Çıkış planının zamanı geldi

Irak seçiminden temsile dayalı ve istikrarlı bir hükümet ortaya çıkabileceği umudu pek fazla değil; sonucu ne olursa olsun, seçimin meşruiyeti de tartışmalı olacak.
Haber: H.D.S. Greenway / Arşivi

Irak seçiminden temsile dayalı ve istikrarlı bir hükümet ortaya çıkabileceği umudu pek fazla değil; sonucu ne olursa olsun, seçimin meşruiyeti de tartışmalı olacak. Bunun nedeni sadece süregiden şiddet ve birçoklarının oy kullanamayacak olması değil; aynı zamanda müstakbel hükümetin Amerika'nın gücüne dayanması ve birçok Iraklının gözünde meşruluğunu baltalayacak olanın bizzat kendi varlığı olması.
Bu yüzden herhangi bir Irak hükümetinin ikilemi şu olacak: Ya iktidarda kalmak için sırtını Amerikalılara yaslayacak ya da meşruiyet elde etmek için Amerikalıları uzaklaştırarak kargaşa riskini göze alacak. Birçok Iraklının Amerikalıların yüzünde gördüğü şey, kapıyı tekmeleyip duran kaba bir güç. Amerika'nın Irak'taki varlığı çözümün değil, sorunun bir parçası haline gelmiş durumda.
Fakat Bush, Irak içinden ve dışından gelen seçimi erteleme çağrılarını reddederek doğru bir tavır sergiledi. Her şeyden önce şiddetin kısa bir süre içinde azalması mümkün değil. İkincisi Irak'taki Şii çoğunluk iktidarı şimdi istiyor ve seçim iktidara giden en makul yol. Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nu izlerken tanık olduğum konuşmalardan, İran'dan Irak ve Suriye'ye, oradan Lübnan'a uzanan bir 'Şii hilalinden' korkan tek Sünni Arap'ın Ürdün Kralı Abdullah olmadığı açıkça anlaşılıyordu. Kürtlere gelince, Irak devletinin parçası olmayı sürdürseler bile, Bağdat'ın yetkisinin yarı özerk kuzeye kadar uzanmasına asla izin vermeyecekler.
Sünni direnişi de giderek milli bir davaya dönüşüyor. Neredeyse bütün istihbarat tahminlerinin, en iyi ihtimalle kırılgan bir istikrarın, en kötü ihtimalle bir iç savaşın söz konusu olacağı konusunda ağız birliği etmesinin nedeni de bu.
Bush, kendisine ikinci seçim zaferini getiren iyimserliğini sürdürüyor; silahlı direnişin 'seçimlerden korkan bir avuç çapulcudan' ibaret olduğunu her fırsatta yineliyor. Parti çizgisi, isyanın Baas kalıntılarının, dinci fanatiklerin, yabancı savaşçıların ve suçluların işi olduğu söyleminde ısrarlı. Sayılan bütün bu grupların direnişte yer aldığına kuşku yok. Saddam Hüseyin'den nefret eden, fakat Amerikan işgalinden daha da fazla nefret eden Iraklıların giderek direniş saflarına katıldığı gerçeğini görmezden geliyor. Amerikalıların, nispeten de olsa kurtarıcılar gibi görüldüğü günler artık çok geride kaldı.
İroni şu: Irak savaşı, vaktiyle gaddar fakat laik olan bir ülkedeki İslami grupları fazlasıyla güçlendirdi. İslami etki büyüyor, zira bugün İslamcılar, aynı 2. Dünya Savaşı'nda direniş hareketlerine daima hükmetmiş olan komünistler gibi, iyi örgütlenmiş durumda ve yüksek motivasyona sahip.
Hem Şii hem de Sünni dinci güçler öne çıkacaktır. Bu Irak tarzı bir teokrasiye yol açmayabilir, fakat Bush yönetimi, Irak macerasına kalkışırken öne sürdüğü iddialarının tam tersine, İslam ve İslami militanlıkla çok daha fazla uğraşmak durumunda kalacak.
Bush Irak seçimini, çıkış stratejisinin bir parçası kılmak zorunda; Amerikan kamuoyu savaş karşıtı rüzgârlara kapılmaya başlamadan önce, ardında seçilmiş bir hükümet bırakmalı. Fakat çıkış stratejisinin diğer ayağı konumundaki muteber bir Irak ordusu ve polis gücü inşa etme süreci başarılı olamadı. Condoleezza Rice'ın eğitilmiş Irak güvenlik güçlerine dair verdiği abartılı rakamlara, Amerika'nın Bağdat'taki güvenilir büyükelçisi John Negroponte bile arka çıkamıyor.
Bush, Irak'taki durumun, gerek bugün gerekse geçmişte, tarif ettiği gibi olmadığını elbette biliyor. Kitle imha silahı aramaktan sessiz sedasız vazgeçildi ve savaş gerekçemiz özgürlüğü yaymak haline geldi. Bush'un sert yemin töreni konuşması, Irak'ta yaşananlar göz önüne alındığında, Amerika'nın özgürlüğü yayma misyonunun sonuçlarından korkan birçok çevreyi endişelendirdi. Konuşma sonrası yayımlanan bir karikatür Bush'u, Özgürlük Anıtı'nın giysileri içinde Ortadoğu'nun üzerine eğilmiş, bölgeyi elindeki fenerle aydınlatırken tasvir ediyordu. Karikatürün altında da, 'Özgürlüğün vahşi ateşi' ibaresi yer alıyordu.
Bush yönetimi Amerika'nın Irak savaşına gitmekteki gerekçesini yeniden tanımlamakta dikkat çekici bir başarı kaydetti, fakat anlaşılan Amerika'nın Irak'taki kara kuvvetleri komutanlığına atanan tümgeneral John R. Vines mesajı almamış. Zira Vines'ın ekibine önerdiği okuma listesindeki kitaplar arasında, H. R. McMaster'ın 'Görev İhmali: Lyndon Johnson, Robert McNamara, Genelkurmay ve Vietnam Savaşı'na Götüren Yalanlar' adlı eseri de var. (28 Ocak 2005)