Cihat hakkı meşru bir hak

2003 yılında İstanbul saldırılarını gerçekleştirmekten tutuklu sanıkların mahkemesinde avukatlar, ilkesel olarak üzerinde durulmayı hak eden önemli bir cümle kullandılar.
Haber: SEYİD ZEHRA / Arşivi

2003 yılında İstanbul saldırılarını gerçekleştirmekten tutuklu sanıkların mahkemesinde avukatlar, ilkesel olarak üzerinde durulmayı hak eden önemli bir cümle kullandılar. Avukatlar, sanıkların saldırılarla bir ilişkisi olmadığını ve sadece cihat çağrısı yaptıkları için yargılandıklarını ifade ettiler. Avukat Osman Karahan, Bosna-Hersek, Irak ve Filistin gibi İslam ülkelerindeki savaşlara değinerek Şam'dan sonra sıranın İstanbul'a geleceğini belirtiyor ve 'cihadın her Müslüman'a farz olduğunu' ekliyor.
Haddi zatında davanın ayrıntıları ve sanıkların bu eylemlere karışıp karışmadıkları bir yana -ki bu, mahkemenin konusudur- 'cihat hakkıyla' ilgili bu konuşma ve tutum önemli gerçekten. Türk avukat sorunu güzel bir şekilde özetledi. Zira bugün İslam ümmeti bütün cephelerde şiddetli bir savaşa maruz kalıyor. Afganistan ve Irak bu savaşın sadece iki aşamasından ibaret. Saldırılması hedeflenen Arap ve İslam ülkesi listesi uzun. Bu savaşın hedefleri ve boyutları biliniyor ve açıklanmış durumda zaten. Sadece Arap ve İslam ülkelerinin toprağını, egemenliğini ve bağımsızlığını hedeflemiyor, aynı zamanda kimlik ve kültürü hatta İslam'ın kendisini hedeflemekte.
İlan edilmiş bu çetin savaş karşısında eldeki bütün araçlarla cihat ve direnişin Arap ve Müslümanların hakkı olmadığını kim söyleyebilir? 'Cihat hakkı' ile ilgili bu konuşma ve tutumun belirlenmesi, dediğimiz gibi bugün önemli bir konuşma. Zira Arap ve İslam ülkelerimize ilan edilmiş savaşın eksenlerinden birisi de cihat hakkını alma ve bu hakkı suç sayma girişimidir. Filistin'den Irak'a ve oradan bütün İslam ülkelerine kadar hepimizin bildiği gibi bizden istenen, bütün direniş örgütlerini 'terörist' örgütler ve bütün direnişçileri 'teröristler' olarak görmemizdir.
Bu mantığa boyun eğmemiz mümkün değildir. Çünkü bunu kabul etmek, ülkelerimizi savunma görevinden vazgeçmek demektir. Peki herkesten direnişi suç saymalarını isteyen ABD'nin kendisi ne yapıyor? 11 Eylül'den itibaren, Afganistan ve Irak savaşlarıyla birlikte ve Arap-İslam dünyasına yönelik kampanyaları sırasında başkan Bush'un Amerikan halkına söylediği esaslı bir gerekçe vardı. Bush bu savaşın Amerika'yı korumak ve Amerikan topraklarına saldırıları engellemek için kaçınılmaz olduğunu ifade ediyordu. Peki ABD, ülkelerin işgalini, halklarının sürülmesini, doğal kaynaklarının yağmalanmasını ve başka ülkelere saldırı tehdidini, kendisini ve Amerikan vatandaşlarını savunmak için kaçınılmaz olarak görüyorsa Arap ve Müslümanların vatanlarını savunmaları nasıl hakları değil!? İşin ilginç yanı, Amerikan araştırma merkezleri araştırmacıları seferber etti ve İslam'da cihadın nasıl bir anlamı olması gerektiğiyle ilgili araştırmalar yayımlattı. Bütün araştırmalar aynı şeyi söylüyor.
Kendi fetvalarına göre cihat, tıpkı Irak'ta olduğu gibi silahlı direniş değil, bedeni/nefsi cihat anlamına geliyormuş. Bu, ilginç bir durum gerçekten. Zira Arap ve İslam ülkelerine ilan edilmiş savaş, misliyle karşılık verilecek bir savaş değil! Oysa Amerikan işgali örneğin Irak'ta bütün bu katliamları işlerken nasıl olur da orada yaşayanların silahlı direnişleri meşru olmaz?! (Bahreyn gazetesi Ahbar El Haliç, 22 Aralık 2005)