cari işlemler dengesindeki gelişmelerle, Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) ve büyüme hızı arasındaki ilişki yer alıyor. Tabloda gösterilen cari işlemler açığının büyük olması, kriz çıkacak anlamına gelmez fakat bir risk faktörüdür. Aynen yüksek kolesterolü olan bir kişinin taşıdığı kalp krizi ya da felç geçirme riski gibi. Tıptaki bu benzerlikten yaralanarak cari açığın sürdürülebilecek düzeye indirilmesi gerektiğini söyleyebiliriz. Peki nedir bu düzey? Yaklaşık olarak, cari açığın GSMH'ye oranının yüzde 3'ün altına inmesidir.
Türkiye'de ulusal gelirin yüzde beşini geçen cari açığın finansmanı sıcak para ile yapıldığı için, 2004 yılı ilk dokuz aylık verilerine göre vadesi bir yıldan kısa dış borçlarımız 29.5 milyar dolara ulaştı.
Ekonomiyi yönetenlerin çıkıp, "Bu borç kamunun değil büyük bölümü özel sektöründür" deme-si son derece anlamsız. 1980'li yılların başında, 'garantisiz ticari borçlardan' alacaklı yabancılara, "Bu borç devletin değil özel sektöründür" dediğimizde aldığımız, "Biz anlamayız" türünden cevapları hatırlıyorum. Planlananın iki katını aşan bir cari açık, aslında piyasaların peşinden sürüklenen bir 'makroekonomi yönetimini' gösteriyor. Bu sonuç karşısında ne yapacağını bilemeyen AKP hükümeti ise istenmeyen sonucu, "Ekonomiyi büyüttük, ihracatı artırdık" diye sunuyor.
Türkiye ekonomisi 2004'te tarihinin en büyük cari açığını verdi. Cari açık GSMH'nin yüzde 5.2 seviyesine çıktı. Bunun anlamı, geçen yıl Türkiye geçmişinde görülmedik miktarda ürettiğinden daha fazla harcadı.
Dolayısıyla planlandan iki misli sapan açıkla övünmek zorunda kalmak, 'makroekonomik yönetimi' yapamamanın bir sonucu. Ekonomiden sorumlu bakan, hâlâ sıcak paranın girişine engel konulmasına karşı. "Sıcak paraya vergi konulsa da kriz anında bu önlem sıcak para çıkışını engellemez" diyor. Oysa vergi ülkeye girişte konacak, sıcak para arzulanan miktarın üzerinde ise ülkeye giremeyecek. Fakat Hazineden sorumlu Bakan, verginin hangi noktada alınacağından haberdar değil. Dolayısıyla ancak 'sıcak para haşladığında' olayların farkına varacak.
Kararlılık şart
Makro ekonomik yönetim, geniş bir veri altyapısı ve kararlılık gerektirir. Bu altyapı kurulmadan bizi herhalde piyasanın belirsizlikleri ve yetersizlikleri yönetecek ve sonuçlar da sanki istenen sonuçlarmış gibi bir 'başarı' olarak gösterilerek övünülecek.
İstenmeyen sonuçları düzeltecek tedbirleri almayıp bu sonuçları başarı olarak sunmak oportünizm değil de nedir? Planladığınızdan yüzde yüzdört sapsa da, "Piyasalar böyle istedi" diyerek avutulmaya çalışılacağız. "Hangi piyasalar, üç- beş manipülatöre ve spekülatöre teslim olmuş piyasalar mı?" sorusunu sormak kimsenin aklına gelmiyor şu günlerde.
Süleyman Yaşar: Bahçeşehir Üniversitesi öğretim görevlisi